Okunması şart makaleler:

Tasavvuf ve Tarikatlardan Yeni Dünya Dinine: Bölüm 1 ve Bölüm 2
Komünizm, Kızıl Devrim, Sovyetler Birliği ve Şirketler
İnsan, Din ve Kuran
Bu da amme hizmeti: Okunması Gereken Kitaplar Listesi

Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

YENİ: Youtube'daki hodor hodor konuşmalarım için buradan alalım.

28 Ocak 2018 Pazar

Racon Öldü

Selam.

Racon derken eli tespihli semt abisini, Çakır'ı, Memati'yi kastetmiyorum. Racon; adı koyulmamış ve kimsenin kimseye öğretmesine dahi gerek olmayan, apriori bilinip uygulanması gereken kurallardır.

Otobüste Arap'ın teki kartonun içinde BigMac menü yiyordu, patatesleri ketçaba bandırıyor, hamburgerden aldığı koca parçayı ağzı açık çiğniyordu. Prensip sahibi bir seri katil olsaydım listeme ağız şapırdatanları da eklerdim, o derece sinir olurum. "ÇOK MU ACIKTIN FERMAN?" diye bağıracaktım sinirden amına koduğumun kavruğuna. Neyse, demek istediğim, otobüste yemek yemenin raconu bellidir ve bunu kimsenin sana öğretmesine gerek yoktur. Mesela sabah okula ya da işe yetişmek için kahvaltı yapmadan evden çıkmışsındır, yemeğini yolda yemen gerekiyordur, alırsın poğaçanı, açmanı, simidini, onları da hart diye ısırarak yemezsin, poşetin içinde koparırsın bir lokma, onu da ağzına atar sessiz sessiz çiğnersin. Tecrübeyle ve sezgiyle biliyorsundur zaten toplu taşımada yemek yeme usulünün bu olduğunu.

Bu sadece racon demekle neyi kastettiğim anlaşılsın diye verdiğim bir örnekti, yoksa işin görgü kuralı boyutunda değilim, beni kahreden esas şey; insan ilişkilerinde de bu adı koyulmamış kuralların artık geçerliliğinin kalması.

Gizlemek artık yalandan sayılmıyor. Bir şeyi saklamak ile bir şey hakkında yanlış beyanda bulunmak elbette birbirinden farklı kavramlardır. Fakat artık bir insandan gizlememen gerektiğini bildiğin bir şeyi gizlediğinde, sırf bu yaptığın yalan söyleme kategorisine girmiyor diye kendi avutup suçluluk dahi hissetmiyorsun ya, işte ben bu dejenerasyona şahit olmaya katlanamıyorum. Hasbelkader gizlenen şey ayyuka çıktığında da "Sormadın ki?" ve bunun türevi cevaplarla kendini, yanlış bir şey yapmadığın yönünde aklayabiliyorsun. Evet kağıt üzerinde haklısın, gizlemek ve yalan söylemek farklı tanımlara sahip kavramlardır. Fakat siktir et kalemi kağıdı, adı koyulmamış kurallara, racona, insanı insan yapan ve kağıda dökülmesine lüzum olmayan değerlere göre gizlemek ile yalan söylemek arasındaki fark öyle keskin çizgilerle birbirinden ayrılmaz, ayrılmamalı. Neredeyse eşdeğerlerdir. Bunu sen de bilirsin, ben de bilirim ama zorda kalındığında sen de, ben de yazılı olmayan ve dolayısıyla artık hiçbir değeri kalmayan bu kuralları çiğner, meşru olan tanımlara başvurup kendimizi aklarız.

Her canlı acıdan kaçmaya endekslenmiştir, acı demek hayatını riske atan bir tehlike demektir. En bağır basan içgüdü, yaşama içgüdüsü olduğundan dolayı, evrim bizi uzun yıllar boyunca acıdan kaçmamız gerektiği yönünde terbiye etti. Lakin konu insan olunca, işin içine ahlaki değerler de girer ve yaptığın eylemin sorumluluğunu üstlenmen gerekir. Fakat genellikle (ama çok çok çok genellikle) hayvani olan acıdan kaçma güdüsü, insani olan ahlaki değerlere üstünlük sağlar. Böyle olunca da, rasyonel tarafının inanmadığı yalana, sırf acıdan kaçmak için kendini bile inandırırsın ve en başarılı yalancılar da, kendini kandıranların arasından çıkar. Sırf acıdan kaçmak için, değil başkalarına, kendine bile yanlış bir şey yapmadığını telkin edersin, kim sikler raconu, adı koyulmamış kuralları?

Racon önemini kaybedince, aldatmak bile normalleşir. Bu sosyolojik olarak da böyledir, bireysel olarak da. Toplum bireylerden oluşur, toplumun ahlakı ise bireylerin ortak keyfi yargılarına göre şekillenir. Aldatan bireylerden oluşan toplumun ahlak anlayışı da aldatmayı normalleştirir. Bu normalleşme süreci bir devrim gibi aniden değil, evrim gibi yavaş yavaş olur.

Evrim her zaman olur, bir sonu yoktur, toplumun evriminin de bir sonu yoktur. Ahlaki değerler keyfiyete göre belirlendiği için de, ahlaken neyin doğru neyin yanlış olduğunun kesin olarak belirlenebileceği bir döneme ulaşılmayacaktır. O nedenle ahlak anlayışımız her zaman araftadır, geçiş dönemindedir. İnsanların "ahlak" zannettiği bu şey ise aslında sadece "değer yargısı"dır ve değer yargıları her zaman ara form olmaya mahkumdur. Bugünün yanlışı, yarının normali, sonraki günün de olması gerekeni olur.

Ben evrensel ahlaki değerlerin varlığına inanıyorum, fakat toplumun nasıl şekillendiğini görmemek için de aptal olmak lazım, sürekli değişiyor "doğru"lar ve "yanlış"lar.

Ahlak ya insan uydurması değer yargılarıdır ya da insanların değer yargılarından bağımsız olarak vardır. Ahlakın bir, tek ve değişmez olduğuna inanan, bunu böyle kabul eden, aksi takdirde ahlak diye bir şeyin manasının kalmayacağını gören bir insan olarak, insan içine her karıştığımda anam sikiliyor. Çünkü biz daha geçen gün bunu beraber ayıplıyorduk, şimdi herkes yaptığı için "amaan takma kafana, herkes böyle" diyorsun. Hayır, sen hiçbir zaman o şeyin gerçekten yanlış olduğunu düşünmedin, sadece o zamana kadar o yanlışı yapma imkanın yoktu, artık yapabildiğin için normal kabul ediyorsun. "Yedik işte bir bok" desen razıyım, bundan daha insani ne olabilir ki? Fakat yaptığının yanlış olduğunu da kabullenmiyorsun artık, çünkü keyfi yargıların artık seni o yanlışın doğru olduğuna inandırdı. Vicdanın rahatladı.

Televizyon ile değer yargılarımız ve ahlak anlayışımız değişti fakat yine de tamamen cesaret edemiyorduk bu yeni değer yargılarına geçiş yapmayı. İnternet ve sosyal medya ile de bu dejenere olmuş değerleri uygulama şansına eriştik. Ondan sonra da bu yeni boktan ve dejenere değer yargılarını hem kendine, hem de "yalnız olmamalıyım, hadi sen de benimle aynı fikirde ol diye" başkalarına bir misyoner edasıyla kabullendirir oldu insan. Sosyal medya, açık pazar, talep de çok, aldatıyorsun. Çünkü artık kaynaklara erişim çok kolay. Arz da bol talep de.

Ben acıdan kaçmak için insanlardan kaçıyorum, çok yıpratıcılar ama rasyonel tarafım bana insanlardan uzaklaşma denen boku dozunda yapmam gerektiğini söylüyor. Hem şahsi ideallerim, hem de ihtiyaçlarım için. Eh Howard Roark idealize bir roman kahramanı, bir übermensch... Bizim içinse sevme ve sevilme bir ihtiyaç, hem de çok önemli bir ihtiyaç. Sadece sevilme değil, sevme de çok büyük bir ihtiyaç ve sevmeye layık çok az insan olduğu için sevmek, sevilmekten bile daha zor karşılanabilen bir ihtiyaca dönüştü.

"Keşke muhafaza edilebilecek bir değer kalsaydı da muhafazakar olabilseydim, çünkü muhafazakar olmak, isyankar olmaktan daha kolay" derdim. Yok ama, gittikçe anası sikilen domestik değerleri, raconu, adı koyulmamış kuralları muhafaza etmek için, karşında sayısı milyarları bulan bir dejenere ordu olduğundan dolayı bu iş hiç de kolay değil.

En kötüsü de, sen de meylediyorsun etrafına. Manipüle olman çok kolay. Haliyle sen Muhammed değilken, yanında Hatice, Ebu Bekir, Ali yok diye şikayet etme hakkına da sahip olamazsın. Şahsen artık birisi canımı acıttığında, o kişiye karşı oldukça adaletli ve dürüst olmuş olsam bile haksızlığa uğradığımı düşünmüyorum, bütüncül tabloya baktığımda hak ettiğimi bulduğumu, hatta az bile bulduğumu düşünüyorum. Kişisel algılayamıyorum artık olayları. "Bana ha, bana? Lan benim gibi adama yapılır mı bu?" diyorsan kafanı sikeyim, öyle bir yaparlar ki. Birincisi, sen hayatınca boyunca ok gibi dümdüz bir insan mı oldun ki kötülüğe maruz kalmaktan münezzeh olasın? İkincisi, sana onu yapan, herkese yapardı, sana denk gelmiş sadece, çok büyütme, efendi uslu acını çek sadece.

Ben karakterin değişebildiğini asla düşünmüyorum. "Olur mu ama, adamın başına büyük bir olay geliyor, o günden sonra bambaşka birisi oluyor", evet bunun gibi örnekleri görüyoruz etrafımızda seyrek de olsa, fakat o değişen insanın, karakterinin bir parçası da zaten o yöneldiği yanıydı. Sıra şimdi karakterinin o yönünün baskın gelmesinde. Fakat iyiye doğru değiştiğini zannettiğin bir insan, daima o içindeki canavara uyma potansiyeli taşır ve muhtemelen uyacaktır da. "Bir kez aldatan, yine aldatır" sözü var ya, bu da klişedir ve bu da doğrudur.

Tüketim deyince akla hemen mal, mülk, eşya gelir. Biz birçok şeyi tükettik, zira artık imkan sahibiyiz. Kapitalizm alım gücünü de, kaynaklara erişim imkanını da arttırdı. Bu, iyi olduğu kadar kötü sonuçlara da yol açtı. Saf kalması gereken değerleri de tükettik ve bunların içini boşalttık. Zaten yetinmemeye, doymamaya programlanmış tabiatımız ile, daha fazla tükettikçe daha mutlu oluruz zannettik. Oysa "daha fazlası" ile "daha iyisi"ni hep birbiriyle karıştırdık. Daha fazla insan arasına karıştıkça daha mutlu olurum zannettik, olamadık. Daha fazla insanla sevişirsem daha mutlu olurum dedik, olamadık. İnsan doyumsuzdur, bu insanın var olan tabiatıdır, bu tabiata sahip olan insanın ise "daha fazla" ile kendini mutlu edebileceğini zannetmesi, bizim anamızı sikti. 

Racon kalmayınca, değerlerin içi boşaltılınca, duygusuzlaştık. Duygular olmadan insan sağlıklı bir şekilde düşünemez. Bakın duygusallıktan bahsetmiyorum, duygu diyorum. Misal şöyle bir örnek vereyim, şu Ridley Scott'ın meşhur Alien filminden, en eski olanı. Hani bir grup eleman bir gezegen keşfi esnasında tesadüfen tuhaf bir yaratıkla karşılaşıyor, baya vahşi, tuttuğunu sikiyor. Ayrıca bizim keşif ekibinin arasında da insan kılıklı bir android (robot işte lan) var. Bunları keşfe gönderen şirket yemiş bizim ekibi, ekipten gizli olan esas görevi idare etmesi için bu insan kılıklı robotu görevlendirmişler. Film ilerleyince bu elemanın robot olduğu anlaşılıyor, bunu parçalıyorlar falan. Ve duygu sahibi olmayan bu robot, duygu sahibi olmayan diğer vahşi Alien hakkında şunları söylüyor:



"Mükemmel organizma. Saflığına hayranlık duyuyorum. Hayatta kalmaya endeksli (survivor). Vicdan, pişmanlık ya da ahlak kuruntularından arınmış."

Duygular olmadan insanın sağlıklı düşünemeyeceğinden kastım işte tam olarak buydu. Alt metin olarak da olsa güzel işlemişler konuyu.

Adı koyulmamış değerleri ve raconu çiğneyince, biz de buna dönüştük. Duygularımız kalmadı diyemem ama kullanılmayan her beceri, her organ gibi o da köreldi. 20 yaş dişi gibi bir artık organ oldu artık vicdan. Acı veren ve kullanılmamaktan körelmiş, fakat yine de tam olarak yok olmayı becerememiş artık bir organ, bir yük...

Duygusuzlaşmayı doğal karşılar olduk. Yineliyorum, duygusallık denilen aptallıktan bahsetmiyorum, bizde hassas veya duyarlı olmak gibi algılansa da duygusallık; akıldan çok içgüdülere uymak demektir ki bu düpedüz embesilliktir. Fakat duyguların tamamen elendiği bir düşünce, rasyonel olamaz. Kuran'da "Aklını ve gönlünü çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz" ifadesi birçok yerde geçer, hah işte onu kastediyorum (2/269, 3/190, 12/111 vs).

Rasyonellik ve akıl, insan kararlarında daima ilk kriter olmalıdır. Rasyonelliğe uymayan şey çöpe atılmalıdır. Fakat akıl, duygudan tamamen arınırsa, geriye sadece zeka kalır ve bu zekanın ne uğruna bir şeyler ürettiği bilinemez. Meramımı bir de şöyle anlatayım;

Öjenik diye bir olay var, İngilizcesi "eugenics". Eski Yunancadaki "eu" (iyi) ve "genos" (ırk) sözcüklerinden geliyor. İyi ırk/iyi gen demek işte. Şimdi biz eskilerden beri ağaçlara aşılama yapıp daha iyi mahsul elde etmeye çalışıyoruz ya veya ne bileyim en sağlıklı ve çevik atları birbirleriyle çiftleştirip en iyi atları yetiştiriyoruz ya, Francis Galton 19. yüzyılda bunun aynısının insanlar için de yapılabileceği fikriyle çıkageliyor. Aslında ondan önce diyenler de var, Platon'un devletinde de daha süper insanların doğması için hangi kadın ile hangi erkeğin doğum yapma amacıyla seks yapması gerektiği devlet tarafından belirleniyor. Platon'unki teoride kalıyor ama pratikte ilk uygulayanlar Spartalılar oluyor. Erkek bebek doğar doğmaz bilgeler tarafından kontrol ediliyor, "cılız lan bu, bundan bi sikim olmaz" dedikleri bebeği nehre atıp öldürüyorlar. Belki Spartalıların iyi savaşçılar olmasında bunun payı vardır ki bence muhtemelen var.

Galton zeka, fiziksel özellikler hatta aristokrat bir aileden gelme gibi birtakım kriterleri baz alarak daha süper bir insan neslinin yetişmesi için sadece bu özelliklere sahip olan insanların üremesi gerektiğini savunuyor. Galton, dehası herkesçe kabul edilen bir adam, matematikten sosyolojiye bir sürü dala hakim. Fakat Galton'ın öjenik fikrine "sahte bilim" deniyor. Oysa sahte bilim yapmıyor, bu konu üzerine yazdığı makaleleri ve kitapları incelediğimde gördüm ki adamın yöntemi tamamen bilimsel. Galton'ın öjenik fikrine sahte bilim denilmesinin yegane sebebi, tabi ki bunun insanlık dışı ve vicdansız bir fikir olmasıdır, yoksa hiç de sahte bilim değildir. Vicdana sığmadığı için "sahte bilim" iftirası atılıyor adamın tezine.

Bilim, Galton'ın öjenik fikrinin "doğru" mu "yanlış" mı olduğu konusunda bir şey söyleyemez elbette, bu etiğin alanıdır, fakat "Öjenik insanları daha yakışıklı ve güzel yapar mı?", "Öjenik insanları daha zeki yapar mı?" gibi sorulara bilim cevap verebilir.

Galton'ın fikri "bilimsel değil" deyip bir kenara fırlatılamaz, fakat "yanlış" demek için elimizde tek bir sebep var: Ahlak.

Galton'ın kendisinin duygudan yoksun olduğunu söylemiyorum elbette, adamın bir ideali var işte. Fakat duygu olmayan bir rasyonalite, Galton'ın fikrini onaylardı. Tıpkı Alien filmindeki robot gibi.

Duygularımız köreldikçe, vicdanımız da köreliyor. Adı koyulmamış kurallar çiğnenmeye başlandığında, racon bittiğinde, onaylanmaması gereken birçok şey normalleşiyor: Gizlemek, saman altından su yürütmek, verdiğin sözü tutmamak, ihtiyacı olana bir pay vermemek, aldatmak, kandırmak, daha fazlasını elde etmek için her şeyi kendine mübah kılmak... Kuran'ın deyimiyle: "kendini her türlü ihtiyacın üstünde görmek" (80/5, 96/7).

Yanlış anlama, ben iyiyim millet kötü demiyorum, aksine o kadar ayıpladığım insanlardan biri haline geldim ki, o yüzden başıma gelenleri hak ettiğimi düşünmekle kalmıyor, bunun böyle olduğunu biliyorum. Sen de mastürbasyon yapma hiç "evet ya dünya bu hale geldi" diye, aynı bokun laciverdiyiz aşağı yukarı, çok az insanı istisna görelim ki herkes de kendini bu gibi durumlarda o istisnadan sayar. Lan sayınız bu kadar çok olsaydı adına "istisna" denmezdi bunun.

Sahip olunan imkanlar, karı kız, şu bu arttıkça "Ben çok erken doğmuşum yaa" lafını daha sık duyar oluyorum insanlardan. Bense çok geç doğduğumu düşünüyorum. Ne olurdu ki, 30-40 sene yaşasaydık da bu kadar karışık olmasaydı her şey. İdeallerimiz yine büyük olurdu ama hayatlarımız daha küçük olurdu. Ne bileyim evet belki boktan bir hastalık yüzünden ölürdük ama daha sakin yaşardık. Ava çıkardık, balık avlardık, akşamları ateş yakar etrafında iki kap bira içerdik. Nedir yani.

Ben 15 yaşımdayken benim için başkalarından dayak yiyen, biz yalnızken de bana dayak atan Siirtli Hasan'ı özlüyorum. Başkaları olduğunda seni satan, yalnız kaldığında da sana sahte sevgi gösterilerinde bulunan raconsuz orospu çocuklarını değil.

Sikeyim anasını.


80 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. sevişelimmi?

      Sil
    2. yavaş lan. soru ekleri ayrı yazılır :d

      Sil
    3. Hanımefendi merhaba ,ben ömer yukarıdaki öküzlerin kusuruna bakmayın ,saygılarımla...(ironi amaçlıdır)

      Sil
    4. ahahahahhahahahahhaaa çıldırıyorum

      Sil
    5. Cemre, yazdıklarımı lütfen iyi oku. Çünkü eğer ilerde BİLİRSEN, bildiğine çok şükredeceksin. ve sen bilirsen, seslendiğin kitleye zamanında Ayştaynın evrenin sonsuzluğu hakkındaki zannı hakkında''kariyerimdeki en büyük yanılgı'' dediği gibi sende bunu diyeceksin. Lemaitreyi hor gördüğü gibi sende hor gördüğün zamanlara küfredeceksin.

      Çünkü o zanda bulunduğun tasavvuf yani Allah'a aşk yolunda öyle güzel nimetler var ki sen bunlardan kendini uzak edip kendini öldürüyorsun.Neden bu kadar depresif ve imansız olduğunu zannediyorsun? Hayır,iman sadece akıldamıdır yoksa kalptemidir? Neden Kuranda sürekli kalbe atıf var? Ateistlerin zanda bulunduğu gibi Muhammed kalpten düşündüğümüzü mü zannettmiş? yani sapınca kalptemi sapıyoruz yoksa kalpte bir iman nuru varda omu alınıyor?

      Cemre, şimdi herşeyi bir kenera bırak ve atacağım sitedeki zikiri yap namazlarından sonra. o bomboş Kalbinin nasıl ısındığını, nasıl iman ve aşkla dolduğunu YAŞA ve GÖR. Eğer nefsine ve şeytanın vesveselerine galip gelirsen nasıl bizim gibi güzel kokular alacağını, namaz kılarken üzerine nurlar yağacağını ve çok daha fazlasını, o sitedeki her insan gibi Allahın lütuflarını yaşayacağını gör. Hayır plasebo deme çünkü ben onların yaşadıklarını okumadan yaşadım. Ama önyargını bırak ve lütfen siteyi incele, çünkü seni temin ediyorumki, -ahir zamanda- kurtuluş orada.. Artık birşey desemde etkisi olmaz, bizim gibi araştır, YAŞA ve GÖR.

      veyselkarane.com

      - Rabbini de çok zikret ve sabah akşam tesbih et. (Al-i İmran 41)

      - Bunlar, Allah'a iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşanlardır.İyice bilin ki ancak Allah'ı zikretmekle kalpler yatışır ve huzur bulur. (Ra'd 27, 28)

      - O halde yazıklar olsun o Allah'ın zikrini terk eden kalpleri katılara..Onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler. (Zümer 22)

      - Gerçekten Allah'ı, Ahiret gününü arzulayanlar ve Allah'ı çok zikredenler için,size Allah'ın Resulünde(takip edeceğiniz) pek güzel örnek vardır. (Ahzab 21)

      - Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar varya Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. (Ahzab 35)

      - Sabah ve akşam içinden yalvararak ve korkarak yüksek olmayan hafif bir sesle Allah'ı zikret. Gafillerden olma. (Araf 205)

      - İman edenlere vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikriyle titremesin. (Hadid 16)

      - Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah'ı zikrederler;
      göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:"Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin. Artık bizi cehennem ateşinden koru. (Al-i İmran l9l)

      Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

      Bakara Suresi, 74. ayet: Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.

      Al-i İmran Suresi, 167. ayet: Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.

      Nisa Suresi, 63. ayet: İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.

      Fetih Suresi, 4. ayet: Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

      Sil
  2. olm gene okutturdun kendini sabah sabah. evet sadece akılla da sadece içgüdü ile de düşünülemez. aynı anda ikisi de gerekiyor. teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Eee sikko sen insanların belli bir racona uymasını istiyorsun yani robotlastirmak istiyorsun.

    Ağzını sapurtadan arap,orada gerçekten yanlis mi yapıyordu yada sırf sen sapurtdatma sesinden rahatsız oldun diye mi onun yanlis olduğunu söylüyorsun?

    Diğer konularda katılıyorum sana.
    Devam et sakin unutma bloğu sikmiyim kaynatani.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen kardeş racona uymayalım, robotlaşmayalım. Ben senin evinin salonuna sıçayım. Sonra diyeyim ki "Ben burada gerçekten yanlış mı yapıyorum, yoksa sırf sen bok kokusundan rahatsız olduğun için mi yanlış olduğunu söylüyorsun?"

      Sil
    2. .d mesela ben sapurtadarak yiyen birinden zerre rahatsizlik duymam.

      Ama sikko sirf nefret ettigi icin adami kotuluyor.bende onun icin soruyom adam orada gercekten yanlis mi yapti? Diye.

      Sikko eski donemini ozluyor ve o donemdeki ortami bulamiyor diye hayıflaniyor.
      Insanlarin eski donemdeki gibi olmasini istiyor fakat oyle bir durum mumkun degil.

      Sen 90 lari ozlersin 90dakiler 80 leri 80 dekiler 60lari ozler..
      Eskiye ozlem hep var oldu insan oglunda.

      Sil
  4. İyi oldu bu yazı. iett de herkes çok mutlu çok cool görünüyor- görünme çabasında- oysa benim kafamda yeliz “ yalaaaaann” diye bağırıyor.

    YanıtlaSil
  5. Bunların düzenine sokayım..

    YanıtlaSil
  6. Dogru ve bir o kadar rahatsiz edici..

    YanıtlaSil
  7. bira mı? haram değil mi?

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. yemin ederim şu bloğu okuyanların onda dokuzu mal. Çoğunuz götünüzün kenarıyla anlıyosunuz. Beyinsizsiniz. Adama yazık lan. Yorum yazmayın siz asabım bozuluyo. aynı yazıyı okuyoruz da siz niye böyle gerizekalı çıkarımlar yapıyosunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen, katılıyorum.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  11. Actualized.org adli YouTube kanalından Self-Deception 1-2 videolarına bir göz atar mısın ?

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Eline sağlık.Tartışmalı ayetler hakkındada yazılarını bekliyoruz

    YanıtlaSil
  14. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  15. Yazından herkesin mükemmel olması gerektiğinden dem vuruyorsun.Bir filmde adam şunu diyordu "benim bir pislik olma hakkımı elimden alamassın" ben bu herşeyi açıklıyor.Madem iyi kötü diye bişey yok hiçbişey yok.Akıl yok diye dinen muaf tutulan hayvanlarda bile karakter farklılıkları var buna ne denir.Kısaca hiçbişey aslında yok tartışmada yok konuşmayada gerek yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baba özetlemiş!Deli işi valla bravo

      Sil
  16. GÜZEL SÖZLER

    YanıtlaSil
  17. “Kari- kiz” ne demek ya? Bildigin kadinlari ‘ esya’ kabul ediyorsun sen? Bunca kitap oku, dusun, tasin... sonuc; kadini mal zannet hala.! Kitaplar dolusu cehalet!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. feminazi geldi amınakoyim şlasşldlşas burası sana göre değil sg KARI

      Sil
    2. Karı diyince irkilip, kendini mal görmenin sebebi , toplumumuzda karı kelimesinin sürekli benzetme yapılarak kullanılmasından kaynaklanıyor. '' Karı gibi yeme, karı gibi konuşma '' gibi. Oysaki karı-koca , bu benim karım gibi tabirler bu şekilde kulak tırmalamıyor. Karı- kız kelimesinin eşya gibi gözükmesi ne alaka peki ? Ayrıca çok kitap okumanın veya düşünüp araştırmanın, kadınları ne zannetmesiyle ne alakası var ? Bir insan dünyadaki bütün kitapları okuyarakta erkeklerden nefret edebilir veya kadınlardan nefret edebilir. Bunun kendiyle çelişen bir yönü yok. Kaldiki burda kadınlara olan nefretle alakalı bir söylem yok örnek vermek için söylüyorum. Koca yazıdan karı- kız kelimesini alıp insanı cahil diye tabir etmek te senin cahilliğin olsa gerek. Yaşasın feminizm.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    5. CEMRECİM BİR DAHA UGRAMAM BURALARA ZATEN ARTİK 5 YİL ONCEKİ TADİ VERMİYORSUN!!! lhkldknfdlkgfkgfkkfdojfdkfdkdjvdfkekjcnvcosd

      Sil
    6. sanırım bir annesin eğer öyleysen lafımı geri alıyorum o çocuğunla empati yaptım hoş olmadı

      Sil
    7. "Siktir git" de cinsiyetçi bir küfür yalnız, eril cinsiyet organına üstünlük atfediyor. Feminizme göre sadece göt üzerinden küfür edebilirsin. Davana ihanet etmişsin.

      Bir başka deyişle, siktir git ya.

      Sil
    8. Asagilik kopek! Seni adam yerine koyup yazilarini okuyan da kabahat. Embesil, ben nerde feminizmden bahsettim. Layigini bulmussun, kendin gibi gotlerle devam et.

      Sil
    9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    10. umay sarıkaya30 Ocak 2018 16:23

      mine,
      sen de aşağılık köpek diyerek türcülük yapmışsın, bilmem farkında mısın? insanlara hakaret etmek için bin çeşit kelime varken birine köpek diyerek hakaret ettiğini sanmışsın. Siktir git diyerek cinsiyetçi zihniyetini de ortaya dökmüşsün.

      o türcü zihninle aşağı bir varlık olarak görüp ismini hakaret etmek amaçlı kullandığın köpek hayvanı var ya o eğitilir ama senin gibi insan hayvanları EĞİTİLEMEZ.

      Sil
    11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    12. şimdide duygu sömürüsü yapma be feminik sempatizatı he bu arada KADINLAR SEX OBJESİDİR

      Sil
    13. SENİNDE ANNEN BİR KADIN TAMAMMIIIIIIIIIIIIII O DA MI ÖYLEEEEEEEE

      Sil
    14. Mine sevişelim mi

      Sil
    15. https://www.youtube.com/watch?v=UFRj3i91oRk
      ulan bu kadınla tartışıyorsunuz utanın kendinizden ajlsşkdsfhajisşdjal
      he deyin geçin

      Sil
  18. ŞİMDİ SEVGİLİ CEMRE BU SANA BİR AÇIK MEKTUPTUR.
    Yazında başkasının çok rahat bir şekilde yaptığı aldatma eylemi,söz verip tutmama gibi eylemlerin yapılmasının yanlış olduğunu beyan etmişsin. Bu kısma kadar bir sıkıntı yok fakat sen bu eylemleri alıp idealleştirmişsin yani içinde insanlara karşı aşırı bir nefret ve gizli bir düşmanlık olduğu halde en onurlu davranışları kalkıp idealleştirmen nevrotik özellikleri barındırdığının göstergesidir.
    Dediklerin doğru acıdan kaçmak için genelde hayvansı hazlarla kendimizi uyuşturuyoruz. Kimileri bunu sigarayla yapıyor kimileri cinsellik ile kimileri ise hobiler vs. Hatta uykuyla. Acıdan stresten kaygıdan kaçmak için tüm zihnimizi ve duygularımızı uyuşturuyoruz. Bunun kurtuluşunu da konforlu hayatlarımızda arıyoruz ama sadece stresimizi uyuşturduğumuz için hiç bir zaman hapsolduğumuz o çukurdan çıkamıyoruz. Sadece çukurda konforlu bir hayatımız oluyor.
    Peki sorun şurda kaygının stresin hatta ve hatta korkularının verdiği gizli düşmanlığı nasıl ynedeceksin?
    Öfkeni nasıl yeneceksin?
    Kaygılarından dolayı ilgi manyağı değilim hiç kimseyi siklemiyorum tavrınla ilgileri üzerine çekme güdünü nasıl yeneceksin?
    Tek bir yol var cemre o da birileri tarafından sevilmekle.
    Peki soru şu senin gibi sevme özürlü bir nevrotiği gerçekten kim sever.
    Normal bir insan bunu yapamaz.
    Ancqak başka bir nevrotiğin sevgisine ihtiyacın var belki o zaman gizli düşmanlığını sadece yazılarında deil hayatında da ortaya çıkaracak ve o düşmanlığın yerini başka br nevrotiğin sevgisi alacak. Yazmaya devam et youtube kanalı veya tweeter face hiç biri blogun yerini tutmuyor.

    YanıtlaSil
  19. öjenik sadece akıl ilede saçmadır einsteinin babası marangozdu amk sadece ana babaya bakarak örneğin zeka saptanamaz bu aptalca bişey zaten sadece genetikte etkin değiki çalışkanlık diye bişey var adam çok zekidir ama tembelse bi sike yaramaz demek istedğim duyguzda değerlendrsek öjenik bir gerizekalılıktır dengenizi sikim

    YanıtlaSil
  20. adam şahis görüş bildiriyor, kimiside yıkıcı eleştirilerde bulunup tat kaçırıyor. Negaitf duygularla ağzınızdan tükürükler saçarak haklıyı haksızı tartşmayın, kirletmeyın buraları amk.

    mecburi olunmadığı sürece insan içine çıkılmamalı, yada dşarda seni sinir eden tonlarca şeyle zihinde uygun savunma mekanizmaları geliştirmeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2.paragrafı ayakta alkışladım.

      Son zamanlarda blog yorumcularının %90'lık kısmından yarısı ego kasmanın peşinde, diğer yarısı da psikolojikman rahatsız tipler. Kalite çok düştü nedense. Eskiden bu kadar değildi.

      Sil
    2. Eskiler daha beter bence marjinal olmaya çalışan küfürbaz incici ergenlerle dolu yorumlar. En azından şimdi dolu/boş tartışılır eleştirilerden başka ıvır zıvır adam pek yok.

      Sil
  21. Bu dediğin şeylerin sebebi dejenere bir insanlık ve en büyük nedeniyse vahşi kapitalizmin insanları bu duruma sokması.Görünürde ihtiyaçlar ve bağımlılık arttığından insanlar duruma uyum sağlıyorlar bi de buna gerek duymasada olayların böyle yürüyüp nedensizce böyle havalı olduğunu zanneden zevksiz ve kendine güvensiz insanlar da çok.Kapitalizmin bu konuma gelmesinin nedeniyse eski bildiğimiz devletin ortadan kalkmış yerineyse bürokrasi ve çok başlılık sebepli meşruluk azlığından faydalanan şirketokrasinin gelmesi.Denetimin ve haksızlığın kural gibi olduğu yerde birçok şey mübah oluyo maalesef sadece fark emzik gibi insanların ellerine tutuşturulan iphonelar ama altta bezi yok.Devleti de suclamiyorum sistem buna zorluyor ki bu sistem kırılacak gibi de gözüküyor gerek internet gerek insanların farkındalığı sayesinde.Geçen bi haber çıktı belki duymuşsundur yabancı bir youtuber bir ölüyü videoda göstermişti.Sonra ne oldu herkesten linç yedi ve önemlisi dalga geçti herkes.Tüm bunlar eski raconun canlanması ya da son bi duyarlılık umudu için yapilmadi.Mesela en büyük youtuber bunla ilgili bir video yayınladı,videoda bu elemanın eski bir videosuyla dalga geçti.Eleman videoda japonyaya gidip aklına gelen herşeyi yapıp "cool" olduğunu falan gösteriyordu.Ama yaptığı çoğu cesaret gerektiren hareketin cahil cesaretiyle ve beyinsizlikle alakalı olduğu o kadar barizdi ki dalga konusu oldu.Bu pewdipie da agnostik olmasına rağmen bunla dalga geçip bu herifi itibarsizlastirdi.Zaten aklı başında ve çocuk değilsen sen de dalga geçersin ama neyin nasıl olduğunu anlamayan çocuk izleyici için problem kaynağı olduğu kesin.Zaten senin mantıkla(tabi teokrasi ya da şeriat da olmamalı bireyler uyup bu duruma getirmeli)olması gereken şey ütopya bir çeşit.Ben de olaya tersten bakiyim.Ee yaratıcı bu ütopik şeyin gerceklesme ihtimali nerdeyse olmamasına rağmen sırf kendini kurtar zaten duzelmez düzen mi demek istiyo?Güzel melankoli sebebiymiş hacı.

    YanıtlaSil
  22. Burada Allaha inancı olmasa, Ted Bundye dönüşmesine ramak kalmış adam size birşey anlatıyor, siz hebele hübele.

    YanıtlaSil
  23. Bok krallığındaki sinek misali ölemi
    Çaresiz bir bağımlılık içerisinde olan gencin kendi zayfılıkları aracılığıyla başkalarına despotluk uygulaması.
    kendisi aldatmaya karşı koyamayacak derecede çaresiz bir genç bu zayıflığı üzerinden insanlığı suçluyor öle mi?
    Peki sen aldatıp yedik bir bok işte lan diye acı çektiğinde o benliğini aşırı acı çekmeye terk ettiğinde ağrılarına karşı bir afyon işlevi görmüyor mu acıların?keyfi çıkarlarını doğru kabul edip vicdanını rahatlatanlardan ne farkın kalıyor?
    sen sadece sistemdeki iradesiz insanları eleştiren bir adamsın. günün birinde bu insanlar gibi sefil bir hayat yaşamana rağmen hala onları eleştirmeye devam etmen olacak muhtemelen aynı suçluluğu hep hissedceksin. onlarla bir çok ortak payda da buluşan günahların olacak. Benim için bir şey yapmanı istiyorum şu çıkaracağın presip sahibi seri katilli romanın da kurbanlardan biri. Sistemi ve insanları büyük bir öfkeyle eleştirmesine rağmen onlara aynı orospu çocukluklarını yapan bir dangalağıda öldürsün.

    YanıtlaSil
  24. sağlam tespitlerin olduğu bir yazı olmuş.
    biz insanoğlu acıdan,korkudan,kaygıdan,stresten kaçmaya odaklanan bir hayat yaşıyoruz tespitin var. peki acıdan kaçmak için kullandığımız silahlar tekrar acı yaşamamıza sebep oluyor ve müthiş bir kısır döngüye sebep oluyorsa. yani şöyle davam edelim örneğin korkuları olan bir insan sırf karşı taaraftan çekindiği için dosdogru bildiği sözleri söyleyemez ve bu da onun benliğinde acı yaratır. acıyı yenmek için ise gidip seks yapar. yani acısını ve kaygısını uyuşturur. böyle bir durumda ise bu seks eşini aladtmak suretiyle yapılan bir seks ise özsaygısını pas pas yapar ve kendine olan inancı kalmaz. Peki ya şahsımız kendisinde kaygıya neden olan durumları uyuşturmak yerine kaygıyı bitirebilseydi bastırmasayadı duygularını. o zaman uyuşturmak zorunda da hissetmeyecekti çünkü kaçacak bir şeyi olmayacaktı. ve böylece kendine özgü bir değerler istem inşaedecekti

    YanıtlaSil
  25. MERHABA.GÜNCEL OPERASYONLAR İLE İLGİLİ FİKİRLERİNİ MERAK EDİYORUZ.AYRICA SEÇİMLERE KADAR OPERASYONLAR BİTMEZ GİBİ DURUYOR. GÜZEL FİKİRLERİNİZLE YORUMLAMANIZI RİCA EDER ESENLİKLER DİLERİM...

    YanıtlaSil
  26. " Ben acıdan kaçmak için insanlardan kaçıyorum, çok yıpratıcılar ama rasyonel tarafım bana insanlardan uzaklaşma denen boku dozunda yapmam gerektiğini söylüyor. " Bu bokun tam ortasındayım. Her gün bu ikilemde yaşıyor ve gittikçe deliriyorum.

    YanıtlaSil
  27. Aga millet çok bozdu ya...
    (tabi hala aynı milletse :ppp)

    YanıtlaSil
  28. Medyanin tv nin sosyal medyanin bu kadar yayginlastirilmasi ben devrini ve batinin cok istedigi sosyal darvinizmi yasatiyor.bu kadar rekabetin para hirsinin oldugu yerde bunlarin olmasi kacinilmaz.
    Yazi cok guzel olmus bu arada

    YanıtlaSil
  29. Selam Sikko. Tükendin sanırım. Çok az yazıyorsun veya felsefe yapıyorsun. İlk defa yazını 2-3 paragraf sonra bıraktım okumayı.
    Nerde kaldı illüminatisi, tasavvufu, Romalı Celaleddinleri? Veya bunların modası mı geçti? Sevgiler.

    YanıtlaSil
  30. ""EKŞİ SÖZLÜK MÜHENDİSLERİNE MEKTUP
    Mühendislik harikası içi sosyal desteğinizi istiyorum.
    Çalışma Dünyayı değiştirecektir.
    Mekaniki teknolojinin üzerine çıkartacak.
    Denizden içme suyu ve elektirik üretip çevreyi koruyacak..

    Büyük sondaj kuleleri
    Sondaj kulesi Avusturalyada yapılması planlanan hava kulesini temel alır.
    1000 metre yükseklik 100 metre çap.
    Kulemiz Güneş enerjisi ile elektirik üretmez.
    Gelişmiş bir sondaj tekniği ile yerkabuğundan 200 derece ısı alarak deniz suyunu buharlaştırarak içme suyu ve elektirik üretir.
    Geliştirilmiş sondaj modeli nedir.
    Sondaj 10 metrelik borularla elmas uçla yapılır.
    Derinlik arttıkça boru eklenir. Elmas uç aşınınca tek tek borular sökülür yeni elmas uç takılır ve sondaj devam eder.
    Bu nedenle yüksek ısının bulunduğu derin yer kabuğu tabakalarına erişmek zor ve maliyetlidir. Kazı yıl sürer.
    Modelim 1000 metrelik sondaj boruları kullanır. 10 000 metrelik verimli derinliğe 10 kademede inilir.
    Üstelik tek bir sondaj kulesinden çok açı ile sondaj yaparak tek noktadan her yöne sondaj olanağı sağlar.
    Hızlı ve ucuz sondaj tekniği ile yerkabuğundan 1000 adet sondajla 10 000 metre derinlikten 200 derece ısı emilir.
    İlk önce deniz suyu buharlaştırılarak su buharı tuz ve altın elde edilir. Denizde altın var.
    Daha sonda su buharı türbinden geçerek elektirik üretir eter dolaşan radyatörlerde dolaştırılarak yoğunlaştırılır. Eter türbinde elektirik üretir son olarak kule tabanında ısısını bırakır. Kule sondaja devam ederken taban ile tavan arasındaki ısı farkı ile eleketirik üretir. Bol ve ucuz elektirik sanayi için devrim getirir. Bakır krom elektirik arkı işsizliği bitrir. Hayven severleri de unutmadım. Bol ucuz elektiriği kullanmanın şartı çalıştırılan her bir işçi için sokaktan köpek kedi beslemektir. Bitmedi mesai yok 2. 3 vardiya işçi çalıştıracaklar. Böylece işsizlik te bitecek.
    Modelimde kule içinde her 50 metrede bir 20 adet dairesel dizili tren rayı vardır. Bu raylarda karşılıklı uzanan 100 metrelik vinçler bulunur. Sondaj takımı bu vinçlere yüklüdür. 100 metre çap sayesinde sondaj borusu taban ile tavan arasında açı verilerek sondaj yapmaya olanak tanır. Bu sayede 360 derece her yöne sondaj yapılır.
    Detay ve çizimleri ayrıca sunacağım. Şimdi kamuoyu ile paylaşılmalı.
    Projem Güneşe bağlı olmadığı için 7 24 ve 50 derece sera değil 200 derece ısı kullandığından 12 kat fazla elektirik üretir. Antalya İzmir de kurulacak iki kule 24 bin mw saat Tuz gölünde kurulacak 10 kule 120 000 mw saat güç üretecektir.
    Mühendislerin destek ve eleştirilerini bekliyorum.
    Kemal beziroğlu turkbitterchocolate.blogspot.com ""

    YanıtlaSil
  31. Komik insanları severim, çünkü sikişmeyi severler. Sea Cemre.

    YanıtlaSil
  32. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  33. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  34. Cemre, yazdıklarımı lütfen iyi oku. Çünkü eğer ilerde BİLİRSEN, bildiğine çok şükredeceksin. ve sen bilirsen, seslendiğin kitleye zamanında Ayştaynın evrenin sonsuzluğu hakkındaki zannı hakkında''kariyerimdeki en büyük yanılgı'' dediği gibi sende bunu diyeceksin. Lemaitreyi hor gördüğü gibi sende hor gördüğün zamanlara küfredeceksin.

    Çünkü o zanda bulunduğun tasavvuf yani Allah'a aşk yolunda öyle güzel nimetler var ki sen bunlardan kendini uzak edip kendini öldürüyorsun.Neden bu kadar depresif ve imansız olduğunu zannediyorsun? Hayır,iman sadece akıldamıdır yoksa kalptemidir? Neden Kuranda sürekli kalbe atıf var? Ateistlerin zanda bulunduğu gibi Muhammed kalpten düşündüğümüzü mü zannettmiş? yani sapınca kalptemi sapıyoruz yoksa kalpte bir iman nuru varda omu alınıyor?

    Cemre, şimdi herşeyi bir kenera bırak ve atacağım sitedeki zikiri yap namazlarından sonra. o bomboş Kalbinin nasıl ısındığını, nasıl iman ve aşkla dolduğunu YAŞA ve GÖR. Eğer nefsine ve şeytanın vesveselerine galip gelirsen nasıl bizim gibi güzel kokular alacağını, namaz kılarken üzerine nurlar yağacağını ve çok daha fazlasını, o sitedeki her insan gibi Allahın lütuflarını yaşayacağını gör. Hayır plasebo deme çünkü ben onların yaşadıklarını okumadan yaşadım. Ama önyargını bırak ve lütfen siteyi incele, çünkü seni temin ediyorumki, -ahir zamanda- kurtuluş orada.. Artık birşey desemde etkisi olmaz, bizim gibi araştır, YAŞA ve GÖR.

    veyselkarane.com

    - Rabbini de çok zikret ve sabah akşam tesbih et. (Al-i İmran 41)

    - Bunlar, Allah'a iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşanlardır.İyice bilin ki ancak Allah'ı zikretmekle kalpler yatışır ve huzur bulur. (Ra'd 27, 28)

    - O halde yazıklar olsun o Allah'ın zikrini terk eden kalpleri katılara..Onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler. (Zümer 22)

    - Gerçekten Allah'ı, Ahiret gününü arzulayanlar ve Allah'ı çok zikredenler için,size Allah'ın Resulünde(takip edeceğiniz) pek güzel örnek vardır. (Ahzab 21)

    - Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar varya Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. (Ahzab 35)

    - Sabah ve akşam içinden yalvararak ve korkarak yüksek olmayan hafif bir sesle Allah'ı zikret. Gafillerden olma. (Araf 205)

    - İman edenlere vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikriyle titremesin. (Hadid 16)

    - Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah'ı zikrederler;
    göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:"Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin. Artık bizi cehennem ateşinden koru. (Al-i İmran l9l)

    Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

    Bakara Suresi, 74. ayet: Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.

    Al-i İmran Suresi, 167. ayet: Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.

    Nisa Suresi, 63. ayet: İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.

    Fetih Suresi, 4. ayet: Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    YanıtlaSil
  35. Parmaklarına sağlık (parmaklarınla yazdığını varsayıyorum), beynine sağlık. Bence de vicdan>akıl olmalı ki vicdan akla hükmedebilsin. O zaman paylaşılamayan bir şey kalmaz.
    Saygılar,

    YanıtlaSil
  36. Allah dilemedikce kimse doguramaz...rahimlerdeki herseyin tam bilgisine sahiptir Allah...degil Galton, butun dunya bilim insanlari bir araya gelse yine de dogacak cocuk uzerinde en ufak bir hucreyi bile ayarlayamazlar...Allah dilemedikce kimse kimseye birsey dogurtamaz...Kuran'i okumayi her gun surdur, birakma Ceren...

    YanıtlaSil
  37. Like you in the ass!

    Like you!

    I am the fuckin' LIKE button, just press on my nose!

    YanıtlaSil
  38. yeni yazı nerde sikko hadi da özlettin

    YanıtlaSil
  39. Cemre daha önce senin hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştum. " sen kendine Kur'an müslümanı diyen kişiler arasında benim karşılaştığım en samimi kişisin" şimdi bu yazını okuyunca bu bloğun ilk zamanlarından bu yana sergilediğin fikri yolculuğa ve ulaştığın kaliteye bakınca görüyorum ki sen aslında hiç onlardan değilsin. bu yazı şu ana kadar yazdığın en dolu ve nitelikli yazın. kendinden nefret etme, Allah'tan zaten ümidini kesmezsin de Allah'ın bütün kullarından da ümidini kesme. yolun açık olsun. sana ulaşabilecek bir konumda olsaydım seni saatlerce dinlemek ve sana saatlerce bir şeyler anlatmak isterdim. sana gıyaben dua edenler olduğunu bil. Allah'a emanet ol.

    YanıtlaSil
  40. Şu yorumlari okudum da. Herkes bir bok yiyor ama kimse ne bok yedigini kendi de bilmiyor

    YanıtlaSil
  41. Saçma sapan konuşma la !

    YanıtlaSil
  42. ANKEBUT SURESİNDEKİ İNANILMAZ

    ENLEM-BOYLAM MUCİZELERİ

    www.yenimucizeler.com

    http://www.yenimucizeler.com/index.php?topic=8.0

    Ankebut suresinde böylesine açık ve net bir mucizenin olabileceğine inanamayacaksınız.

    Ankebut suresinin sure numarası 29 dur. Bu surenin 38. ayetinde Semud ve

    Ad kavminden bahsedilerek, onların yaşadıkları yerler hakkında beyanda

    bulunulduğu ve açıklama yapıldığı belirtilmektedir. İster istemez tam bu ayette

    bu kavimlerin yaşadığı yerler hakkında açıklama yapıldığının belirtilmesi, bu

    yer belirlemenin bir çeşit navigasyon koordinatıyla gerçekleşebileceğini

    düşündürdü. Dünya üzerinde bildiğiniz üzere ancak paralel ve meridyenlerle

    (enlem-boylam) bir yer belirleme mümkündür. Bunun için iki veri gereklidir:

    Enlem ve boylam değerleri.

    Kuran-ı Kerim?deki ayetlerin de bir koordinatı bulunur. Bunlar o ayetin Kuran?ın neresinde olduğunu anlamamıza

    yardımcı olur. Tahmin edeceğiniz üzere Ankebut suresi 38. ayetin koordinatı olan

    (29: 38) verilerini enlem ?boylam değeri olarak uyarladığımızda ortaya çok

    şaşırtıcı bir mucize çıkmaktadır. Gerçekten de 29. Kuzey paraleli ile 38. doğu

    meridyenin birleştiği nokta, ayette geçen kavimlerin yaşadığı bölgeye isabet

    etmektedir. Semud kavmi, Ad kavminin devamı olan bir toplumdur. Ad kavmi helaka

    uğradıktan sonra ilk yaşadıkları bölge olan Arabistan Yarımadasının güneyinden,

    kuzeye göç etmişler ve Semud kavmini oluşturmuşlardır. Aynı bölge bu bakımdan Ad

    ve Semud?un yaşadığı yerlere karşılık gelmektedir. Aynı şekilde 36. ve 37

    ayetlerde bahsedilen Medyen kavminin yaşadığı bölge de tam olarak 29. paralel

    ile 36. Ve 37. meridyenlerin birleştiği yerlere karşılık gelmektedir. Üstelik

    Semud kavmnin yaşadığı yerle ilgili olarak Medine (Hicaz) ile Şam arasındadır

    deniyor ve Medine ile Şam arasına bir doğru çizdiğimizde tam orta noktası 29.

    kuzey paraleli ile 38. doğu meridyeninin kesiştiği noktaya rastlıyor. Bu coğrafi

    bölgelerin haritaları ve haritalar üzerindeki enlem-boylam gösterimleri ilgili

    çalışmada kaynaklarıyla birlikte mevcuttur.

    Bunlarla da bitmiyor. Lut

    Gölü?nün coğrafi konumu ve Hz. Musa?nın denizi yardığı tahmin edilen bölgelerin

    de koordinatları sure ve ayet numaralarıyla işaretlenmiş.

    Neden kuzey

    paralelleri ve doğu meridyenlerinin esas alınması gerektiğinin de çok basit bir

    açıklaması vardır. Sure ve ayet numaraları doğal olarak pozitif tamsayılardan

    oluşmaktadır. Koordinat düzleminde her iki unsurun da pozitif olduğu bölge (+x,

    +y), dünya haritasına uyarlandığında kuzey paralelleri ile doğu meridyenlerine

    karşılık gelmektedir. (Ekvatoru x- ekseni, 0 derece boylamını da y- ekseni

    olarak varsayıyoruz. )

    Ayrıca neden Ankebut?... Ankebut örümcek anlamına

    gelir. Surenin bir ayetinde örümceğin evinden bahsedilir ve sure adını bu

    ayetten alır. Örümceğin evi, bilindiği üzere örümcek ağındandır. Örümcek ağı

    şekil itibariyle doğadaki yapılar içerisinde paralel ve meridyenlere en çok

    benzeyenidir. Üstelik El-Ankebut kelimesi teknik bir terim olarak, lehva

    üzerindeki şebeke ( ağ, örgü, ızgara) anlamına gelmektedir. Tıpkı bir haritanın

    üzerindeki enlem- boylam çizgileri gibi?

    Daha ne kadar açık bir mucize

    bekleyebiliriz ki?

    www. yenimucizeler. com

    Bu konuların dışında yeni

    tespitlerimden biri olan, Hz.Adem ve Havva'nın yeryüzüne indirildiği yerin

    koordinatlarıyla ilgili olan ve National Geografic kurumunun yürüttüğü

    Genografic Project çalışmasına dayanan mucizevi uyumu da incelerseniz çok

    sevinirim.2/Bakara:36 ayetiyle 2:36 koordinatlarının nasıl mucizevi bir şekilde

    uyum gösterdiğine tanık olacaksınız

    http://www.yenimucizeler.com/index.php?board=75.0

    Ayrıca şu konunun da mutlaka incelenmesinde fayda vardır:

    http://www.yenimucizeler.com/index.php?topic=15.0

    BU VE DİĞER BİRÇOK MUCİZENİN İNSANLIĞA DUYURULARAK İSLAM

    İNANCININ YAYILMASINA KATKIDA BULUNMANIZI RİCA EDERİM...

    EĞER MESAJIMI

    OKUDUYSANIZ KISA BİR YORUM GÖNDERİRSENİZ SEVİNİRİM..

    ALLAH`A EMANET

    OLUN..

    YanıtlaSil
  43. Çok uzun zamandır yazılarınızı takip ediyorum. Bu aralar çok popülerleşen, gençler üzerinde büyük etkisi olan K-Pop hakkında bir yazı yazabilir misiniz? İlluminati hakkında ki yazılarınıza dayanarak bunu rica ediyorum. Bu konuda bir bilginiz varsa tabi ki. Bu kadar popülerleştiğini düşününce illuminatinin parmağının olmadığına inanmak zor. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  44. Ulan zamanında dünyadaki entrikaları dümenleri anlatan,gözümüzü açan adamı hayat ne kadar bezdirmiş be

    YanıtlaSil

Bu blog'a yapılan her yorum, o yorumun sahibini bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.

3. şahsa hakaret olmadığı müddetçe asla yorum silmem. "Bu yorum yazar tarafından silindi" ibaresi, eğer o yorumu yazan kişi kendi yorumunu sildiyse çıkar.