Okunması şart makaleler:


Bir süredir Facebook'ta daha aktifim, oradan takibe alın kaynatasızlar.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Tasavvuf ve Tarikatlardan Tek Dünya Dinine - Volume II

Küresel sermayenin tasavvuf hakkındaki tutumunun özetini, size bir New York Times haberi üzerinden göstereyim şimdi de. 17 Ağustos 2010'da NY Times gazetesinde yayınlanan, 16 Ağustos 2010'da da NY Times'ın internet sayfasına koyulan ve tarihçi William Dalrymple tarafından yazılan "Muslims in the Middle" başlıklı yazıyı rol model olarak kullanacağım [69]:



Bu NY Times haberi var ya, şu yukarıdaki Rand Raporu talimatlarının birebir uygulamalı halidir. Şimdi analizimi iyi oku.


Yukarıdaki kesitte göreceğiniz üzere, yazıda öncelikle prim yapmak için ABD'li siyasetçilere giydirilir. "Bush gibi siyasetçiler tüm müslümanları terörist gibi gösteriyorlar" minvalinde haklı bir çıkışla müslümanların yanağından makas alınır. E tabi ki burası doğru, İslam'ın batı basınındaki şöhreti malum... Ayrıca bu kısımda göreceğiniz üzere yine El Kaide gibi Selefi/Cihatçı manyakların iğrençliği iyice belirtilir. Fakat bu El Kaide'lerin şişirilmesinin esas sebebi, "gerçek İslam bunlar değil, gerçek İslam işte bu sevgi dolu tasavvuftur" golüne bir zemin hazırlamaktır.



Yazının bu kısmında ise Amerikalı tasavvufçu Feisal Abdul Rauf övülür. Söylenenler özetle şudur: "Bir tasavvufçu olan Abdul Rauf aşkı, sevgiyi ve Tanrı'yı zikretmeyi över. Ama görüşleri biraz New Age'e benzer. Bu sebeple sevgi dolu tasavvufçu Abdul Rauf; işte bu Usama Bin Ladin veya Taliban gibi cihatçıların gözünde kafir ve putperesttir"


Anladın mı şimdi tuzağı?


"Bak müslüman kardeş, burada El Kaide var, Taliban var, bunlar pis adamlar (ki evet, gerçekten de öyleler, Allah onların belasını versin). Şimdi bu pis adamlar, bizim sevgi dolu New Age'ci tasavvufçularımıza kafir gözüyle bakıyorlar. Demek ki sevgi dolu tasavvufçular iyi adamlar (yok ya)."


İşte ABD'nin İslam üzerindeki tüm stratejisi budur.


Selefi/cihatçı kafa kesen manyaklar üzerinden, tasavvufu övmek. Bir nevi iyi polis/kötü polis tiyatrosu oynatıp, tasavvufu millete kakalamak.


Bu budur, mesele bu kadar açık.


Benim burada sana kör göze parmak sokarcasına izah ettiğim yöntemi, adamlar işte ustalıkla uyguluyorlar. Rand raporu nedir, spiritüalizm nedir, tasavvuf nedir, ABD neden tasavvufçuları över, bunları derinlemesine bilmeyen bir adam şu yazıyı okusa, %99 ihtimalle yazara hak verir. Zira senaryo çok sağlam. Göster El Kaide'leri, IŞİD'leri, karşısına da "kurtuluş bu!" diye koy tasavvufu, yedir millete.

Aynı NY Times yazısından devam ediyoruz.




Yazar uçtukça uçar, tasavvufu nasıl öveceğini bilemez artık. Altını çizdiğim bölümde der ki: "Tasavvufçu liderler hoşgörülü fikirleri yüzünden hayatlarını riske atarlar, tıpkı Bağdat'taki Amerikan askerleri gibi."


Ehehehehehe. Bundan daha güzel ve gerçekten de daha yerinde bir benzetme olamazdı herhalde. Yazar elbette Amerikan askerlerinin Bağdat'ta hayatlarını riske atmalarını Amerikan milliyetçisi duygularla söyler ama yine de farkında olmadan çok doğru bir benzetme yapar. Zira tasavvuf da İslam'a, en az Amerikan askerlerinin Bağdat'a yabancı oluşları kadar yabancıdır. İslam ile tasavvuf, birbirine tamamen zıt inançlardır. Ve günümüzde de tasavvuf, tıpkı Bağdat'taki Amerikan askerleri gibi küresel sermaye tarafından desteklenir.




Hah kambersiz düğün olmaz, yazarımız burada Mevlana'yı över. Mevlana'nın tüm varlığı ve tüm dinleri bir olarak gördüğünü söyler ki bu doğrudur, yazarın bunları söylemesi Mevlana'yı doğru anladığına delalettir. Mevlana'nın Kuran'la hiçbir alakası olmayan bu panteist fikirlerinin de, "İslam'ın Yeni Ahit'i" olduğunu söyler yazar.


Yani şimdi ben bu hurafeci herifleri, tasavvufu ve tarikatleri eleştirdiğimde, bunların İslam'la hiçbir alakası olmadığını söylediğimde, beynini süs olarak taşıyan herifler bana "reformcu" diyecektir. Ulan reformun kralını siz yapmışsınız zaten. İslam'la gram alakası olmayan hurafe inançları İslam diye yedirmişsiniz millete. Kendi pagan kökenli inançlarınızın adını İslam koymuşsunuz. Öyle ki elin Amerikalısı bile çakmış mevzuyu, sizin İslam zannettiğiniz tasavvuf için "İslam'ın Yeni Ahit'i" tanımını kullanıyor adam. Sonra da reformcu biz oluyoruz, vay amına koduğumun işine bak sen hele ya. Peygamberin ölümünden yıllar sonra bu tasavvuf müslümanlara bir güzel yedirildi ve İslam'da reform, zaten sizin şeyh ve veli bozuntularınız tarafından yapılmış oldu. Fakat bu pagan tasavvuf inancı, aşağı yukarı 1000-1200 sene evvel İslam'a sızdığı için, bir şekilde gelenek halini aldı ve şu an sizin bu saçma düzeninize karşı bir laf söylemek "reformculuk" oldu. Kuran'ın, yani Allah tarafından son peygambere verildiği iddiası taşıyan bir kitabın; reforma falan ihtiyacı olamaz, ama bu reformu "Kuran'ın gizli anlamlarını Allah'tan keşif yoluyla öğrendik" yalanıyla çok güzel yedirdi millete sizin o hazretleriniz, şeyhleriniz, Mevlana'larınız. Moruk siz delikanlı gibi söylesenize Kuran'ı beğenmediğinizi, Kuran'ı yeterli görmediğinizi. Şunu delikanlı gibi söyleyin, öyle ciddiye alıp konuşayım sizinle. Yemin ederim şu ABD'li spiritüalistler daha delikanlı lan sizden, zira en azından tutarlı bir biçimde tasavvufun nasıl mistik ve yeni bir din olduğunu söylüyor adamlar.


Neyse devam ediyoruz analize.




Yazının devamında da eleman Ortadoğu'nun tüm yobaz gruplarını sayar, bunlara karşı çözüm olarak da tasavvufu sunar. Ve yazının sonunda da güvenilirliğini arttırmak için, gider şaka gibi 2007'deki Rand Raporu'nu kaynak olarak sunar ehehe.


Ben yukarıda 2005'teki bir Rand Raporunu incelemiştim size, bu yazar ise 2007'deki bir Rand Raporundan bahseder. 2007'de de Rand yine "yobazlara karşı tasavvufu kullanma taktiği" izah eden bir çalışma yayınlar. 2005'teki raporun hemen hemen aynısıdır bu rapor da, hatta raporun adı bile:





"Ilımlı İslam Ağları İnşa Etme"dir [70]. Bu "ılımlı İslam" da tabi bizim sevgi yumağı tasavvuftur. 2007 tarihli bu raporda da tasavvuf, İslam'ın aydınlık yüzü olarak kakalanır. Fethullah Gülen ve cemaati uzuuuun uzun övülür. Feto gibi Ortadoğu'daki diğer çeşitli tasavvufi liderler övülür ve bunların desteklenmesi önerilir. Medyada sürekli haberleri çıkan kafa kesen manyak cihatçılar varken, fırsat bu fırsat insanlara sevgi pıtırcığı tasavvufun kakalanması gerektiği belirtilir. Götümden sallamıyorum bunları güzel kardeşim, kaynakçaya koyduk al oku işte raporu. Unutma ki bu raporu yayınlayan, bizim küresel sermayenin strateji kuruluşu Rand'dır. Adamların yolu yöntemi budur. Yukarıdaki Ny Times yazısında da tasavvufu öven eleman, körler sağırlar birbirini ağırlar misali gider Rand Raporu'nu kaynak olarak gösterir "bakın Rand da tasavvufçular için entelektüel ve hümanist diyor" diye. Rand'ın bu raporlarının ardından UNESCO 2007'yi Mevlana yılı ilan eder. Küresel sermaye tasavvufi oluşumlara oluk oluk para akıtır. Müfredatında tasavvufu ön plana çıkaran İslami üniversitelerin kurulması teşvik edilir. Bu okullarda tasavvufa meyilli akademisyenler ve ilahiyatçılar yetiştirilir. Rand raporlarında üniversiteler ve akademisyenler üzerinde inatla ve ısrarla durulur, zira manipülasyon eğitimden başlar. Kulaktan dolma bilgilerle hayat görüşü edinen denyolara soracak olursan eğer, tüm bunlar dünya barışı içindir, çünkü tasavvuf barış dinidir, "ne olursan ol gel" felsefesine sahip bir huzur yuvasıdır ve İslam'dan daha barışçıdır (!). Ve bu Unesco, Rand veya hesapta hayır işlerine milyonlarca dolar bağışlar yağdıran büyük şirketler, hep dünya barışı için uğraşan iyilik meleği kuruluşlardır, tasavvufu desteklemeleri o yüzdendir. He amına koduğumun denyosu seni he, he iki birayla sarhoş olup hayatın tüm acılarını göğüslediğini zanneden göt oğlanı seni he. Tüm bunlar geleceğin tek dünya dini spiritüalizm içindir benim güzel evladım.


Şimdi bir konuya tekrardan açıklık getireyim. Örneğin şu yukarıda incelediğimiz NY Times'taki yazıyı yazan tarihçi, belki de sahiden kendi halinde bir adamdır ve samimiyetle tasavvufun iyi bir şey olduğuna inanmıştır, tüm dinlerin bir olduğunu düşünüyordur ve gelecekte insanların refahı için tek ve ortak bir dünya dinine ihtiyacımız olduğuna inanıyordur. Yani yazdıklarında samimi olabilir. Adam harbiden belki de hiç öyle gizli kapaklı işler çevirmeden, kendi başına bu sonuca ulaşmıştır. İşte zurnanın zırt dediği yer de tam olarak burası oluyor. Ortada tasavvufa ve spiritüalizme bu kadar büyük bir destek varken ve tüm dünyada bu iş teşvik ediliyorken, sorgulayan birçok insanı bu tür abuk oluşumlar kapıyorken, bu işin okulları sürekli çoğalıyorken, bir insanın zaten "kendi başına" bu sonuca ulaşma ihtimali de artıyor. Zira insan çok kolay manipüle edilebilen bir yaratıktır. Adamlar da bu meseleyi iyi bildiklerinden işte yukarıdaki Rand raporlarındaki talimatlarda gördüğünüz üzere eğitim yoluyla, popüler kültür yoluyla, çeşitli okul ve dernekler yoluyla bu manipülasyon koşullarını oluşturmayı sağlıyorlar. Patır patır ruhçuluğu, tasavvufu, panteizmi yüceltiyorlar ve bu sayede bu saçmalıklara birçok insanı inandırmayı başarıyorlar. Geleceğin tek dünya dinine zemini işte böyle hazırlıyorlar. O sebeple, şu adam samimi midir, bu adam ajan mıdır gibi sikimsonik zaman kaybı meselelerle uğraşmayın ve bunlara takılmayın. Pragmatist olup sonuca bakın siz.


Şimdi Tasavvufun spiritüalizm ile aynı şey olduğuna ve spiritüalizm gibi tasavvufun da küresel sermaye tarafından desteklendiğine dair bir başka delil sunayım size, zira ben adamı belgelerle sikerim.


Dünyada "Universal Sufism" (Evrensel Tasavvuf) adıyla bilinen ve 1900'lü yılların başlarında kurulup hala çığ gibi büyüyen bir kardeşlik oluşumu vardır. Kurucuları Inayat Khan ve Samuel L. Lewis adlı iki aydınlanmış elemandır. Bu arkadaşların da ilgi alanları yine Hinduizm, Budizm gibi mistik dinlerle beraber tasavvuf ve tasavvufun kolları olan Nakşibendilik, Kadirilik vb'dir. Öğretileri yine aynıdır, "tüm varlık birdir, tüm dinler birdir, her şey Allah'tır, sen ve ben de Allah'ız" vs. Tüm bunları tekrardan izah etmeyeyim işte, sabahtan beri anlattığım şeyler.


Bu kardeşlik örgütü, internet sayfalarında da görebileceğiniz üzere müritlerini panteizme ve aydınlanmaya (illumination) davet eder. [71]




"Evrensel Tasavvuf" adlı bu hareket kendi arasında da dallara budaklara ayrılır, "Sufi Ruhaniat International", "International Sufi Movement", "Sufi Order International", zart zurt gibi birçok alt kardeşlik örgütü vardır bu hareketin. Örneğin bu alt kollardan sadece bir tanesi olan Sufi Order International'ın bile çoğu Amerika'da olmak üzere dünyanın dört bir yanında dernekleri, okulları vardır. Bakınız [72]:





Liste daha uzuyor, merak eden kaynakçadaki adresten tüm dernekleri görebilir. Ve unutmayın, bu dernekler "Evrensel Tasavvuf" hareketinin sadece bir alt kolu olan Sufi Order International'a bağlı olanları, hepsini varın siz düşünün.


Tıpkı Mevlana gibi tüm dinlerin bir olduğunu, her şeyin Allah olduğunu söyleyen, buram buram mushroom kokan bu pagan ve aydınlanmış abiler, kendi internet sitelerinden birinde de bir silsile yayınlarlar. Hani bu tasavvufun şeyhleri, velileri, yani Tanrı parçası olduğunu idrak etmiş yüce seçilmiş kişileri çıkar ya arada sırada, işte tarihten beri onların kim olduğunu sıralarlar [73]:





Gördüğünüz üzere silsile (haşa) Muhammed peygamberden başlıyormuş. Tabi bu abilere göre (tıpkı İbn Arabi'nin de söylediği gibi) peygamberler de aslında tasavvufçudur, peygamberler de aslında her şeyin Allah olduğuna inanırlar, peygamberlere göre de tüm dinler birdir. Yalnız işte bu peygamberler görevleri gereği açık seçik konuşamamışlardır, halk da anlasın diye bazı gerçekleri gizlemişlerdir, bak sen şu hınzır peygamberlere.


Ve tabi ki Muhammed peygamberden başladığını iddia ettikleri bu silsilenin son halkaları, yani son Tanrı Parçaları ise, Evrensel Tasavvuf hareketinin kurucusu olan Inayat Khan ve öğrencileridir:





Her tasavvuf kolunun da tıpkı bu elemanlarda olduğu gibi kendilerine has silsileleri vardır. Her tasavvuf kolu, silsileyi peygamberimizden başlatır, araya kendi velilerini, yüce zatlarını sıkıştırır. Evrensel Tasavvuf hareketinde de olay aynıdır işte.


Şimdi işin biraz daha içine girelim... Bu Evrensel Tasavvufun ve onun Ruhaniat adlı diğer bir alt kolunun kurucusu Samuel L. Lewis adlı elemandır. Kendisine "Sufi Sam" de derler, cidden ünvanı bu kendisinin ehehe.


Bu Sufi Sam, yani Samuel L. Lewis, hareketin kurucusu olan Inayat Khan'ın öğrencisidir ve meşaleyi ondan alarak bu kardeşlik örgütünü daha da ilerletir. İşin görünen kısmı kadarıyla, hareketin en önemli 2. adamı diyebiliriz kendisine ama aslında kendisi hareketin en önemli adamıdır (nedenini göreceksiniz). Bir New Age'ci ve tasavvufçu olan Sufi Sam, hareketini yaymak adına dünyanın dört bir yanını gezmiş, öğretilerini insanlara duyurmuş ve büyük küçük birçok dernek, kardeşlik örgütü vs kurmuştur. Kendini tasavvufa adamış olan Sufi Sam şudur:





Sufi Sam burada kankslarla aydınlanma keyfi yaşıyor. Bakınız nasıl da aydınlanıyor.


Peki hareketin en önemli 2. adamı olan bu Sufi Sam (Samuel Lewis) kimdir, kendisini yakından tanıyalım [74]:





Sufi Sam'in babası, meşhur ABD'li kot pantolon üreticisi Levis şirketinin başkan yardımcısıdır. Bildiğiniz üzere Levis'in kurucusu Levi Strauss'tur, Sufi Sam'in babası ise işte o meşhur Levi Strauss'un sağ koludur.


Sufi Sam'in anne tarafı ise daha ilginç: Rothschild ailesi.


Evet, bizim kendisini tasavvufa adayan, Evrensel Tasavvuf ve Ruhaniyat adlı kardeşlik örgütlerinin kurucusu olan ve ne hikmetse dünyanın dört bir tarafına yayılmayı başarabilen Sufi Sam, meşhur banker Rothschild ailesinin bir ferdidir. Annesi Harriet Rothschild'dir.


Size, ortada dönen şu tiyatronun büyüklüğünü anlatabilmem için daha ne yapmam lazım bilmiyorum.


Rothschild'ler oğullarını Erasmus'la tasavvuf öğrensinler diye dünyanın dört bir yanına göndermediler herhalde güzel evladım di mi? Rand'ın son 10 yılda yayınladığı "tasavvufu teşvik et" temalı raporlar yeni bir nane değildir, yüzlerce yıllık bir planın, sırası geldiğinde uygulanan adımlarından birisidir. Spiritüalizm, temel öğretisi panteizme dayanan bir öğretidir ve tasavvuf ile tamamen aynı şeydir. Pagan sembolü mühürlerini 1 doların üzerine basan ve spiritüalizmi yıllardır teşvik eden bu banker ailenin kendi oğullarını tasavvufu yaymak için görevlendirmiş olması elbette tesadüfi değildir. Zira kendi inançları da tasavvuf ile temelde aynıdır ve gelecekte insanlığı kontrol altında tutmak için kuracakları spiritüalist dünya dini de tasavvuf ile temelde aynıdır. Lafta "sevgi, hoşgörü, kardeşlik", derininde ise "kötü", "iyi", "ahlak" gibi kavramların bulunmadığı, zira herkesin sorgulanamaz Tanrı'lar olduğu bir rezalet.


Bunları bizim tasavvufçu ilahiyatçılara, gelenekçi müslümanlara veya dergaha giden sufilere kabul ettirmek genelde çok zordur. Zira gelenekçilerin büyük çoğunluğu ne spiritüalizm bilirler, ne panteizm, ne de mistisizm. Kendilerine öğretilen din muhakkak en doğru din olduğu için sadece onu öğrenirler ve başlarını kaldırıp "lan dünyada başka neler var acaba?" diye dönüp bakmazlar. İnandıkları tasavvufun, ruhçuluk inancı ile aynı şey olduğundan bile bi'haberdirler. Bir de tüm bunların üstüne, gider sizi "cahillik" ile suçlarlar. Onlar muhakkak tasavvufun anlaşılamadığını veya yanlış anlaşıldığını iddia edecek, kaynağı diğer mistik dinlerden alınmış olan tasavvuf öğretilerini Arapça isimleriyle size açıklamaya kalkarak bilgiçlik taslayacak (çünkü Arapça bir şeyler söylüyorsa otomatikman çok bilgili oluyor), ve sonunda sizi ya "kapasitesizlik" ya da "bilgisizlik"le suçlayıp işin içinden çıkacaklardır. Tek bir iddianıza bile mantıklı cevap veremeyeceklerdir. Vermeleri mümkün değildir, zira kendi inançları ortadadır, Kuran ayetleri ortadadır. Aradaki çelişkiyi görmemek için, yalnızca onu görmek istememek lazımdır. Tasavvuf ile Kuran'ın çelişmesi hadi ayrı bir yerde dursun, bir de yazının şu son bölümlerinde gösterdiğim işin politik ve siyasi boyutu da vardır. Spiritüalizmin Arapça'ya boyanmış hâli olan tasavvuf; küresel sermaye tarafından alenen desteklenir, fakat onlar tüm bunlara karşı da laf kıvırmaya başvuracaklardır. Öyleyse ben nah bu kol gibi yazıyı neden yazıyorum? Öncelikle tabi ki kendim için yazıyorum, zira ölüp gittikten sonra Allah'ın beni bu dünyada yaptıklarımdan sorgulayacağını biliyorum. Allah'ın karşısına sığır gibi bomboş bir şekilde çıkmak istemiyorum. Bir diğer sebebi ise, muhakkak ki aranızdan kafasını kullanıp bu işten dönenler olacaktır, ama 3 tane, ama 5 tane, heh işte o da kısa günün kârıdır. Aklını kullanıp delillerin peşinden gidenler kazanacaktır, aklını işletmeyenler ise muhakkak kaybedecektir, Bir müslüman olarak öğrendiklerimi size anlatmak ve uyarmak benim görevimdir, artık siz istediğinizin peşinden gitmekte özgürsünüz.


Gelelim tasavvufun spiritüalizm ile aynı şey olmasına ve spiritüalistler tarafından pek sevilmesine dair bir diğer örneğe.


Birkaç yıldır internet'te dolaşan ve bazı ödüller de alan bir video var "I, Pet Goat II" adında [75]. Bu video baştan aşağı sembollerle konuşur, ABD siyasetine, yeni dünya düzenine ve dinlere girer çıkar, bu işi ise semboller vasıtasıyla yapar. Sonda söylemem gerekeni şimdiden söyleyeyim, video'yu yapan elemanın röportajlarını ve birkaç yazısını okudum, eleman spiritüalist. Hazırladığı bu video'da da doğrularla yanlışları harmanlayarak, tasavvufu ve spiritüalizmi yüceltir kendisi. Konuyla ilgilenen birçok kişi bu video'nun "çok iyi mesajlar verdiğini" düşünüyor, fakat panteizmin ve spiritüalizmin ne olduğunu bilmezseniz, esas meselenin zaten dünyaya spiritüalizmi getirmek olduğunu anlamış değilseniz, bu şekilde kandırılmanız doğal. Şimdi bu video'nun ufak çaplı bir analizini yapalım. Mesela video'nun başında şu sahneler vardır, şöyle bir göz gezdirin:








Başlarda anlatılanlar özetle şudur (ki bunlar video'nun verdiği "doğru" mesajlardır): Bush ve Obama gibi ABD başkanları birer kukladır, bu kuklaların oynatıcısı ise şeytandır (master of puppets hesabı). Biraz daha detaya ineceksek, Bush'un kafasında gerzek bir şapka vardır, Bush "aptal ABD'li başkan" rolünü oynar. Obama'nın kafasında ise üniversiteli kepi vardır, o da üzerine düşen "bilgili, eğitimli ABD başkanı" rolünü oynar. Hatta son karede Obama'ya bir ekrandan "gül" emri verilir, o da iradesi olmayan bir kukla olduğu için emirlere uyar ve güler. Bilgili, güler yüzlü bir imaj oluşturur. Video'daki her karede tonlarca detay vardır, isteyen bu detayların içinde kaybolabilir ama yazı hayvan gibi uzadığından dolayı ben bunu yapmayacağım, sadece konumuzla alakalı kısımlarını inceleyeceğim. Ama konumuza geçmeden evvel izah etmem gereken bir başka mevzu var, 3-4 sene evvelki yazılarımda anlattım fakat yeri geldiği için tekrar etmem lazım.


Video'nun ismi neden "Pet Goat"tır ve ABD başkanı Bush neden bir sınıfın içindedir? Şimdi bu soruların cevabını vermek için video'ya kısa bir ara verip, reel hayata geri dönüyoruz. İkiz Kule saldırılarının yaşandığı 11 Eylül 2001 sabahı Bush, bir okul ziyaretindedir.




Bu ziyaret sırasında sınıftaki çocuklar tarafından "Pet Goat" adlı bir hikâye okunur ki bu Pet Goat, satanist mesajlar barındırdığı gerekçesiyle bazı yasaklar almış bir çocuk hikâyesidir. Fotoğrafa biraz dikkatli bakarsanız "aptal ABD başkanı" imajlı Bush'un elindeki hikâye kitabını ters tuttuğunu göreceksiniz. Bu kare internet'te ve medyada da epey dalga konusu olmuştu zamanında "Bush ne kadar salak yea ehehe" diye. Fakat Bush'un, içerisinde Pet Goat adlı satanist hikaye de bulunan bu kitabı ters tutmasının sebebi; kendisinin salak olması değil, satanizmde ritüellerin tersten yapılmasıdır. Size garanti ederim ki Bush, kendisinin salak olduğunu iddia eden insanların en az bi %95'inden daha zekidir, ona şüpheniz olmasın. Bu sınıftaki olay başlı başına bir ritüeldir, daha da açacağım meseleyi, relax.




Sınıfta Pet Goat adlı luciferian hikâyenin okunduğunu söylemiştim. Derken İkiz Kule saldırıları gerçekleşir, ilk uçak Dünya Ticaret Merkezi'ne girer. Bush'un yanına gelip kulağına saldırıların olduğu fısıldanır. Bush (hesapta) saldırıyı bu anda öğrenir.


Şimdi şu yukarıda görmüş olduğunuz kare var ya, bu karenin 20-30 saniye öncesine gideceğiz. Dünyanın nasıl ruh hastası bir çete ile karşı karşıya olduğunu göreceksiniz zira. Şu 2 dakikalık video'da, Bush'un kulağına "abi İkiz Kulelere girdiler :(" diye fısıldanan o anın öncesini ve sonrasını görebilirsiniz. Bu anı beraber seyredeceğiz şimdi. Zaman ise 11 Eylül 2001 sabahı, yani İkiz Kule saldırılarının olduğu andır.




Bush sınıftadır, öğretmen ise çocuklara bazı kelimeler söyler. Çocuklar, öğretmenin söylediği kelimeleri hep bir ağızdan tekrar ederler.




Video'yu 17. saniyesinden itibaren izlerseniz siz de göreceksiniz, öğretmenin sınıfa okuduğu ve çocukların da yüksek sesle tekrar ettiği kelimeler şunlardır: "kite, hit, steel, plane, must"


Yani Türkçesiyle "uçurtma, vurmak, çelik, uçak, -meli"


Eğer bu kelimelerle anlamlı bir cümle kurmak isterseniz şu cümleyi elde edersiniz: "Kite plane must hit steel"


Yani: "İnsansız uçak, çeliğe vurmalı"


"Kite" uçurtma demektir, "kite plane" ise "insansız uçak" (hani şu drone'lar gibi) manasına gelen bir deyiştir. Ve bildiğiniz üzere 11 Eylül sabahı saldırıya uğrayan Dünya Ticaret Merkezi'nin o ihtişamlı gökdelenleri de "çelik" konstrüksiyonludur. Yani tıpkı çocukların söylediği gibi, insansız uçak çeliğe vurmuştur.


Devam edelim:




Çocuklar öğretmenlerinin söylediği bu kelimeleri tekrar ederler. "Uçak" derler, "çelik" derler, en sonunda "insansız uçak, çeliğe vurmalı" cümlesini oluşturacak olan o kelimeleri tekrar ederler. Bundan az önce de Pet Goat adlı satanist hikâyeyi okumuşlardı sınıfta. Çocuklar da, muhtemelen öğretmen de, satanist bir ritüele meze olduklarının farkında değillerdir.




Ve çocuklar "insansız uçak, çeliğe vurmalı" cümlesinin kelimelerini okuduktan sadece birkaç saniye sonra, video'da izleyebileceğiniz üzere Bush'un yanına biri gelir ve ona tıpkı çocukların söylediği şekilde, İkiz Kule saldırısının gerçekleştiğini, yani bir uçağın çelikten İkiz Kule binasına vurduğunu haber verir.


Az önce insanlık tarihinin en psikopatça anlarından birisini seyrettiniz. Bu sapık pagan inanışa sahip ailelerin aleni bir ritüelini izlemiş oldunuz. Yani şu olay üstüne ne kadar küfretsem, ne söylesem boş gelir, o yüzden lafı kısa kesiyorum artık, hasta ruhlu orospu çocukları. Bunlara komplo teorisi diyen, zira her haltın üstünü "komplo, yalan onlar yeeaeae" diye çizince kendini rasyonel insan oluyor zanneden gavatların da ayrıca amına koyayım.


Şimdi bizim şu animasyon video'nun adının neden Pet Goat olduğunu, Bush'un neden bir sınıfta şebeklikler yaptığını anlamış olduk.




İlerleyen kısımlarda Usama Bin Ladin de gözükür, dikkat ederseniz Usama'nın göğsünde CIA arması vardır. Yani "Usama da aynı ekipten" der video'yu hazırlayan arkadaş.


Buraya kadar gösterdiklerim video'nun "doğru" mesajlarıydı. Ki bu gösterdiklerim zaten video'yu seyredenleri tavlamaya yönelik bölümlerdir. Bu anlatılanlar sayesinde izleyici; video'nun bundan sonra da "doğru" mesajlar vereceğine inanmaya meyilli hâle gelir. Zira şeytanın elinde kukla olan ABD başkanları, Pet Goat meselesinin incelenmesi falan gibi detaylar, konuyla ilgili birçok insanın ilgisini cezbeder zaten. Halbuki bunlar önden gösterilen kamyondur, büyük bir hevesle açtığınız o ağza birazdan leş gibi kereviz girecek amına koyim.


Bunları sadece video hakkında genel bir fikriniz olsun diye anlattım, bundan sonra video'daki milyon tane detaya girmeyeceğim, konunun sadece spiritüalizm ve tasavvuf boyutuyla ilgili kısmını göstereceğim kaynatasızlar.




İlerleyen kısımlarda Antik Mısır Tanrısı Anubis'in botuna binmiş birisi gelir.




Anubis'in botuyla gelen bu kişinin göğüs boşluğunda kalp sembolü vardır, yani insanlığa "sevgi"yi getirecektir bu kişi. Sevgi ve aşk, yine spiritüalistlerle tasavvufçuların en çok suistimal ettikleri kavramlardandır.




İnsanlığa gelen bu kurtarıcının alnında da üçüncü göz (veya Horus'un gözü) vardır, yani insanlığa "aydınlanma"yı getirecektir kendisi.


Daha sonra görürüz ki bu kişi aslında...




İsa'dır... Alnında pagan sembolü Horus'un gözü, altında Antik Mısır Tanrısı Anubis'in botuyla beraber bir İsa profili...


Ruhçuların iddiasına göre peygamberler de "varlığın birliğini" çözmüş, döneminin aydınlanmış kişileridir. İsa'nın üzerindeki pagan semboller bu sebeptendir, yani aslında tüm peygamberler pagandır kendi iddialarına göre.


Ve esasen burada resmedilen İsa, Hristiyanların ve Müslümanların düşündüğü gibi bir İsa peygamberden ziyade, "kozmik kurtarıcı İsa"dır. Bir nevi Matrix'teki Neo'dur bu gelen kurtarıcı. Sikindirik New Age muhabbetleri işte.


Bu video'daki gibi "kozmik kurtarıcı İsa"nın anlatıldığı bir spiritüalist kitap vardır. Adı "Coming of the Cosmic Christ" (Kozmik İsa'nın Gelişi), yazarı ise Matthew Fox'tur. Bu kitapta anlatılanlar yine varlığın birliği (vahdeti vücut) üzerinedir ve İsa aslında tüm varlığın bir oluşunun bir temsilidir. The One'dır yani İsa, tıpkı Matrix'teki Neo, veya "ben Allah'ım" diyen veliler gibi.


Ve ne kadar ilginç değildir ki, bu spiritüalist masalların anlatıldığı Kozmik İsa'nın Gelişi adlı kitapta yazar, Laurence Rockefeller'a kendisine verdiği desteklerden dolayı teşekkür eder.


Neden Rockefeller'a teşekkür eder peki yazar? Amına koyim sabahtan beri anlatıyoruz ya işte bu spiritüalizm küresel sermayenin marifetidir, bu adamlar destek ve teşvik verir spiritüalizmin yayılması için diye. Neyse lan niye atar yaptıysam, 5 saattir kalkmadan yazıyorum diye şirazem kaydı galiba amına koyim. Ben bi sigara almaya çıkıcam dışarı, kaybolma bi yere.


Heh geldim, devam ediyoruz video'ya.


Video'daki İsa'nın gelişi, aslında tüm insanlara "aydınlanma"nın gelişini sembolize eder. Tüm insanlar "bir" olduklarını idrak ederler. Bu aydınlanma esnasında da dünya, birtakım zıtlıkların çatışmasına ve yeni sentezlerin doğmasına şahit olur. Örneğin:




Elinde orak ve çekiç olan bu işçi boğulur, yani insanların aydınlanmasıyla komünizm çöker.




Ardından sikindirik beyaz yakalı sınıfı görürüz ve...




Aydınlanmış olan insanlık, bu beyaz yakalıları da yok eder. Bu sahneler de kapitalizmin çöküşünü sembolize eder.




Video'nun sonunda da hesapta aydınlanmış insan galip gelir. Komünizm ve kapitalizm çatışmasından bir sentez doğar, yani yeni dünya düzeni kurulur. İsa'nın hemen arkasında bir kilisenin yıkıldığını görürsünüz. Zira dünya, artık ahiret ve ahlak gibi kavramlara sahip dinlerden kurtulmuştur, çünkü insan artık aydınlanmıştır, bi'nevi übermensch olmuştur.


Video'nun verdiği ana mesajı size göstermek adına bu sahneleri atlaya zıplaya gösterdim. Şimdi video'nun orta kısımlarındaki bazı sahnelere dönelim ki mesele daha iyi idrak edilsin:




Yerde böyle devasa bir kara parçası vardır. Dikkatli bakarsanız eğer bu kütle aslında, yerde yatan bir adamdır ve bu adam da ereksiyon halindedir. Derken göklerden Tanrı'nın eli gelir:




Bu sırada ereksiyon halindeki penise, ya da amma kibar konuştum lan, kalkmış olan sike zoom yapılır. Kalkık sikin tepesinde ise haç işareti vardır ve bu kalkık sik bir hapishanedir, parmaklıkları vardır. Parmaklıkların yanında ise kalp vardır. Tüm bunların anlamını açıklayacağım:




Kalkık penis şeklindeki bu hapishanenin içinde bir de yaşlı ve çirkin bir kadın vardır.




Hapishanenin duvarlarında, kare içine aldığım bölüme dikkatle bakarsanız eğer, çentik işaretleri olduğunu göreceksiniz.


Bu sahnelerde anlatılmak istenen; cinselliğin bastırılmasıdır. Sertleşmiş bir penis şeklindeki bu hapishanenin içinde özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen ve dışarı çıkmak için gün sayan bir ihtiyar vardır. Penis şeklindeki bu hapishanenin tepesinde haç işareti bulunması da, Hristiyanlıkta (tabi İslam'da da) zinanın, yani evlilik dışı cinsel ilişkinin yasak olmasına bir atıftır. Zira bu cinselliğin bastırılması hapishanesini kuranlar, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerdir. Aydınlanmış insanlar ise bu dinlerin çok ötesinde, sözümona tekamül etmiş ve "Tanrı parçası" olduğunu idrak etmiş üstün varlıklar olduğu için bu yasakları artık kaldırırlar. Mtv'nin ve popüler kültürün sabahtan akşama kadar size pompaladığı gibi, ne kadar fazla insanla sikişirseniz, o kadar özgür ve aydın olursunuz. Yersen diyecem ama zaten yeniyor bu.


Hristiyanlık zaten teslis (üçleme) ve kominyon ayini gibi inanış şekillerinden de belli olacağı üzere panteizmin etkisi altındadır. Fakat spiritüalistler yine de Hristiyanlığı sevmezler, zira Hristiyanlıkta yine de iyi-kötü bir ahlak anlayışı vardır, oysa Tanrı parçası olan insan her türlü ahlağın üzerinde olmalıdır, onun her yaptığı Tanrısaldır. Öte yandan Hristiyanlıkta da bu ahlak anlayışının bir sonucu olarak bu dünyada yaptıklarından sorguya çekileceğin bir ahiret inancı vardır, işin bu kısmı da spiritüalizme uymaz. Hani ruhçuların kendi inanışlarını teistlere kakalamak için "melek"leri kullandığını söylemiştim ya size, bu video'da da İsa'nın kullanıldığını görürüz. Internet'te bu video'ya verilen tepkileri epey takip etmiştim zamanında, Hristiyanların çoğu bu video'yu beğenmişti, video'da anlatıldığı gibi "eğer İsa'ya uyarsak kurtulacağımızı" söyleyen insanlarla doluydu internet. Oysa şu video'daki İsa, bildiğimiz İsa peygamberin öğretilerinin tam tersini dayatır. Her türlü ahlak anlayışını kırar, finalde "varlığın birliği" üzerine kurulu yeni dünya dinini getirir. Hristiyanların çoğu, tıpkı müslümanların çoğu gibi neye inandıklarını bilmedikleri için şekli taklit ederler, basit bir İsa animasyonuyla aldatılırlar. "Sevgi" ile insanlığa aydınlanmayı getireceğini iddia eden bu arkadaşlar, Hristiyanları da "İsa sevgisi" üzerinden kandırırlar.


Video'yu hazırlayanlar esasen o kadar bilgili ve çakallardır ki, bu yöntemin hep tuttuğunu bilirler, Hristiyanların sevdiği bu video'da şöyle ironik bir sahne vardır:




Anubis'in botuyla dünyayı gezen bu İsa, panteist, aydınlanmış ve "bir" olduğunu idrak etmiş insandır, bunu söylemiştim. Fakat bu karakter, sırf "İsa" şeklinde çizildiği için tamamen zıt bir felsefeyi öğütlese de Hristiyanları kandırmayı başarır. Şöyle ki:




İsa'nın dünyaya geldiğini gören balıklar hemen sudan çıkarlar ve...




Onun botuna atlarlar...


Balık, bildiğiniz üzere Hristiyanlığın sembolüdür. Spiritüalistler, Hristiyanların aşina oldukları "sevgi, melekler, İsa" gibi kavramları kullanarak onları kandırırlar. ABD ve Avrupa'da spiritüalizmin yayılma yolu budur, tıpkı bizdeki yöntemlerinin tasavvuf olması gibi... Yüzeysel bilgi sahibi insanları, önceden aşina oldukları kavramların anlamını değiştirerek kandırırlar. Örneğin Allah inancı olan bir insana "Allah yok diyeceksin" şeklinde bir baskı uygularsanız bu geri tepecektir, fakat spiritüalizm ve tasavvuftaki gibi panteist bir Allah inancı inşa ederseniz ve insanlara bunu yutturursanız, amacınıza daha kolay, daha az tepkiyle karşılaşarak ulaşmış olursunuz. Video'daki bu sahnede de İsa şekline kanan Hristiyanların, bu pagan inanışın peşinden koşmaları, sudan çıkıp spiritüalizmin kayığına atlamaları gösterilir. Sudan çıkan balık ise elbette ölür. Yani bu sahnede anlatılan, Hristiyanlığın spiritüalizm tarafından bitirilecek olmasıdır. Bunu da spiritüalistler, aynen şu sahnelerde anlatıldığı gibi neye inandığını tam olarak bilmeyen Hristiyanları, aşina oldukları kavramlar üzerinden kandırmaları yoluyla yapacaklardır. Hristiyanların bu video'yu beğenmeleri, iyi bir şey zannedip spiritüalizmi sevmeleri de, tıpkı müslümanların tasavvufu sevmeleri gibi çelişkili ve mantıksız bir durumdur. Zira yüzeysel bilgi insanın hayatını mahveder.


Şimdi gelelim video'nun bizim coğrafyamızı ilgilendiren bölümüne, yani tasavvufa.




Video'nun bu bölümünde, müslüman ülkelerde çıkan savaşlar anlatılır. Camiler bombalanır ve yıkılır.




Bu karede milyon tane detay vardır, fakat ben detaylarda boğulmayıp size meselenin özünü anlatacağım. Malumunuz Türklerin hâlâ fesli resmedilmesi gibi, Amerikalının gözünde bu çarşaflı kadın da müslümanların simgesidir. Bu karede anlatılanlar özetle şunlardır: Müslüman ülkelerdeki kargaşalar ve savaşlar yüzünden insanların, bilhassa da çocukların ölmesi, insanların bezmesi.




Bu kare önemlidir, ölen müslüman çocuğun yüzü gösterilir ve dikkat ederseniz çocuğun alnında bir böcek gezmektedir. Bu böcek bildiğin bokböceğidir. Neden çocuğun suratında bir bokböceği gezdiğini bir sonraki kareyi gösterdikten sonra anlatacağım.



Bu sahnelerden sonra araya demin anlattığım kapitalizmin ve komünizmin çökmesi sahneleri girer, dünyanın her yerindeki çatışmalar ve dönüşüm gösterilir. Ve İsa ile resmedilen o aydınlanmış insanlığın kurduğu yeni dünya düzenini görmeye başladığımız sahnelerde, video'nun sonlarına doğru şu sahneleri görürüz:



Video'nun başlarında savaşlar yüzünden ölen müslüman çocuk, video'nun sonunda yeni dünya düzeninin gelmesiyle beraber bir semazen olarak, yani sufi olarak dirilir!




Ve savaşlardan, radikal dinci gruplardan bezen müslüman ülkelere artık tasavvuf gelir. Müslüman ülkeler tasavvuf ile hesapta kurtuluşa ve aydınlanmaya ererler.


Video'nun başlarındaki sahnede bu çocuğun yüzünde gezen bokböceği de bununla ilgilidir. Zira bokböceği, sürekli çalıştığı ve bir işlerle meşgul olduğu için çoğu zaman daha kanatları olduğunu fark edemeden ölüp gider. Müslümanlar da kanatları olduğunu, yani içlerindeki cevheri, tasavvuf ile keşfedip yeniden doğacaklardır. Video'da tüm anlatılan budur.


Şimdi araya kısa bir reklam alayım. Müslüman ülkelerin bugünkü halini zerre kadar savunmuyorum. Benim gözümde günümüzdeki müslüman ülkeler, Allah'a İskandinav ülkelerinden daha uzaktır. Zira biri sürekli Allah ile aldatır, Allah adına kurallar koyar, Allah adına haramlar üretir, Allah adına kendi egosunu tatmin eder, Allah adına kendi cebini doldurur, diğeri ise en azından Allah'ı hiç işin içine katmaz. Ben seküler bir insan değilim, fakat sekülerleri, kendi saçmalıklarını din diye dayatanlara çoğu zaman tercih ederim.


Gelgelelim gayet profesyonelce hazırlanmış olan bu video'da müslümanlarla ilgili resmedilen manzara; tamamen küresel sermayenin planıyla, Rand Raporlarıyla, ya araya daha virgül koymama gerek yok işte, kısacası şu yazıda anlattığım her şeyle uygundur.


Müslümanlara, içlerinde bulundukları saçma durumdan kurtulma vaadi olarak, tasavvufu dayatacaklardır. Planları budur ve daha şimdiden yapılan da budur. Müslümanları bir pisliğin içinden alıp, öteki pisliğe batıracaklardır.


Bunu yapma nedenleri ise dünyayı, ortak din olarak getirecekleri spiritüalizme hazırlamaktır. Her kültürün, toplumun ve dinin, spiritüalizme ısınma yolu başkadır. Kimini kozmik kurtarıcı İsa masallarıyla kandırırsın, kimini Kabala ve ışık kitabı Zohar ile kandırırsın, kimini de sevgi böceği Mevlana ile, Yunus ile, yani tasavvuf ile kandırırsın. Zira tüm bu mistikler temelde aynı öğretiye sahiplerdir, sadece hitap şekilleri içlerinde bulundukları topluma göre değişir ve bu sayede de nabza göre şerbet verirsin.


Mesele bundan ibarettir.


Peki müslümanların kurtuluşu o değil, bu değil, e nerede o zaman bu kurtuluş? Kurtuluş elbette hurafeleri ve rivayetleri terk ederek, Kuran'a geri dönmektedir. Kurtuluş dünyayı ve nimetleri terk etmekte veya küçümsemekte değil, çalışıp üretmektedir. Kurtuluş nasıl oluyorsa tek bir Allah'tan çıkan ama helalleri ve haramları bile farklı olan mezheplere bağlanmakta değil, "ben müslümanım" deyip Kuran'a bağlanmaktadır.


Fakat müslümanların toplum olarak kurtuluşa ereceklerini de zannetmiyorum, bu tabi sadece benim öngörüm. Eminim ki bu yazıda kanıtlara dayanarak anlattığım bunca şeye bile "müslümanlar" tarafından öyle psikopatça, öyle mantıksız, öyle iftira dolu cevaplar alacağım ki, neden bu kafa yapısında olan insanların toplumca rahata ermelerinin mümkün olmadığını düşündüğümü sen de anlayacaksın kaynatasız. Hatta ben sadece müslümanların değil, tüm dünyanın asla kurtuluşa, refaha falan erebileceğini de düşünmüyorum.


"İnsanlar iyidir" veya "insanlar kötüdür" gibi ön kabuller, dünyanın en gerzekçe bakış açılarıdır ki insanların bu tür salak paradigmalara kaymasının yegane sebebi; insanları daima tek tip gören toplumsalcı felsefelerin yayılmasıdır (misal sosyalizmin her türlüsü, misal panteist dinler, misal tasavvuf). İnsan, tek bir "benlik" olarak iyiliğe de, kötülüğe de muktedirdir. Bu da demektir ki insandan insana değişen bir seçim olarak biz, kötülüğü seçen kötü insanların ve iyiliği seçen iyi insanların bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ve benim gözümde kötülüğü seçen insan sayısı, iyiliği seçen insan sayısından bir hayli fazla -ki bu da benim şahsi düşüncem, katılmayabilirsiniz-. İyi olduğunu iddia eden veya iyiymiş gibi rol yapan insanların "büyük çoğunluğu" da eline imkân geçmemiş kötülerdir benim gözümde. Hasta olduğunu bile idrak edemeyen ruh hastalarının olduğu bu dünyada savaş, cinayet, haksızlık veya aklınıza gelebilecek her tür kötülük daima var olacaktır, tabi ki Allah aksini dilemedikçe. Böyle bir hayatta benim tek amacım kendimi kurtarmak ve bu manyak sürüsüne dahil olmamak. Kendimi kurtarmamın yolu da başkalarına karşı nasıl davrandığımdan geçtiği için, ama üç kişiye olur, ama beş kişiye, burada bir şeyler yapmaya çalışıyorum 4 senedir. Sen de "bunu yapsam ne olur, ne değişir" diye düşünme ve bir şeyler yapmaya çalış. Hatta bir şeylerle yetinme amına koyim, potansiyelini sonuna kadar zorla. Bu dünyada topyekün kurtuluş falan olmayacak, sen başkalarını boş verip kendi nihai çıkarını düşün, kendini kurtarmaya bak. Zira yanan canının acısını bir tek sen hissediyorsun, tekamül ettiğini ve tüm varlığın bir olduğunu iddia eden gerizekalıların umurunda bile değilsin sen. Sen "biz" değilsin, sen "sen"sin. Tek başınasın.


Ve tarihin hemen hemen her zamanında "biz artık tekamül ettik, önceki insanlardan daha ilerideyiz" diye pörtleyen insanlar olmuştur. Sırf sahip oldukları imkânlar yüzünden veya başkalarının, üzerinde düşünmeye vakit bulamadığı konular üzerinde kafa yormuş olmaları yüzünden (ki bu da sahip olunan bir imkândır) kendilerinin üstün/tekamül etmiş kişiler olduklarını zanneden bu salaklar, kendilerini üstün gördükleri o insanlarla aynı bokları yemişlerdir. Kendilerini üstün görmüşlerdir, kibirlenmişlerdir, yalan söylemişlerdir. Artık daha ileride, daha üstün, daha iyi olduklarını iddia edip, bir yandan sürekli kötülük işlemiş ve daha sonra bu kötülüklerini de söyledikleri yalanlarla insanlara iyilik diye yutturmaya çalışmışlardır. İnsanların gözlerinin içine baka baka onları kandırmışlardır, Egolarının okşanması veya ellerine takribi 50-60 sene yaşayacakları şu dünyada biraz güç geçmesi dışında hiçbir boka yaramayacak ufak çıkarlar uğruna, tüm dünyanın anasını bellemişlerdir. Şimdi, sen mi aydınsın? Sen mi Tanrı'nın parçası olduğunu keşfetmiş yüce varlıksın? Sen zavallısın ulan. İnsanlığın sahip olduğu servet ve teknoloji, bugünkünün binlerce katına da erişse veya aradan onbinlerce yıl geçip insanlar birtakım mutasyonlara da uğrasalar, insanın içindeki bu kötülük potansiyeli asla yok olmayacaktır. İnsan daima iyiliğe de, kötülüğe de muktedir bir "yaratık" olarak var olacaktır.


Yazının şu son bölümlerinde size neden mistiklerin ve spiritüalistlerin tasavvufu sevdiklerini ve küresel sermayenin tasavvuf ile spiritüalizme neden destek verdiğini açıklamaya çalıştım. Bunlara ilişkin de, en sığır insanın bile içine bir "acaba?" düşürecek kadar, ve bence aklını kullanan özgür bir insanın da ikna olacağı kadar delil sundum size. Artık bu faslı sonlandırıyorum ve yazının ilk bölümlerinde yaptığım gibi işin felsefesini anlatmaya yeniden devam ediyorum. Zira işin ne olduğunu bilmez ve sadece şekle göre tavır alırsanız, şu Pet Goat adlı video'daki sudan çıkan balıkların durumuna düşersiniz.

Şimdi kısa bir hatırlatma yapayım. Tasavvuftaki vahdet-i vücut inancına göre "her şey Allah'tır". Her şeyin Allah olması inancının genel adı da panteizmdir. Bu vahdet-i vücut inancı İslami bir şey olmadığı gibi, bu inancı ilk bulanlar (veya uyduranlar) tasavvufçular da değildir. Panteizm inancı mistik dinlerin alayında vardır ve zamanın tasavvufçuları da mistiklerden öğrendikleri panteizm inancını "vahdet-i vücud" adı ile müslümanlara bir güzel kakalamışlardır. Fethullah Gülen gibi bazı günümüz tasavvufçularının "panteizm gavur icadıdır, vahdet-i vücut ile panteizmin bir alakası yoktur" tarzı kıvırma dolu yazılarını görebilirsiniz bu konu hakkında.


Tasavvufçuların; panteizm ile vahdet-i vücut arasında var olduğunu iddia ettikleri fark şudur, hatta direkt tasavvufa ılımlı yaklaşan biri olan Süleyman Ateş'in cevabını vereyim size [76]:




Şimdi gavur icadı olan panteizme göre yaratıkları Tanrı olarak görürmüşsün, ama çok mübarek vahdet-i vücut inancına göre yaratıkları "yok" olarak görür ve aslında o yaratık sandığımız şeylerin "Allah" olduğunu görürmüşsün.


Eee? So what?


E sen lafı evirip çevirip yine aynı şeyi söylemiş oldun ama? Sahiden siz dalga falan mı geçiyorsunuz insanlarla, yoksa kendiniz bile ne dediğinizin farkında değil misiniz? Kaldı ki bu yazının ilk bölümlerinde örneklerini gördüğünüz üzere spiritüalist ve panteistlerin birçoğu da "maddenin illüzyon olduğunu", hayal olduğunu ve asıl var olanın Tanrı olduğunu söylerler, tıpkı tasavvufçular gibi! Panteizm ile tasavvuf tamamen aynı şeylerdir, tasavvufu savunanlar kendi inançlarını panteizmden farklı kılmak için şekil a'da da görebileceğiniz üzere bir çeşit laf salatasına başvururlar fakat vardıkları sonuç tamamen aynıdır.


Vahdet-i vücut ile panteizmin farklı şeyler olduğunu iddia edenler; tasavvufu ve geleneklerini en büyük put edinmiş hacı-hoca tayfasından başkası değildir. Armutun armut olmadığına inandırmaya çalışırlar kendilerini ve müritlerini, hiçbir mantık aramayın. Yaban ellerdeki spiritüalistler meseleyi gayet iyi çözmüşlerdir ve tasavvufun da, vahdet-i vücutun da ne olduğunu iyi bilirler, zaten bu yüzden bizim Mevlana'ları, Arabi'leri epey severler. Bunun zibilyon tane örneğini de gördük bu yazıda şimdiye kadar.


Tabi bu tasavvufun ve vahdet-i vücutun müslümanlara kakalanması o kadar da kolay olmadı. Zira bu saçmalıkların Kuran'a alenen zıt olduğunu farkedip tasavvufçulara karşı çıkan birçok müslüman oldu doğal olarak. Örneğin "kelamcılar", Kuran ayetleriyle ilgilenen alimlerdir, çalışma alanları Kuran ayetleridir. Bu kelamcı abiler gayet tasavvufçuların kafir olduklarını, inançlarının Kuran'la hiçbir alakası olmadığını söylemişlerdir. Tasavvufçular ise tasavvufa karşı gelen herkesi "anlamazsınız, sizin ilminiz yetmez, tatmayan bilmez" gibi mantık ve nur dolu argümanlarla aşağılamış, avamdan görmüştür. Bu sebeple kelamcıları da hiç sevmez tasavvufçular. Zira İbn Arabi'nin de dediği gibi, ancak düşük seviyeli insanlar akıl ve düşünce yoluyla gerçeğe ulaşmaya çabalarlar. Gerçek bilgi; keşif ve ilhamla direkt Allah'tan alınır ve bu da ancak Arabi'lere, Mevlana'lara, zart zurt hazretlerine nasip olur.


Derken 16. yüzyıl Hindistan'ında "İmam Rabbani" adında biri çıkagelir, kendisi de tasavvufçudur. İmam Rabbani günümüzde özelikle şu Cübbeli Ahmet'in İsmailağa Cemaati tarafından pek sevilir, Rabbani'nin izinden giderler. Kendi deyimleriyle bu İmam Rabbani "70.000 evliyanın reisi"dir. Böyle bölüm sonu canavarı gibi bi şey işte. Peki İmam Rabbani neden önemlidir? Zira tam bir "her devrin adamı" olan İmam Rabbani, ne şiş yansın ne kebap diyerek tasavvufçular ile kelamcıların arasını bulmak için "vahdet-i şühud" adında bir şey uydurmuştur. İmam Rabbani'nin vahdet-i şühudu da yeni bir şey değildir, mistisizmdeki karşılığı "panenteizm"dir ve vahdet-i vücut'tan pek de bir farkı yoktur. Şimdi bu abilerin çok karmaşık şeylermiş gibi süslü süslü Arapça terimlerle, adeta anlaşılmasın diye anlattıkları meseleleri, size en basit şekilde anlatacağım. Zira mesele gerçekten çok basit, sadece bu herifler işi bilerek zorlaştırırlar ki "biz çok ulvi kişileriz, herkes ilmimizi anlayamaz, vuuuuu" şeklindeki gizem perdeleri perçinlensin. Şu el emeği göz nuru şemalara iyice bakın şimdi, mesele şundan ibaret:





Tasavvuftaki vahdet-i vücud ile mistisizmdeki panteizm tamamen aynı şeylerdir. Bu inanışa göre, şekil A'da gördüğünüz üzere evrenler ile Tanrı aynı şeydir. Yani hem bu evren, hem olası diğer evrenler, hem de bu evrenlerin içindeki varlıklar, Tanrı'nın ta kendisidir. Mesela ayağına yapışan kedi boku var ya, o kedi boku Allah'ın bir parçasıdır, zira tüm varlık Allah'tır ve tüm varlık birdir. Bizim İbn Arabi'nin veya 17. yüzyıl filozofu Spinoza'nın dediği tam olarak budur. Elbette günümüz spiritüalistleri de bunu der, misal ABD'de seminer seminer gezen Ramtha da bunu söyler [77]





Gelelim şimdi vahdet-i vücud'un hemen hemen aynısı olan, fakat çok farklı bir şeymiş gibi müslümanlara kakalanan versiyonuna, yani İmam Rabbani'nin vahdet-i şühuduna:






Vahdet-i şühud (panenteizm) inancına göre evrenler yine Tanrı'dır, fakat Tanrı bu evrenlerle kısıtlı değildir, evrenleri aşan bir varlığı da vardır Tanrı'nın. Yani Tanrı evrenleri kapsar, fakat sadece evrenlerle kısıtlı değildir. Bu "vahdet-i şühud" lafını ilk olarak İmam Rabbani kullandıysa da, vahdet-i şühuda yani panenteizme benzeyen fikirleri kendisinden önceki tasavvufçularda da görebilirsiniz. Örneğin Mevlana'nın bazı kitaplarını okuduğunuzda kendisinin panteist olduğunu, bazı kitaplarını okuduğunuzda da panenteist olduğunu görürsünüz. Hatta Spinoza da panteist olmasına rağmen, ismi panenteizmle beraber sık sık geçer. Zira panteizm ve panenteizm arasında öyle çok keskin çizgilerle belirlenmiş bir fark yoktur. Hemen hemen aynı şeylerdir ve aralarındaki farklar da öyle çok büyük değişikliklere yol açan türden ayrımlar değildir (sebeplerini birazdan anlatacağım).


Yukarıdaki şemada İmam Rabbani'nin laf salatalarıyla dolu ciltlerce mektubatını okuyup iyice kafası karışan, hiçbir şey anlamayan, anlamadığı için de "vardır bir kerameti" diye düşünen tasavvufçuların savunduğu vahdet-i şühud inancını en sade ve en net şekilde görebilirsiniz. Öyle çok karışık bir mesele değildir bu. Tabi bir de meseleyi gayet iyi anlayıp, bunların Kuran ile bir alakası varmış gibi ayak yapan, millete yediren tasavvuf ehli ilahiyatçı tayfa vardır ki, onlara bu yazı uzunluğunda bir sövme destanı dizsem az gelir.


Şimdi gelelim vahdet-i vücut ile vahdet-i şühut'un karşılaştırmasına.


Vahdet-i vücut inanışı ile ilgili en temel sorunun hatırlarsanız şu olduğunu anlatmıştım: Her şeyin Allah'ın ta kendisi olması demek, her şeyin kaçınılmaz bir biçimde "iyi" ya da "olması gereken, sorgulanamaz şeyler" olmasına yol açar. Eğer her şey Allah ise, Yaratan ile yaratılan arasında bir fark yoksa, bu durumda kötülük diye bir şeyden bahsedemeyiz. Zaten bu mantık ile tekamül inancını birleştiren Hallac-ı Mansur'un "İblis ve Firavun benim öğretmenimdir" demesi, Arabi'nin de Firavun'a övgüler dizmesi, hatta onu cennetlik ilan etmesi gayet tutarlıdır. Eğer tasavvufçu iseniz, İblis'inden tut Hitler'ine kadar herkese bu bakış açısıyla yaklaşmanız gerekir, tasavvuf inancı bunu gerektirir, bunu yapmazsanız inancınızı ya anlamamışsınızdır, ya da inancınızla ters düşersiniz. Zira "her şeyin Allah olması", ortada kötü diye bir şey bırakmaz.


Şimdi gelelim Rabbani'nin vahdet-i şühud'una. Şu şemaları bir karşılaştırın, vahdet-i şühut inancında da her şeyin "iyi" olması durumu aynen devam eder gördüğünüz üzere, zira evrenler yine Allah'tan bir parçadır. Bu probleme herhangi bir çözüm getirmiş midir vahdet-i şühud? Hayır. İmam Rabbani'ye göre "vahdet-i vücut" aşılması gereken bir mertebedir, eğer iyice aydınlanır, iyice ulvileşirsen vahdet-i vücut'u da aşarsın ve asıl hakikatın vahdet-i şühut olduğunu görürsün. Ve o vahdet-i şühutta da yine tüm varlık Allah'ın bir parçasıdır, varlık ile Tanrı arasına hayali bir çizgi çeker vahdet-i şühut inancı ama yine de ortadaki problemi hiçbir şekilde çözmez. "Vahdet-i vücut inancını halk yanlış anlayabilir, bu inanç materyalizme yol açabilir" minvalinde laflar söyleyen İmam Rabbani, Allah'ın sadece evrenle kısıtlı olmadığını, bu evrenden başka da bir boyutu olduğunu söyler, fakat yaratıkların Allah olarak görülmesi inancını aynen devam ettirir. Yani panteist/panenteist inanç sistemi İmam Rabbani'de de aynen devam eder. Bir de çok önemli bir şey başarmış gibi "İslam'ı hurafelerden ve materyalizmden koruyan alim" olarak övülür bu İmam Rabbani.


Vahdet-i vücut (panteizm) der ki: "Her şey Allah'tır"


Vahdet-i şühut (panenteizm) der ki: "Her şey Allah'tandır"


Bu ikisi arasında hiçbir fark yoktur. "Her şey Allah'tandır" lafı tek başına yanlış olmak zorunda değildir, bu lafa ne anlam yüklediğinize bağlı olarak değişir. Örneğin bu lafı söyleyerek "her şeyi Allah yaratmıştır, o sebeple her şey Allah'tan gelir" demek istiyor da olabilirsiniz, Kuran'a göre durum da budur zaten. Fakat tasavvufçular böyle söylemez. İmam Rabbani böyle söylemez. Vahdet-i şühud inancı böyle söylemez. Onların "her şey Allah'tandır" demesi, aynen yukarıdaki şemada da göreceğiniz üzere "her şey Allah'ın bir parçası/uzantısı/tezahürüdür" anlamı taşır. Bunun da Kuran ile en ufak bir alakası yoktur. Enam suresinin 1. ayetini çok dikkatli okuyun şimdi:


"Hamd Allah'adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar."


Ayette Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı, karanlıkları ve nuru (aydınlığı) yarattığı söylenir. Allah'ın gökleri ve yeri yaratması ile karanlığı ve aydınlığı yaratması demek; Allah'ın işte bu evreni yaratması demektir. Zira evren; yerler ve göklerden, karanlıklar ve aydınlıklardan ibarettir, bunların yaratılması demek, zaten mantıken evrenin yaratılması demektir. Ayetin son cümlesinde ise açık seçik Allah tarafından yaratılan yerler ve göklerin, karanlık ve aydınlığın, yani bu evrenin, kafirler tarafından Allah'a denk tutulduğu söylenir.


Enam suresinin 1. ayeti, alenen bu evrenin Allah'a denk tutulamayacağını söyler.


Panteizm ve panenteizm inançları zaten Kuran'ın bütününe baktığınızda asla ulaşılabilecek şeyler değildir, Kuran tamamen zıttır bu inançlara. Kuran'dan tasavvuf inancına ulaşabilmeniz için "Allah kuluna şah damarından daha yakındır" ayetini iyice eğip bükerek yorumlamanız ve sonra diğer tüm Kuran ayetlerine "bunlar mecaz yaa" demeniz lazım ki tasavvufçuların yaptığı da aşağı yukarı budur. Ve sırf enam suresinin 1. ayeti bile bu inancın Kuran'a göre yanlış olduğunu anlamak için yeterlidir. "Gerçeğin üstünü örten", kafir demektir, kâfirin kelime anlamı budur. Allah enam 1. ayette açık seçik evreni Allah'a denk tutanların kâfir olduğunu söyler. Bu budur, lamı cimi yok.


Kâfir lafı, yanlışa sapan insanlar için öyle kapsayıcı, öyle ortak ve öyle cuk bir ifadedir ki. Zira "gerçeğin üstünü örtmek" eyleminde bir bilgisizlikten ziyade, gördüğün ve bildiğin şeyi görmezden gelmek, umursamamak ve başkaları da onu görmesin diye gizlemek anlamları vardır. Yani saf bir bilgisizlikten ziyade, bildiğin şeyi kendinden ve başkalarından gizlediğin için "sinsilik" vardır bu ifadede. Ve aynı zamanda gördüğün gerçeği umursamadığın, onu önemsiz gördüğün ve önemsizleştirdiğin için de "duyarsızlık" anlamı vardır kâfir sözcüğünde. İngilizce'de cahil; "ignorant", cehalet ise "ignorance"dır ve bu kelimeler "ignore" fiilinden türemişlerdir. Ignore kelimesinin tam anlamı ise "görmezden gelmek, önemsememek, bilmezlikten gelmek"tir, tıpkı Facebook'ta sana "slm gözlerin çok güzel" diye mesaj atan Çılgın Manmut61'in orada var olduğunu bilmen ama "ignore" seçeneğine basarak onu görmezden gelmen gibi. Kuran'da geçen "cahil" ifadesi de tam olarak budur. Kuran'da Allah'ın cahil dediği kimseler zaman zaman bulundukları toplumun en üst kesimlerindeki adamlardı, kodamanlardı ve sosyoekonomik düzeyleri yüksek olduğu için bilgi düzeyleri de birçok insandan ilerideydi, örneğin Kuran'da adı geçen Ebu Leheb bile böyle bir kimsedir. Fakat "cahil" ve "kafir" olmak, Kuran'a göre az bilmekten ziyade, bildiklerinin üstünü örtmek, onları gizlemek, görmezden gelmek anlamları taşır. Kuran'da Allah'ın eşsiz, benzersiz, denksiz olduğunu söyleyen ayetleri görmelerine rağmen hâlâ panteizm ve panenteizm inançlarını İslam diye millete kakalayan tasavvufçular da bu bağlamda tam olarak cahildirler. Enam suresinin 1. ayetini görürler ve hâlâ inandıkları vahdet-i vücud'u veya vahdet-i şühud'u savunmaya devam ederler. Sanki o ayetleri hiç görmemişlerdir.


"Ayetlerimiz ona okunduğunda, böbürlenerek yüzünü çevirir. Sanki onları hiç işitmemiştir, sanki kulaklarında bir ağırlık vardır. İşte böylesini, korkunç bir azapla muştula." (Lokman 7)


Sanki Allah'ın eşsiz, benzersiz ve denksiz olduğunu söyleyen, yaratılmışların Yaratan'a denk tutulamayacağını söyleyen ayetleri hiç görmemiş gibi, hala tasavvufu savunanlara ben diyecek bir şey bulamıyorum. Kalbin mühürlenmesi denen olay bu demek ki.


Yani bakın tekrar söylüyorum, adamın biri gelse ve açık seçik "ben spiritüalistim ve tasavvufa inanıyorum" dese veya "ben kendimi herhangi bir dine mensup olarak görmüyorum ve tasavvufu mantıklı buluyorum" dese, çıkıp da bu adama "sinsi" demem, zira bu bir iftira olur. Bunlara inanmakta tamamen özgürsünüz, bu sizin hayatınız, seçimi yapacak olan sizsiniz. Fakat bir insanın "ben hem müslümanım, hem tasavvufçuyum" demesi öyle mantıksız bir şeydir ki, işte ben buna diyecek bir söz bulamıyorum. Tabi ki her ne kadar mantıksız da olsa, böyle bir seçim yapmakta da özgürsünüz, fakat aynı anda zıt şeylere inandığınızı ve mantıksız bir insan olduğunuzu kabul etmelisiniz (tabi mantıksız bir insandan mantıksız olduğunu kabul etmesi de beklenemez, zira bu, mantıksız bir insan için çok mantıklı bir hareket olurdu ehehe). Ve tasavvuf ile Kuran'ın zıt olduğunu görmek için de herhangi bir dine mensup olmak zorunda değilsiniz, bu iki inanç arasındaki karşılaştırmam gayet nesneldir, aklını kullanan herkes tasavvuf ile Kuran'ın zıt olduğunu görür ve kabul eder. Bunu tek kabul edemeyenler bizim gelenekçiler, cemaatçiler, birtakım ilahiyatçılar ve tasavvufçulardır.


Ya ilkokul 1'deydim ya da 2'de, bahçede pet şişeyle maç yapıyorduk. Karşı takımdan bir çocuk pet şişenin üstüne basıp kaydı, sonra "frikik" dedi. Gereksiz tevazu yapmayacam, çocukken akranlarımdan zekiydim, bu çocuğun da denyo olduğunu anladım, durumu garipsemeden sakince çocuğa faulün ne olduğunu anlatmaya çalıştım. İşte frikik kullanması için bizim takımdan birinin onu düşürmesi gerektiğini, kendi başına kayıp düştü diye frikik kullanamayacağını izah ettim. Bana cevap olarak "banane olum, ben düştüm işte, beni bağlamaz" gibi bir cevap vermişti. Sinirimden ağladım. Bak çocukluğuma dair sinirlendiğimi hatırladığım tek anım bu benim. Üzüldüğüm anılarım var, fakirlik anılarım var, ağladığım başka anılarım var, ama sinirlendiğim bir tek bu var. Neden bu kadar sinirlenip ağlamış olabilirim sence? Çünkü çaresiz hissettim ve bu çaresizliğimin sebebi de "anlaşılamamış" olmaktı. Ve bu anlaşılamamış oluşumun sebebi, anlatmaya çalıştığım şeyin çok karmaşık bir şey olması da değildi, çocuğun sırf kendi hırsı yüzünden kendini beni anlamaya kapatmasıydı. Zira aynı çocuk, böyle bir pozisyonun çok daha zorlarını pazar akşamı Erman'la Şansal'ın Maraton'unda seyredip, pazartesi sabahı andımız okunmadan önce sırada bizimle beraber yorumluyordu, gerizekalı değildi. Bilmiyorsa bile, çok zeki değilse bile, bunu öğrenip anlayabilecek zekası vardı. Fakat şahsi hırsı ve kibiri yüzünden kendini "anlamaya" öyle kapatmıştı ki, karşısındakine çaresizlikten başka bir şans bırakmıyordu.


Hem tasavvufa hem Kuran'a inananlar da işte bende aynı etkiyi uyandırıyor. Ne desem boş hissine kapılıyorsun. Zira kendilerini boş bir kibire (benim öğrendiğim ve inandığım her zaman doğrudur düşüncesine) o kadar kaptırmış vaziyetteler ki, kendilerini bu kibirleri ve boş hırsları yüzünden "anlamaya" öyle kapatmış vaziyetteler ki, kendilerine uymayan her türlü delili görmezden geliyorlar. Bu sebeple de onlara laf anlatmaya kalkışırken çaresiz kalıyorsun. Yalnızlığın bundan daha yoğun hissedildiği bir an var mıdır bilmiyorum. Yemin ederim ki Allah'tan başka kimsemiz yok hacı, sana yemin ederim ki yok.


Devam ediyorum, araya fazla laf girdiği için şu şemaları yeniden gösteriyorum ki birazdan anlatacaklarımla karşılaştırma yapabilesiniz:







Tasavvufçular, yaratığı ilahlaştıran ve yaratık ile Allah'ı muhakkak karşılaştırma çabasında olan bu inanışlarını şöyle açıklarlar, örneğin Mevlana Fihi Ma Fih'te "ben Allah'ım" diyen Hallac-ı Mansur'u savunurken şunları söyler [78]:




Yani Mevlana özetle der ki: "Eğer 'ben kulum' dersen, hem ben varım, hem de Tanrı var demiş olursun ve ikilik yaratırsın. Oysa Allah'tan başka varlık olmadığı için, 'ben Tanrı'yım' demen lazım"


Şimdi bu adamlar "haşa Allah'tan başka varlık mı olur?" derler, fakat "ben Allah'ım" derken hiç de haşa demezler, mütevaziliğe bak anasını satayım. Bu adamlara göre tasavvufçu olmayan, yani "aklı ermeyen" müslümanların Allah inancı da şudur, yani kendilerini aklamak için karşılarındakinin inançlarının şu olduğunu söylerler:




Mevlana'nın "Siz hem Allah var, hem de ben varım diyerek ikilik yaratıyorsunuz" dediği mesele işte budur, buna çözüm olarak da evreni Tanrılaştıran vahdet-i vücut anlayışını önerir. Oysa Kuran'daki tevhid inancı, bu tasavvufçuların anlattığı şekilde değildir. Kuran'a göre evrenlerin (yaratılmışların), Allah'a karşı böyle bir pozisyonu yoktur. Bu düşünce, kendini aklama çabasındaki tasavvufçuların, Kuran'daki tevhid inancını çarpıtmasından başka bir halt değildir. Şimdi size Kuran'daki Allah inancını, yani tevhid inancını da bir şema ile açıklayayım:






Dikkat ederseniz şimdiye kadar hep evrenlerin varlığı ile Allah'ın varlığını kıyaslamıştık. Zira tasavvufçuların zihninde, Allah'ın varlığı ile insanların, eşyaların, evrenlerin varlığı muhakkak kıyaslanmak zorundadır. Oysa sırf İhlas suresinin son ayetinde bile Allah için şu söylenir: "Hiçbir şey O'nun dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz"


Şimdi soruyorum size, "benzeri olmayan" bir Allah'ın varlığını siz nasıl yaratıkların varlığı ile kıyaslayabilirsiniz?


"Benzeri olmayan Allah"ın varlığı ile evrenlerin varlığı nasıl mukayese edilebilir, bana bunu delillere dayanarak mantıklı bir şekilde açıklayabilir misiniz? Açıklayamazsınız, açıklamaya kalksanız da saçmalamış olursunuz, zira Allah'ın tanımında bir kere "benzersiz olmak" vardır.


Allah'ın varlığı ile Allah'ın yarattıklarının varlığı bambaşka şeylerdir. Ben eğer bir şema ile evrenlerin karşısına "aha işte şuradaki şey Allah'tır" diye bir çizim yapacak olursam, şirke girmiş olurum. Tabi ki benim çizdiğim bu şemalar, düşünce şekillerinin birer simgesidir. Bu tasavvufçular da düşünce yapısı olarak Allah'ı "muhakkak bir şeylerle kıyaslanması lazım olan varlık" olarak gördükleri için, "yahu tamam ben buradayım da, Allah'ı nereye yerleştireceğim?" diye düşündükleri için, hem kendi inançlarında Allah'ı yaratıklarla mukayese ederler, hem de Kuran'daki tevhid inancını bile kendi hatalı paradigmaları ile anlayıp yorumlarlar.


Allah ile evrenin, daha doğrusu Allah ile yaratıkların kıyaslanabilmeleri için, bu ikisi arasında muhakkak kıyas yapabileceğiniz bir ortak nokta olması gerekirdi. Örneğin "elmalarla armutları karıştırmak" lafı, elma ile armutların "farklı" şeyler olduklarını ve aralarında bir ilişki kurulamayacağını ifade eden mecazi bir deyiştir. Fakat yine de elma ile armut da kıyaslanabilir. Örneğin elma ve armuttaki asit oranlarını kıyaslayabilirsiniz, zira asit her ikisinde de mevcuttur. Elma ile armutun şeker oranlarını kıyaslayabilirsiniz, zira her ikisinde de şeker vardır. Veya elma ile armuttaki herhangi bir X oranlarını, bu X elmada olsa ve armutta hiç olmasa bile kıyaslayabilirsiniz. Zira X armutta hiç olmasa da X'in armutta bulunması ihtimal dahilinde bir durum olurdu, böylece "X elmada şu seviyede vardır, armutta ise sıfır seviyesinde vardır" şeklinde bir kıyas yapardınız ve bu kıyas yapmanıza olanak sağlayan şey ise X'in elmada da armutta da bulunma ihtimalinin var olması olurdu. Veya elma ile armutu daha başka alanlarda da kıyaslayabilirsiniz ve kıyas yaparken "elma ile armutun meyve olmaları"nı ortak bir dayanak noktası olarak ele alırsınız. Veya elma ile armutu, ikisinin de "madde" olmalarını bir dayanak noktası alarak kıyaslayabilirsiniz.


Özetle, iki şey arasında kıyas yapabilmek için, bu ikili arasındaki benzerliklere ihtiyaç duyarsınız.


Tanımında "benzersiz" olma özelliği içeren Allah ile yaratıklar arasında bir kıyaslama yapmak nasıl mümkün olabilir? Bu resmen mantığın sefaletidir lan. Sizin İslam alimi dediğiniz bu adamlar, tanımında "yaratılmamış olmak" özelliği bulunan Allah için "iyi de Allah'ı kim yarattı?" sorusunu soran 20 yaşındaki ateist ekşi sözlük yazarı ile aynı saçma mantığa sahiplerdir, zira aynı mantıksal hatayı yaparlar. Sizin o ulvi adamlarınız, şöylesi basit bir şeyi bile akıl edebilmekten acizdirler. Gerçi akıl etseler de, kendi saçma inançlarını haklı çıkarmak için lafı kıvırıp yalan söylerler.


Allah gözetleyici, denetleyici ve koruyucu olarak bu evrene içkindir, Allah'ın kuluna şah damarından daha yakın olmasının manası da budur, fakat aynı zamanda Allah aşkındır. Yarattıklarında Allah'ın herhangi bir parçası yoktur, olamaz, zira hiçbir şey onun dengi ve benzeri olamaz.


Bu anlattıklarım size çok detay gözükmüş olabilir, fakat "ben Allah'ım" deyip ortada dolaşan bu şeyh sürüsünün varlığı, işte bu çürük felsefeler ile mümkün olmuştur. Teori denilen şey öyle sandığınız kadar önemsiz değildir, aha bu saçma teorilerin pratikteki sonuçlarını müslümanlar yüzyıllardır saçma sapan şeyhlere, gavslara, velilere, tarikatlere, tasavvufçulara bağlanarak ve sürekli dünyanın yıllarca gerisinden gelerek ödüyorlar. Ve eğer dünya, bu "her şey Allah'tır, dolayısıyla her yapılan şey mübahtır" inancına sıkı sıkıya bağlı insanlarla dolu bir yer olursa bir gün, öyle bir dünyadaki vahşeti hiçbir film senaristi veya roman yazarı hayal bile edemez. Tıpkı Aryan ırkı idealine sıkı sıkı bağlanan ve eline inançlarını uygulayabilecekleri imkânı geçiren Nazilerin yaptığı gibi, spiritüalizm de bu gücü ve imkânı eline geçirirse; dünya kaos ve vahşet dolu bir yer olacaktır. Zira "kötülük" diye bir tanımı yoktur bu inancın. Yapılan her şey "olması gereken, Tanrı'nın yaptığı, sorgulanamaz" şeylerdir. Vahdet-i vücut ve vahdet-i şühut inançları da işte bu sebeple, spiritüalizmin söyledikleriyle birebir uygundur. Küçük CIA olan Rand'ın ve bilimum küresel sermaye kuruluşlarının tasavvufa verdikleri desteğin sebebi de budur.


Tasavvufçuların kendi inançlarını haklı çıkarmak için en çok eğip büktükleri ayetler de, Allah'ın Adem'e ve İsa'ya "ruhundan üflediğini" söylediği ayetlerdir. Bu arkadaşların inancına göre kendisi bir ruh olan Allah, gider kendisinden insanların ruhlarını oluşturur (bildiğin Plotinus'un sudur teorisi). Tasavvufçuların ruh konusundaki görüşleri aslında karmakarışıktır ve birinin söylediğini öteki yalanlar, ama biz yine de Mevlana'nın yazdıklarına bir bakalım. Örneğin Mevlana, Divan-ı Kebir'de şöyle der [79]:




Bedenle yaşamaktan kurtulunca baştan başa ruh olurmuşuz Mevlana'ya göre. E şimdiye kadar size Mevlana'nın bedeni ve varlığı bir ayıp olarak gördüğünü ve bedenden kurtulunca Tanrı ile bir olacağımızı söylediği beyitlerini de gösterdim. Yani bedenden kurtulunca ruh oluyoruz ve bedenden kurtulunca aynı zamanda Tanrı oluyoruz, bu da demektir ki bu inanç sisteminde Tanrı bir ruhtur.


Öncelikle şunu söyleyeyim ki Allah'ın kendisi bir ruh değildir, Kuran'da Allah kendini asla bu şekilde tanımlamaz. Bir diğeri, Kuran'da insanların hayalet şeklinde ruhlara sahip olduğu bilgisi de geçmez, hatta ve hatta Kuran'da "ruh" kelimesinin çoğulu olan "ervah" kelimesi bile asla kullanılmaz. Neden biliyor musunuz? Zira insanın, öyle zannedildiği gibi ağırlığı 21 gram olan, hiç ölmeyen, bedenden ayrılabilen hayaletimsi bir ruhu yoktur. Bu sebeple Kuran'ın hiçbir ayetinde insanlardan "ruhlar" şeklinde bahsedilmez veya Kuran'da insanlara hiçbir ayette "ey ruhlar!" şeklinde hitap da edilmez. Ruh kelimesi Kuran'da 3 anlamda kullanılır:


1- Vahiy meleği Cebrail'in diğer adıdır (örneğin nahl 2 veya nisa 171).

2- Vahiy kitabı olan Kuran'a da ruh denir (örneğin şura 52)
3- Ne olduğu belki de asla bilinemeyecek bir anlamda kullanılır ve bu kullanım alanında da yine diğer kullanım şekillerinde olduğu gibi muhtemelen "vahiy" ve "ilahi bilgi" anlamları olabilir (örneğin sad 72, tahrim 12).

Kuran'da "Allah'ın rufundan üflemesi" ifadesi sadece ve sadece Adem ile İsa'nın yaratılışları için kullanılır. Adem ile İsa'nın ortak noktaları da cinsel birleşme olmadan, yoktan yaratılmış olmalarıdır. Ayrıca "Ruh üfleme"nin değil fakat, tek başına "üfleme"nin geçtiği bir yer daha var Kuran'da. İsa, İsrailoğulları'na mucize gösterirken şunları söyler:


"Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde bir şey yapar, ona üflerim de Allah'ın izniyle kuş oluverir. ..." (Ali İmran 49'dan)


Gördüğünüz üzere burada da cinsel birleşme olmadan, yoktan var etme söz konusu. Ve burada da bu yoktan var oluşun gerçekleşmesi için İsa kuşa "üfler". Üfleme, Allah'ın yaratış yöntemlerinden birisidir. Yani Allah nasıl ki insanı anne karnında yaratmayı uygun görüyor, veya "ol" diyerek yaratmayı uygun görüyor, Allah'ın yaratma yöntemlerinden biri de budur.


Peki bu ayetlerden ne anlıyoruz? "Ruh" kelimesinin Kuran'daki başlıca kullanımları "vahiy meleği Cebrail" ve "vahiylerden oluşan kitap Kuran"dır ve bu kullanımlarda da sürekli bir "ilahi bilgi aktarımı" söz konusudur. Zira Cebrail, bu ilahi bilgileri alan ve peygamberlere aktaran melektir, aynı şekilde Kuran da ilahi bilgilerin yazılı olduğu kitaptır ve Cebrail'e de, Kuran'a da "ruh" denir. Ve bir kelimenin Kuran'da hangi anlamda kullanıldığını öğrenmek için, o kelimenin tüm ayetlerdeki kullanımlarına bakmak gerekir ki bu sadece kutsal kitapları değil, tüm metinleri anlamada çok önemli bir yöntemdir. Yani o kelimenin aynı metin içindeki tüm kullanımlarını karşılaştırarak o kelimenin hangi anlamda kullanıldığını öğreniriz. O hâlde "ruh üflemek" demek de, bir ruh olan Allah'ın kendisinden başka ruhları yaratması gibi Kuran dışı bir anlama gelemez. "Ruh üflemek"; ruh kelimesinin Kuran'daki tüm kullanımları göz önüne alındığında olsa olsa ancak "ilahi bilgiyi aktarmak, vahyi aktarmak" anlamına gelebilir ki bu bile kesin değildir. Kuran'da sadece yoktan var etmek esnasında kullanılan "ruh üfleme" ise asla ve asla tasavvufçuların iddia ettiği gibi Allah'ın tüm insanlara kendinden bir parça vermesi gibi bir anlam taşımaz.


Spiritüalizmin kelime anlamı "ruhçuluk"tur, zira tüm bu haltlar zaten işte bu şekilde bedenden ayrı dolaşabilen, hayaletimsi bir "ruh" inancından kaynaklanır. Yahu eğer bu şekilde bir ruh var olsaydı, şu koca Kuran'ın tek bir ayetinde bile insanların ruhu olduğu söylenmez miydi? Ya da en azından çoğul hâlde "ruhlar" kelimesi kullanılmaz mıydı? Tasavvufçular sırf kendi inançlarını haklı çıkarmak için "ruh üfleme" ayetlerinin suyunu çıkaradursun, Kuran "ruh" için şöyle söyler:


"Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: "ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir." (İsra 85)


İşte tam da bu sebeple, ruhun üçüncü kullanım alanı için "ne olduğunu belki de asla bilemeyeceğiz" gibi muğlak bir ifade kullandım. Zira Allah açık seçik bu konuda bilgimizin kısıtlı olduğunu söylüyor.


Tarih boyunca insanların en çok merak ettiği ve üzerinde tartıştığı konulardan biri olan "ruh" meselesi için Allah bu ifadeleri kullanırken, bize bu konu hakkında ilimden sadece az bir şey verdiğini söylerken, tasavvufçular bu ruh üfleme meselesini kullanarak panteist inançlarını insanlara yedirirler. Neden? Zira bizlere ilimden az bir şey verilse de, "keşif ve ilham" yoluyla Allah'tan bilgiler alan şeyhleri meseleyi çözmüştür! Ve onlara göre nasıl oluyorsa tanımında "benzersiz olmak" özelliği bulunan Allah, kendi parçasından insanları yaratmıştır.


Şimdi müslümanların o kadar ileri bir toplumken nasıl dibe çöktüklerini, yine bu müslümanların izinden gittikleri bir başka büyükbaş tasavvufçuyu inceleyerek anlayacağız. Bende kal, zira bu kısımlar çok önemli.


Bunun için şu "İslam'ı hurafelerden kurtardı" denilen ve "vahdet-i şühut" inancını İslam'a yamayan İmam Rabbani'nin mektuplarına, yani bilinen adıyla "Mektubat"a bir bakalım, Şimdi bakınız nasıl da İslam'ı hurafelerden kurtarıyor kendisi [80]:






İmam Rabbani adlı şahıs burada "Kutbül İrşad" diye birinden bahseder.


Tasavvufçuların "Kutup" dedikleri şey; böyle şeyhin, velinin daha da bir üst modeli olan, daha da ulvi bir adamdır. Yani bu heriflerin "ermişlik" hiyerarşisinde orgeneral gibi bir şeydir bu "kutup", bi'nevi Street Fighter'daki Mr. Bison veya Mortal Kombat'taki Goro da diyebiliriz kendisine. Anlayacağınız Rabbani'nin burada "kutbül irşad" diye bahsettiği şey, bildiğin sarıklı cübbeli bir adamdır. Kendisinin deyimiyle (son cümlede de görebileceğiniz üzere) bu "kutbül irşad" denilen şahıs "karanlığın kapladığı alemi nuruyla aydınlatır"mış. Bildiğin Hinduizm Tanrılarından biri gibi bi şey işte.


Aynı mektubun bir sonraki paragrafından devam ediyoruz, Allah aşkına özellikle altını çizdiğim bölümleri okuyun. Kula kulluk nasıl yapılırmış bunu kaynağından öğrenin [81]:




Bak hacı, şu Rabbani'nin "kutbül irşad" denilen sakallı bir herif için bu söylediklerini oku, sonra bu adamın müslümanlar tarafından "İslam alimi" falan kabul edildiğini hatırla, sonra bu adamların "siz onların ne demek istediğini anlayamazsınız, ilminiz yetmez" gibi kılkuyruk laflarla savunulduğunu düşün, sonra şöyle biraz daha düşün, kafayı yememeye çalış, kafayı ye.


Ne demek lan "Kutbül irşadın nuru bütün dünyaya yayılır"? Olum ne demek "hidayete eren herkes bunu kutbül irşad sayesinde elde eder"? Lan bana bak bana, ne demek "onun aracılığı olmadan hiç kimse bu devlete nail olamaz"? Ne demek "onun nuru okyanus misali bütün dünyayı kuşatır"?


Müslümanların içinde bulunduğu bu rezil hâlin nereden geldiğini anlıyor musunuz şimdi? Bir zamanlar patır patır bilim adamı ve düşünür çıkan topraklardan, şimdi niçin bir bok çıkmadığını anlıyor musunuz? Bu paçavralar 2 yönden müslümanların bugünkü geri kalmışlığını açıklar: Birincisi, Allah veya Allah'tan bir parça olduğunu iddia eden bu şeyhlere, velilere, kutuplara teslim olan bir toplumda ne üretim kalır, ne kalkınma kalır, ne bilim kalır, ne de aklı kullanmak. İkincisi, müslümanların büyük çoğunluğu Allah'tan geldiğine inandıklarını söyledikleri Kuran'da defalarca söylenen "Allah'a aracılar koymayın" emrine bile gayet çatır çatır karşı gelebilen, çelişkili ve mantıksız insanlardır. Öyle ki Kuran'ın en çok uyardığı ve affedilmeyen tek günah olduğunu söylediği "şirk"i bile işlemekten çekinmezler, hatta binbir türlü masallarla, rivayetlerle, uyduruk izahlarla işledikleri şirki dinden bir şeymiş gibi gösterirler. Bu kafa yapısına sahip insanlardan da hiçbir halt olmayacağı aşikardır zaten.


Dur dur konuşacam, konuşacam da şu paragrafın devamını da göstereyim, bir sonraki sayfaya geçiyorum [82]:




İmam Rabbani özetle şunları söylüyor: "Kutbu inkar eden kimse Allah'ı zikretse bile hidayete eremez. Ama bu kutup denen adama bağlanır ve onu seversen, Allah'ı zikretmesen bile sırf bu kutup denen adamın hayrına hidayete ulaşırsın". Yani Allah'a dua etmeden Kutup'a dua edersen, Kutup'un mübareklik kontenjanı sayesinde yırtarsın, ama Kutup'a dua etmeden Allah'a dua edersen bi işe yaramaz.


Allah sizin belanızı versin. Ruh hastası herifler.


Eğer bu pislikleri "İslam" adı altında yapmasaydınız size bu lafları asla söylemezdim, "inancınız bu" der geçerdim, ama bu saçmalıkların adına "İslam" dediğiniz için siz yalancısınız, dolandırıcısınız ve tıpkı İblis gibi "Allah ile aldatıcı"sınız. Şu saçmalıkları söyleyen herifleri "İslam alimi" kabul edip bunların koyduğu kurallara uyuyorsunuz ya, siz yemin ederim Allah'ın her türlü cezasına layıksınız. Allah'ım kendime hakim olamıyorum, diyecek laf bulamıyorum, lan olum bu ne? Anasını satayım herif adeta sırf şirk koşma dalında rekor kırıp tarihe altın harflerle geçmek adına Kutup denilen herifi Allah'tan bile üstün konuma getirdi la.


Şimdi diyeceksin ki "sanane be sikko". Lan bunun sananesi mi var? Biz işte bu mirasın üstünde yaşıyoruz, o yüzden bok içinde yaşıyoruz, ve buna yol açan pisliğin kaynağı da nah tam gözünün önünde duruyor, nasıl sakin olabilir lan insan? Bak bu laflar öyle peşine 3-5 tane mürit takan alelade heriflere ait değil, tasavvufun büyükbaşlarıdır benim burada anlattığım adamlar, aha işte bu İmam Rabbani de öyle. Bu heriflerin kuralları hâlâ "İslam" adı altında aramızda yaşıyor ulan. Sonra elin ortalama iq'lu vasat herifine de malzeme oluyor "gerçek İslam bu değil, o değil, e hangisi o zaman hueheehehue" diye. Bu dünyayı sadece kendi yaşadığı dönem üzerinden ve işine gelen birkaç kulaktan dolma tarihi bilgiyi kullanarak değerlendiren modern dalyarak sürüsüne zaten uzun bir sövme destanı dizmiştim, nakarat haline getirip tekrar sövmeye başlattırmayın beni amına koyim.


Neyse, diyeceğim şudur dayı. İmam Rabbani gibi ne idüğü belirsiz "yüce" herifler bu masalları anlatırken, Avrupa Rönesansı yaşıyordu. Bu tasavvufçular "şeyhine teslim ol, hakikat bizde" masallarıyla müslümanların beynini uyuştururken, Avrupa reform hareketlerinden aldığı rüzgârla bilim ve felsefe ile uğraşıyordu. İmam Rabbani denilen adam kendi şizofrenik dünyasının eseri olan "Hakikate ancak keşif ile ulaşırsın, o keşif de bizim gibi, kutup gibi, şeyh gibi yüce zatlara gelir" masallarını anlatırken, Avrupa coğrafi keşiflerle dünyayı gerçek anlamda "keşfediyordu".


Hatta ve hatta, Hindistan'ın ve müslümanların 16-17. yüzyıldaki önemli düşünürü (!) ve lideri olan bu İmam Rabbani (1564-1624) ile İngiliz düşünür Francis Bacon (1561-1626) aynı dönemde yaşamışlardır, ölüm ve doğum tarihleri arasında 2-3'er yıl vardır. Bir tarafta İmam Rabbani "hakikate ancak keşif ve ilham ile ulaşılır" saçmalıklarla müslümanların beynini uyuştururken, öbür tarafta Francis Bacon İngilizlere ve Avrupalılara "doğayı ancak bilim ile anlayabileceğimizi" söylüyordu. Bacon, Allah ile aldatıcılık şirketinin Hristiyanlık şubesi olan kiliseye rağmen insanları "bilim öğrenmeye" teşvik ederken, bilimin metodlarının ne olması gerekiğini incelerken, diğer tarafta Rabbani denen adam işte bu saçmalıkları anlatıyordu.


Sonra ne mi oldu? 1600'lü yılların başında İngiltere geldi, bu Hindistan'ı bir güzel sömürgeleştirdi. Hatta ve hatta bu İmam Rabbani denen adamın, Babür İmparatorluğu (o dönemki Hindistan) ordusunda onbinlerce müridi vardı. Acaba pasifize edilen bu Hint ordusunda İmam Rabbani'nin nasıl bir etkisi olmuştur, rolü nedir, bunu da konunun meraklıları araştırsın.


Sen yüzyıllar boyunca böyle La Fontaine masalları üzerine bir inanç inşa edersen, Allah'ın aklı kullanmayı ve yaratılışı incelemeyi emreden ayetlerini hiçe sayıp "hakikate akılla deeeğiiiil, şeyh ile ulaşılır" dersen, insanlara dünya nimetini bir öcüymüş gibi gösterirsen, yüzyıllar boyunca bilimin her türlüsüyle meşgul olan müslümanlardaki bu kültürü yok edersen, gider hiçbir boka derman olmayan mistisizmle kafayı yersen, kafir" dediğin adamlar hah işte böyle üstünden silindir gibi geçerler.


İşte "İslam'ı hurafelerden kurtaran büyük İslam alimi" denilen İmam Rabbani budur. Bildiğin Hint dinini kakalamıştır müslümanlara ve müslümanlar da onu bağrına basmıştır. Varın bu müslümanlardaki müşriklik potansiyelini siz düşünün.


Rabbani'nin yazdığı şu "Eğer Kutup'a bağlanısanız, Allah'ı zikretmeseniz bile Kutbun hayrına kurtuluşa erersiniz" saçmalıklarının üstüne, şu ayetleri okuyun şimdi:


"Allah mı hayırlı, yoksa onların ortak tuttukları mı?" (Neml 59'dan)

"Allah'tır ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır. Sonra sizi öldürüyor, sonra diriltiyor. Peki, ortak koştuklarınızdan biri var mı, bunlardan bir şeyi yapabilecek! Yücedir, arınmıştır onların ortak koştukarından O." (Rum 40)
"Gün olur, seslenir onlara da şöyle der: "O, bir şey zannettiğiniz ortaklarım nerede?" (Kasas 74)

Allah burada dinsizlerden mi bahsediyor?


Yoksa işte tam olarak Allah'a aracılar koyan ve kendi dinlerini yaratan bu heriflerden mi bahsediyor?


Lütfen şimdi de bu ayetleri sonuna kadar okuyun:


"Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'ndan başkasını veliler edinerek, "biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz." (Zumer 3)

"Onları cehennem beklemektedir. Kazanmış oldukları da, Allah dışında edindikleri veliler de, onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Çok büyük bir azap vardır onlar için." (Casiye 10)

İnsana ve yaratıklara "Allah"lık misyonu yükleyen tasavvufun, Kuran ve İslam ile hiçbir alakası yoktur.

Tersine tasavvuf, Kuran'ın "şirk" dediği şeyin ta kendisidir.


Kendinize gelin.


Müslümanlar gariptir, adeta sırf Allah'ın "yapma" dediğini yapmış olmak için gider onu birebir olarak yaparlar, sonra da adına "din" derler. Mesela yukarıdaki Zümer suresi 3. ayette de bir örneğini görebileceğiniz üzere Kuran'ın birçok ayetinde "Allah'tan başka veliler edinmeyin" ifadesi geçer. Bu müslümanlar da gider, adeta sırf Allah'a inat olsun diye aracı yaptıkları adamın adını "veli" koyarlar. Hayır ismi "zamazingo" olsa bile şirk koştuktan sonra değişen bir şey olmaz da, la olum bari adamın adını gidip özellikle "veli" koymasaydınız, bu kadar mı saçma insanlarsınız siz? Fındık kadar akıllarıyla Allah'a kafa tutuyolar resmen.


Rabbani'nin bir mektubunu daha göstereyim size [83]:




Şirk koşuyormuş benim birtanem, öyle yazıyor son mektubunda.


Ehehe ya şimdi ben bunun nesini anlatayım ki. Rabbani denen adam yine ruhlar aleminde uçup kaçma hikâyelerini anlatıyor işte. Bilirsiniz bu adamların böyle acayip güçleri oluyor ya hesapta... Şimdi Rabbani bir gün Hızır'ı ve İlyas peygamberi görüyor manevi alemde. Mesela İlyas peygamber Rabbani'den binlerce yıl önce yaşayıp öldü ama sorun yok, bunlar kendi aralarında haberleşiyorlar, wireless var çünkü hacı. Şimdi Kuran'daki "sen ölülere işittiremezsin" (neml 80, rum 52) ayetleri gereğince ölmüş kişilerle konuşmak falan yalan. Yok öyle şeyler. Ama hadi diyelim bir istisna yaşandı ve Rabbani de İlyas peygamberle konuştu, şimdi en azından aralarında geçen bu konuşmanın, hele hele bir peygamber olan İlyas'ın söylediklerinin Kuran'a uygun olmasını bekleriz di mi? Fakat gel gelelim bildiğin peygamber olan İlyas diyor ki "biz şeriatlerle mükellef değiliz". He canım, peygamber böyle söylüyor he mi? Valla Kuran'da Allah, gayet Muhammed peygambere bile emirler veriyor, namaz kılmasını emrediyor, hatta ve hatta Allah İsra 79. ayette sırf Muhammed peygambere özel olarak fazladan gece Kuran okuyup Kuran üstünde düşünmesini emrediyor. Yani peygamber, senin benim gibi sıradan bir insandan daha da büyük sorumluluk altında ve sorumluluğu gereği kurallara daha da titizlikle bağlanmak zorunda. Ama Rabbani ile manevi alemde konuşan İlyas peygamber haşa "bize kural falan yok yeeaa" diyor, peki. Hatırlarsanız Mevlana da şeyhlerin işten güçten beri olduklarını söylüyordu Mesnevi'sinde, tüm tasavvufçularda mantık aynıdır zira.


Neyse mektuba devam edelim, ondan sonra İlyas peygamber hesapta Rabbani'ye diyor ki "bize kural falan yok ama bir tek Kutbu Medarın işlerini yapıyoruz". Hani yukarıda Kutbül İrşad'ı anlatmıştı ya Rabbani "şöyle süperdir, böyle çarpar" diye, hah burada da Kutup'un bir başka cinsi olan Kutbu Medar'dan bahsediyor, zira bunun gibi birkaç tane Kutup çeşidi vardır tasavvufta. Hani Yunan ve Hint mitolojilerinde Deniz Tanrısı, Su Tanrısı, Otobüste 10 dakikadır kestiğin güzel kız birden sana bakınca gözlerini kaçırıp uzaklara bakma Tanrısı gibi her ayrı olay için bir Tanrı olur ya, tasavvuftaki bu kutuplar ve gavslar da tamamen aynı mantığa sahiplerdir. Her bir olay için görevlendirilen çeşitli Kutup ve gavslar vardır. Hristiyanlıktaki "Aziz" inancı da aynen böyledir, hesapta tek bir Allah'a inanırlar fakat başlarına bir şey geldiğinde gidip o konuyla ilgili Aziz'e dua eder, ondan yardım dilerler. Zaten çok büyük ihtimalle, bu eski çok tanrılı dinler de tek tanrılı dinlerden türediği için (ateistlerin iddiasının aksine), o dinlerde de daima tıpkı bu tasavvuftaki gibi "büyük Tanrı'nın etrafındaki Tanrıcıklar" mantığına sahip bir düzen bulursunuz. Yani çok tanrılı dinlerde genellikle bir tane büyük Tanrı ve o büyük Tanrı'nın etrafında çeşitli görevlere sahip olan başka Tanrıcıklar bulunur. Örneğin Yunan Mitolojisi'nde Zeus en büyük Tanrı'dır, fakat etrafında bir sürü ıvır zıvır Tanrı'sı bulunur, hah işte aynısı bak bu tasavvufun, mantık birebir aynı.


Dönelim mektuba, hesapta hiçbir kurala bağlı olmayan İlyas peygamber, "bir tek Kutbül Medarın işlerini yaptığını" söylüyordu, yani o kadar önemli ki bu Kutup, koca peygamber bile onun ayakçısı olmuş vaziyette. Hatta ve hatta bu İlyas peygamberin bağlı olduğu Kutup, Şafi mezhebine bağlı olduğu için, İlyas peygamber de İmam Şafi'nin mezhebine göre namaz kıldığını söylüyor ehehehehe. Olum İlyas peygamber binlerce yıl önce öldü, hayatta olduğu dönemde eğer başka bir peygamber yaşasaydı muhakkak onunla beraber hareket ederdi, zira peygamberlerin yönteminin bu olduğu Kuran'da söyleniyor (Ali İmran 81), burası tamam. Fakat bir imamın, yani İmam Şafi'nin, nasıl peygamberin dinini yönlendirme gibi bir gücü ve yetkisi olabilir? Hangisi Allah'tan vahiy alıyor, Peygamber İlyas mı İmam Şafi mi? Siz neler yapıyorsunuz öyle orada ya? Kendi uydurdukları mezhepleri bir de hiç utanmadan ve Allah'tan korkmadan peygamberleri konuşturarak Allah'ın diniymiş gibi gösteriyorlar. Olum siz çok fenasınız ya, valla. Bak Türkiye'de Hanefiler çoğunlukta, Şafiler azınlıkta diye de Şafilerin üstüne gittiğimi zannetmeyin. Ben mezhep ayrımı yapmıyorum, mehzeplerin alayı peygamberimizden sonra ortaya çıkan, insan ürünü olan, farklı helal-haramlara sahip alt dinlerdir. Ben sünni veya şii değilim, doğal olarak sünninin alt mezhepleri olan hanefi veya şafi de değilim, ben yalnızca müslümanım. Tıpkı Allah'ın Kuran'da emrettiği gibi: "Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet 33)


Neyse ömrüm yeterse mezhep konusuna sonra girerim inşallah, ama Kuran'ın en az 7 ayetinde dinde "fırkalara bölünmenin" yasaklandığını bilin (Şura 13-14, Rum 32, Ali İmran 103-105, Enam 159, Tevbe 107). "Selamın aleyküm kardeş bu kadar cahil olmana şaşırdım, mezhep imamları olmadan şunu şunu nasıl yapacaksın"cılar gelmeden mezhep konusunu şimdilik burada kapatıyorum, zira bu yazının konusu değil.


Rabbani kısaca Hinduizm'den ve diğer mistik dinlerden alınma uyduruk pagan inançları (Kuran defalarca tam tersini söylese de) müslümanlara bir güzel kakalamıştır, tıpkı Hallac, Mevlana, İbn Arabi ve diğer tonlarca tasavvufçunun yaptığı gibi. Rabbani'nin uyduruk inançlarına daha yığınla delil sunabilirim ama gerek yok, fazlası vakit kaybı olur. Müslümanlar ayağını denk alıp ahiretini düşünsün, müslüman olan veya olmayan herkes de insanların ne kadar saçma olduklarını görebilsin diye anlattım bunları. Ha insanların birçoğunda işe yaramayacaktır bu, yine delilsiz dayanaksız bikbikbik vızıklayacaklardır, çünkü onlar da o "saçma insan" kategorisindeler. Ha ben hiç mi çelişmem, çok mu mantıklıyım, valla dayı öyle bir iddiam yok ama en azından bu konuda saçmalamıyorum, zira delillere dayanıyorum, işin orası aşikar.


Yani bakın bu adamların insanlar üzerindeki etkilerinin ne olduğunu şöyle göstereyim size, mesela benim okuduğum Mektubat'ın önsözüne kitabın editörü kocaman puntolarla şunları yazmış [84]:




Allah Allah, yapma ya?


Maide suresi, içindeki ayetlerin anlamlarından da anlayabileceğiniz üzere son inen surelerden biridir, zira Allah 3. ayette şöyle söyler: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim"


Yani Allah hem artık vahyin kesilmek üzere olduğunun işaretini veriyor, hem de İslam dininin tamamlandığını söylüyor.


Ama bu heriflere göre kemale ermiş bir müslümanlık bilinci, ancak Rabbani'yi okumakla mümkünmüş. Çünkü aslında Allah dinini tamamlamak için bu Rabbani denen herifin 1500'lü yıllarda Hindistan'da doğmasını bekledi.


Yok yok, hiç bana "ya şimdi orada öyle demek istemiyor" diye kıvırma, kraldan çok kralcı olma. Tasavvuf inancı budur olum, al bak önsözün devamında inançlarını nasıl açıklıyorlar, altını çizdiğim cümleyi muhakkak oku:




Haa neymiş, her 100 yılda bir İslam'ın "güncelleştirilmesi" için bir müceddit (yenileyici) geliyormuş, bu Rabbani de bu güncelleyici arkadaşların en ulularından biriymiş.


Anasını satayım daha elindeki telefonun işletim sistemini güncelleyemez, gider komşunun oğluna yaptırır, bir de o fındık kadar aklıyla İslam'ı güncellemeye kalkar.


He sonra da "yahu bunlar hurafe, Kuran'da yok" deyince biz "reformcu" oluyoruz anasını satayım. E ulan reformun kralını siz yapıyorsunuz? Buna ne diyeceğuk? Ya olum, sizinle ahirette görüşmeyi nasıl istiyorum biliyo musunuz? Çok merak ediyorum oradaki halinizi. Dur lan şu sigarayı da bırakıcam yakında, hadi inşallah ehehe.


Tasavvuf, İslam'ın New Age'idir güzel kardeşim. Ki zaten tasavvuf başlı başına New Age (spiritüalizm) dinidir.


İnsanların nasıl manyadıklarını, beyinlerini bu tuhaf insanlara nasıl teslim ettiklerini bir de şöyle göstereyim size. Sırf gözlem olsun, bu müslümanların müslümanlık ile nasıl bir alakaları kalmamış bunu görün diye anlatıcam bunu. Internet'te bir şeyler okurken rastladım buna, İslami bir forumda birisi "Allah insanı kendi suretinde mi yarattı?" diye bir başlık açmış:




Başlığı açan (ve aklını kullanan) bu müslüman, insanın haşa Allah'a benzer şekilde yaratıldığını söyleyen İncil ve Tevrat ayetlerini göstermiş. Sonra da tıpkı İncil ve Tevrat'ta olduğu gibi "Allah insanı kendi suretinde yarattı" diyen hadisleri de gayet kaynak göstererek koymuş altına. Sonra da doğal olarak Kuran'da asla böyle bir şey olmadığını ve hatta "hiçbir şeyin Allah'a benzemediğini" söyleyen Kuran ayetlerini göstermiş.


Şimdi bu durumda aklını kullanan bir müslümanın o hadislere inanmaması, Kuran'a uyması gerekir di mi? Ama bizim müslümanlarda durum şöyle işliyor; bu başlığın altına adamın biri cevap olarak (pardon cevab olarak) İmam Rabbani'nin mektubatlardaki bir saçmalamasını koymuş, İmam Rabbani de kusursuz bir pagan örneği olduğu için "Allah insanı kendi suretinde yarattı" lafını doğrulamış, kıvırarak bu lafın ne gibi ulvi manalara geldiğini açıklamış. Ve daha sonra, bir başkası da hem başlığı açan ve Kuran ayetlerini delil olarak gösteren adamın mesajını alıntılamış, hem de Rabbani'nin mektubatlarını delil olarak gösteren adamın mesajını alıntılamış ve bakın tercihini hangi yönden yana kullanmış:




Herif Kuran ayetinin kaynak olarak gösterildiği mesaja "bu yazı doğru diyil" diyor, Rabbani'yi kaynak gösteren mesaja da "Allah razı olsun, çok güzel bir paylaşım" diyor. Ve bu herif müslüman... Ve müslümanların çoğu bu herif ile aynı kafada!


Sizin Allah nasıl bir şey lan? Hem müslüman olduğunu söylüyorsun, hem Kuran ayetlerini yeterli bulmuyorsun, hem de Rabbani'nin saçmalıklarına inanıyorsun?


Alın size bu ayet yeter: "Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?" (Araf 185)


Peki bu adamlar neden Kuran'ı yeterli bulmazlar da çareyi abidik gubidik "İslam alimlerinde" ararlar? Allah, bu tür hastalıklı insanların her türlü yönelimine ve ruh haline Kuran'da bir örnek verir, mesela bu durum için Zumer suresinin 45. ayetine bakalım:


"Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar."


Aha al işte, şu yukarıda gösterdiğim forum mesajında bile aynı psikolojiyi görebilirsin. Sadece Allah yetmez bu adamlara, muhakkak yanında ufak Tanrıcıklar, minik soslar da olmalı.


Müslümanın ne yapması gerektiğini de Mümin suresinin 14. ayetinde söylüyor Allah:


"Kâfirler hoşlanmasa da siz, dini yalnız O'na özgüleyerek, Allah'a dua edin!"


Valla bu budur sevgili cemaati müslimin, aklınızı başınıza devşirin.


Allah'ın defalarca "anlaşılması için kolaylaştırılmış" olduğunu söylediği Kuran'ı ve dini, bu abuk subuk eklemelerinizle öyle zor ve hurafe bir hale getirmişsiniz ki, diyecek söz yok size... Geçen gün sahil kenarında bir arkadaşla oturuyorduk, hava da süperdi. Böyle güneş ışıl ışıl parlıyordu, gökyüzü ve deniz masmaviydi. Ya her zaman bu kadar etkilenmem manzaradan da, o an öyle bir garip huzur kapladı işte içimi, rahatlamaya ihtiyacım varmış herhalde. Neyse, sonra önümüze bir vapur geldi, vooooork diye öttürdü kornasını, bir de bacasından o simsiyah dumanını kustu. Masmavi gökyüzü manzarasının içine bir anda o leş gibi simsiyah duman giriverdi. Arkadaşa başımla önce manzarayı, sonra da geminin bacasından tüten dumanları işaret edip "Bir Allah'ın yarattığına bak, bir de insanınkine" dedim, o da "lan aynısını ben düşünüyordum şimdi" dedi. İşte Kuran'daki İslam ile sizin İslam'ınızı karşılaştırdığımda da tamamen aynı şeyi hissediyorum. Biri güzelleştiriyor, biri çirkinleştiriyor. Biri kolaylaştırıyor, biri zorlaştırıyor. Yazık size.


Hacı, bu pisliğin kazınması için, insanların kesinlikle tasavvufun ve onun günümüze adapte edilmiş versiyonu olan spiritüalizmin ne olduğunu anlamaları gerekir. Tabi ki tek başına bu da yeterli değildir, zira insanların birçoğu anlamamak için direnecektir, veya yine insanların birçoğu da kendi özgür iradeleriyle gidip "kötü" olanı seçecek ve bunu yaparken de "iyilik yaptığını" zannedecektir.

Birazdan anlatacaklarımın anlaşılması için, Bakara suresinin 8 ve 12. ayetler arasındaki şu kısmını okumanızı rica ediyorum:


İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve âhiret gününe inandık!" derler ama onlar inanmış değillerdir.

Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.
Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiş olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür.
Onlara, "Yeryüzünde bozgun çıkarmayın" dendiğinde, "Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz!" demişlerdir.
Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.

Bu dünyanın anasını ağlatanlar hep "iyilik, sevgi, kardeşlik, barış, aşk, özgürlük" gibi lafta kimsenin itiraz etmeyeceği soyut kavramları ağızlarına sakız etmişlerdir, ve bu güzel kavramların savunucuları olduklarına kendilerini bile inandırmışlardır, ayette dendiği gibi yedikleri haltların farkında bile değillerdir. Zira insanlar daima yaptıkları kötülükleri bir şekilde rasyonalize etmeye ve iyi şeylermiş gibi göstermeye meyillilerdir.


Tasavvufçuları ele alalım. Sorsan hep iyi şeylerden bahsederler, fakat biraz derinine indiğinde, içeride seni bir felaket bekler.


New Age'i ele alalım. Spiritüalistlerin hepsi ağızlarından "iyilik" ve "sevgi"yi düşürmeyen insanlardır fakat yaptıkları saçmalıktan ve kötülükten başka bir şey değildir.


Tasavvuf ve spiritüalizmin "sevgi" ve "iyilik" anlayışı, her şeye "sevgi" ve "iyilik" demektir. Ki bu da kötülüğün ta kendisidir.


Örneğin Ra Bilgileri'nde söylenen şu sözlere bir bakalım [85]:




Bu elemanların, Tanrı parçası olduğuna inandıkları insanın yapacağı her şeyin "yargılanamaz" olduğunu iddia etme sebeplerini açıklamıştım. Onlara göre insan Tanrı'dır ve Tanrı'nın yaptıkları "doğru" ya da "yanlış" değil, "olması gereken"dir, bu nedenle günah, kötülük, ahlaksızlık gibi kavramların olmadığını iddia ederler. Peki neden böyle bir şey yapar bu adamlar?


Sosyal Darwinizm fikri neden 19. yüzyıl İngiltere'sinde ortaya çıktıysa aynı sebepten... İsmi günümüzde sosyal Darwinizm olsa bile bu fikir aslında Darwin'in evrim teorisinden bile önce çıkmıştır. Sosyal Darwinizm'e göre; en uygun ve üstün olan için her şey mübahtır. Bu nedenle güçlü ülkelerin, güçsüz ülkeleri ezmesinde bir tuhaflık yoktur, hatta bu, insanlığın ilerlemesi için "olması gereken"dir. Bu fikir neden 19. yüzyılda İngiltere'de çıkar? Zira 19. yüzyılda İngiltere, ABD'nin şu an olduğundan bile üstün bir dünya gücüdür. "Üstünde Güneş Batmayan İmparatorluk"tu İngiltere, nice sömürgeleri, nice kolonileri vardı ve bu kadar servetin arkasında müthiş günahlar, büyük vahşetler, büyük tecavüzler yatıyordu. Siz hiç "ben kötüyüm" diyen bir insan gördünüz mü kolay kolay? Bu çok ama çok nadir olur ve bunu diyen de ne kadar samimidir, ne kadar buna inanarak söyler, ona şüphe etmek gerekir. Nasıl ki dünyanın anasını siken İngiltere, sosyal Darwinizm fikri ile "aslında yaptıklarımız insanlığın ilerlemesi içindir, biz iyileriz" şeklinde kendini temize çıkarıp, yediği bokları rasyonalize etme çabasına girdiyse, aynısını "her şey Tanrı'dır, kötü yoktur" diyen spiritüalistler ve tasavvufçular için de söyleyebiliriz. Sizler sırf şahsi günahlarınızı yok etmek adına, günah diye bir kavram olmadığını ve Tanrı'nın bir parçası olduğunuzu söylüyorsunuz. Siz kötülüklerinizi örtbas etmek için "kötü yoktur" diyorsunuz. Hatta ve hatta bu da yetmezmiş gibi, acının ve çilenin insanı tekamül ettirdiğini söyleyip "bu nedenle aslında kötüler, insanlara yardım eden gerçek iyilerdir" diyor ve arsızlıkta çığır açarak kendinizi üstün ilan ediyorsunuz. Hiçbir rasyonel dayanağı olmayan bu saçmalıklar, tamamen sizin şahsi ruh hastalıklarınızdan kaynaklanmaktadır.


Bu sebeple vahdet-i vücut ve vahdet-i şühut inançları sadece müslümanlar açısından değil, herkes için felakettir.


Kapağında Horus'un gözü bulunan Ra Bilgileri adlı kitapta Cengiz Han için şunlar söylenir [86]:




**ra bilgileri 155-156**


Bir medyum vasıtasıyla dünyaya seslenen Ra adlı üst boyut varlığı, Cengiz Han'ı bundan önceki sayfada da bildiğin öve öve bitiremez ve dünyada öldükten sonra üst boyutlara yükselen Cengiz Han'ın şu an Tanrı'ya hizmet etmekte olduğunu falan söyler. Bu adamların "Cengiz Han adlı varlık enkarne sürecinde ilerleyerek kutsal Yaratan'a hizmet etmeye devam ediyor heleloyloy" şeklindeki sikimsonik lafları ile bizim tasavvufçuların İblis'i ve Firavun'u övmeleri arasında hiçbir fark yoktur sevgili kaynatasızlar, altında yatan öğreti aynıdır. Zira spiritüalizmde de tasavvufta da "her şey Tanrı'dır, kötülük yoktur, kötü zannettiğimiz kişiler, bize bazı zorluklar çıkararak aslında bizim daha da ermemize/tekamül etmemize yardım ederler". Ha bu arada şimdi bana Cengiz Han'ı milliyetçi duygularla savunmayın amına koyim, adamın öldürdüğü insan sayısının kaç milyon olduğu belli değil lan. Bak "kaç kişiyi öldürdüğü belli değil"den ziyade "kaç milyon kişiyi öldürdüğü belli değil" diyorum.


Önceki kısımlarda anlattığım şu Mevlana'nın İblis'li Muaviye'li hikâyesi de yine aynı öğretiyle yazılmıştı hatırlarsanız, altında yatan felsefe "çilenin ve kötülüğün" insana faydalı olduğu inancıydı.


Bizim tasavvufçu ilahiyatçılar genelde "Mevlana'nın çok yanlış anlaşıldığını" söylerler, bunu söylemedeki amaçları işte benim gibi bazı sivrilerin çıkıp tasavvufun İslam'la bir alakası olmadığını dile getirmesi ve bizim cemaati müslimin atalardan kalma gelenekçi dinlerinin tehlikede olmasıdır. Evet Mevlana sahiden de çok yanlış anlaşıldı, hatta o kadar yanlış anlaşıldı ki, insanlar neredeyse 1000 yıldır onun müslüman olduğunu zannediyorlar. Söylediği her panteist/panenteist lafı, İslam'a uydurmaya çalışıyorlar.


Şimdi yine bir Mevlana ve spiritüalizm karşılaştırması yapalım. Bunlar, Ra Bilgileri adlı ruhçu kitapta söylenir, şu 2 cümleyi okuyun[87]:




Şimdi eğer ben bu adamların felsefesini bilmeseydim veya şu tüm kitabı okumadan, sadece şu lafların söylendiği bölümü okusaydım, bu laflarda bir yanlışlık göremezdim. Zira bir insan sahiden de kendisine bakarak Allah'ın varlığını görebilir. Örneğin Descartes'ın Allah'a inanma yolu da bu olmuştur, Descartes çok kısa bir özetle; "Ben düşünebiliyorum, düşünebilmem sayesinde de 'ben' olduğumu hissedebiliyorum, yani düşünüyorum o halde "var"ım. Peki ben var olabildiysem ve bunları düşünebiliyorsam, hatta bir de sonsuzluk ve mükemmellik gibi aslında bilmemin mümkün olmadığı şeyleri de düşünebiliyorsam, bu fikirleri birisi benim zihnime önceden yerleştirmiş olmalı, bu varlığın bir kaynağı olmalı" şeklinde bir mantık örgüsüyle Tanrı inancına ulaşır. Bu gayet normal. Aynı şekilde bir insan çevresine bakarak da Allah'ın varlığını anlayabilir ve Allah inancına ulaşabilir. Fakat bu spiritüalist arkadaşlar "aynaya bakın ve yaratanı görün" diyerek bunu mu kastetmektedir? Hayır, kendileri gayet evrenin, yaratıkların ve senin birer Tanrı parçası olduğunu söyler kitabın tamamında, ki buna dair zibilyon tane örnek de gösterdim sana.


Aynı durum Mevlana'nın söyledikleri için de geçerlidir, bakınız neler diyor bizim beyefendi:



Mevlana'nın bu sözleri de tek başına yanlış olmayabilir. Mevlana'nın bu sözlere hangi anlamları yüklediğini bilmek için, Mevlana'nın öğretisini bilmek gerekir. Mevlana burada "A insan, Tanrı kitabı sensin sen" demekle veya "Padişahın güzelliğine bir aynasın sen" demekle, insanın Allah'ın yaratıcılığının bir ürünü olduğunu söylemez. Mevlana'yı bilmeyen müslümanlar; Mevlana'nın böyle demek istediğine inandırırlar kendilerini. Bizim çakal tasavvuf erbapları, Mevlana'yı adam akıllı bilmeyen müslümanlara, Mevlana'nın bu sözlerini çok İslami sözlermiş gibi kakalar dururlar. Oysa Mevlana bu sözleri tıpkı spiritüalistler gibi panteist/panenteist inanç çerçevesinde söyler ve insanın aslında var olmadığını, tek var olanın Allah olduğunu, bu sebeple de insanın "benlik" denen şeyden kurtulduğu takdirde Tanrı'ya dönüşeceğini söyler. "Ne arıyorsan sensin sen" demekle, "Yahu sen Tanrı'sın işte" der. "Kainatta ne varsa senden dışarıda değil" demekle de "Tüm varlık birdir ve tüm varlık Allah'tır, sen de öylesin" der.


Mevlana Fihi Ma Fih'te açık seçik şunları söyler, en azından altını çizdiğim bölümleri oku hacı [88]:



Mevlana'ya göre "ben kulum" demek yanlıştır, "ben Tanrı'yım" demek doğrudur. "Ben Tanrı'yım" diyen kişi, büyük bir ayıp olan (!) kendi varlığından kurtulur ve her şeyin Tanrı olduğunu idrak eder. Bu sebeple de "ben Tanrı'yım" demek büyük bir gönül alçaklığıymış ve halk da bunu anlayamazmış.


Bunun spiritüalizmden farkı ne? Tamamen aynısı.


Yani halkın pek çok şeyi anlamadığı konusunda Mevlana'ya katılıyorum. Eğer anlasalardı, Mevlana'nın da tasavvufun da İslam'la bir alakası olmadığını görürlerdi.


Mevlana denen eleman Divan-ı Kebir'inde şöyle söyler [89]:



Maşuk; "aşık olunan kişi"dir. Ve Mevlana'nın maşuktan kastı da elbette Tanrı'dır. Bu sözleri aşk şiiri zannedip tweet atan Nurdan Misvakoğulları #AK adlı kişiler zaten Mevlana'nın neyden bahsettiğini bile bilmez, onları bi geç. Mevlana "Aşık ile maşuku ayırt etmek çok zordur" derken "Kul ile Tanrı'yı ayırt etmek çok zordur" der. Her şey Tanrı'dır der lan işte adam, ahanda şu enerji menerji diye konuşan spiritüalistlerle aynı şeyi söyler, onun aynısının sarıklısı.


Şimdi Divan-ı Kebir'den bir bölüm göstereceğim size, altını çizdiğim kısımları kesinlikle oku [90]:



İlk altını çizdiğim beyitte Mevlana Allah'a sitem eder. Şimdi bu sufiler halvete girip cezbe haline kapılırlar, yani bildiğin Allah ile bir olmak için trans haline girerler. Mevlana bu dizelerde de, o kafayı yakalayamadığı için ve "bir olma" çağrısına cevap alamadığı için Allah'a trip atar, ki bunun bir başka örneğini de gösterdim bu yazının ilk bölümlerinde. Yani ilk beyitte Mevlana, Facebook'taki ilişki durumunu "it's complicated :(" yapar.


Ardından altını çizdiğim sonlardaki cümleyi okuyun, bizim Mevlana'nın "sevgili" dediği Tanrı'dır ve mevlana Tanrı için "mal da odur, mülk de odur" der.


Şimdi...


Nur suresi 42. ayette "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır" denir.


Veya Mümin suresi 16. ayette de "Mülk Allah'ındır" denir.


Mevlana ise Kuran'a atıfta bulunarak "Mülk Allah'tır" der.


"Şu köpek Ayşe'nindir" sözü ile "Ayşe köpektir" sözü arasında nasıl büyük bir fark varsa, işte bu iki söz arasında da öylesi büyük bir fark vardır. "Mülk Allah'ındır" sözü ile "Mülk Allah'tır" sözü arasındaki farkı şöyle açıklayayım size;


Mülk denince aklınıza sadece Gaziosmanpaşa'da giriş kat 2+1 kombili daire gelmesin, Allah nur suresi 42. ayette göklerin ve yerin, yani tüm evrenin, tüm yaratıkların kendi mülkü olduğunu söyler. Yani yaratıklar Allah'ın mülküdür, bir başka deyişle Allah yaratıkların sahibidir. Mevlana ise "Mülk odur" diyerek, yerler ve gökler Allah'tır, yaratıklar da Allah'tır der.


Tasavvufta görülen vahdet-i vücut ve vahdet-i şühut inançlarını size şu şemalarla anlatmıştım:





Bu şemalara bakarsanız da zaten "mülk"ün, yani evrenlerin ve tüm yaratıkların Allah olduğunu göreceksiniz. Bu inanç sistemlerine göre "mülk Allah'tır".


Tasavvuf dini bunu söyler.


Kuran ise "mülk Allah'ındır" diyerek şunu söyler:




Ortada birtakım yaratılmış varlıklar vardır ve tüm varlıklar, tüm evrenler, her şey, eşi benzeri bulunmayan bir kudretin yani Allah'ın mülküdür. Allah, tum bu yarattıklarının sahibidir. Yani "mülk Allah'ındır".


Tasavvuf ve Kuran'ın bambaşka iki din sunduğunu reddeden varsa, Allah onun cidden belasını versin. Çünkü bu kadar delil ve örnek ile anlaşılmayacak bir durum değildir bu. Ortadaki bu çelişkiyi reddeden kesinlikle ve kesinlikle kafirlik ediyordur. Mesele "zeka" işi değil, zekayı kullanabilme becerisi olan "akıl" işidir. Akıllı olun.


Mevlana gayet Kuran'daki "mülk Allah'ındır" sözüne atıfta bulunur, onu değiştirir ve Divan'ında "mülk Allah'tır" der. Mevlana bu tür Kuran'a kafa tutmaları çok sık yapar, şimdi Mesnevi'deki şu cümleyi bir oku [91] :



Mevlana, kendi yazdığı Mesnevi için bu tabiri kullanır. Bu öylesine masum bir benzetme değildir, zira Allah Lokman suresi 27. ayette şöyle söyler:


"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasında yedi deniz daha katılarak mürekkep olsa, Allah'ın kelimeleri tükenmez ..."


Evet, Allah'ın Kuran için söylediği lafın aynısını, Mevlana gider kendi Mesnevi'si için söyler.


Neden? Zira Kuran'ın da Mesnevi'nin de kaynağı aynıdır!


Al bak, Mesnevi'nin bir başka bölümünde açık seçik ne diyor senin mübarek Mevlana hazretlerin, altını çizdiğim beyiti lütfen kendin oku [92]:



La bildiğin vahiy alıyorum diyor herif işte açık seçik. Bu herifler "Kuran'ın güncelleyicileri" oldukları için, aldıkları vahiyler Kuran'da söylenenleri yanlışlıyor. Peki Allah'ın koyduğu kanunlar değişir mi? Kuran Allah'ın yasasının değişmediğini ve değişmeyeceğini söylüyor, seçim senin Nurdan Misvakoğulları #AK, ya birini seçecen, ya ötekini.


Ulan hadi bu adamlar bunları saçmalamış, yahu sizde hiç akıl yok mu bunları yiyorsunuz? Tamam Mevlana'ya inandın diyelim, o yolu seçtin, peki sen nasıl hala "ben müslümanım" diyebiliyorsun? Bu ikisinin ne alakası var güzel kardeşim?


Kafayı yiyecem ya. Olum ben mantıksız insana katlanamıyorum, valla kafayı yiyecem galiba. Antik Yunan'da okulum olsaydı kapısına "mantık bilmeyen giremez" yazardım amına koyim.


Mevlana savunucuları Mevlana'nın hiç lafı kıvırmadığı bu ifadelerini "ya orada Allah'ın dilemesi sayesinde bunları söyleyebiliyorum demek istiyo ehihi" diye kotarmaya çalışırlar. Aynı şeyi Nurcular da Said Nursi denen elemanın risaleleri için yaparlar, Said Nursi'nin alenen "Allah indirdi" diye yazdığı risaleleri için "orada Allah nasip etti ben de bunları yazabildim demek istiyo ehihihi kalp kalp gülücük gülücük <3" diye ayak yaparlar. Olum, bak daha mevzuyu bilmeyen hâlinle gidip bu adamları savunuyorsun, gel bi beni dinle. Sosyete çocuğu değilim ben amına koyim, okulda mahallede bir sürü cemaatçi arkadaşım oldu, çoğunuzun iyi niyetle hareket eden ve harbiden de toplumun geneline oranladığında daha yardımsever çocuklar olduğunuzu biliyorum. Ama ne olduğunu bilmediğiniz şeyi savunmaya çalışıyorsunuz, dinle bak Allah'a inanan adamsın madem kendini yakma. Tasavvuf dini budur, bak yukarıdaki bölümde Mevlana "delilimiz Tanrı vahyidir" diyor, Arabi de "gerçek bilgiye ancak keşif ve ilham (vahiy) ile ulaşabilirsin" diyor, senin abuk subuk bir dille yazıldığı için anlamadan okuduğun o risalelerde de aynıları yazıyor. Zira tasavvuf inancı Allah'ın bu şeyhlere, velilere, abidik gubidik adamlara vahiy vermesi inancına dayanır. Allah'tan geldiğini iddia ettikleri o vahiyleri de artık kimden alırlar, o dergâhlarda kapalı kapılar arkasında ne gibi kafalar yaşanmıştır, orasını da siz düşünün. Gözünüzde büyütmeyin olum insanları, insanoğlu tırttır tırt. Nurcuların veya tasavvufçuların büyük çoğunluğu bunları bilmezler, "iyi bir şeydir heralde" diye peşinden gidip savunurlar. Yani bu insanlara topyekün yalancı demiyorum, yalancıdan ziyade kandırılmış demek daha doğru olur, hatta bir de daha kendisinin tam bilmediği şeyin gidip savunuculuğunu yaparlar ki o da işin komik yanıdır. Ama bu cemaatlerin ve tarikatlerin beyin takımı (nasıl bir beyinse artık) meselenin ne olduğunu gayet iyi bilirler. Onlara olan tepkim bu kadar naif değil. Hatta bu hayatta kimseden etmediğim kadar nefret ediyorum onlardan.


İşin bir diğer komik ve iğrenç kısmını daha belirteyim. Bizim aslında bu adama "Mevlana" dememiz bile büyük bir hata. Bu adamın adı Celaleddin Rumi yani Romalı Celaleddin'dir ve kendisine de bu ismiyle hitap edilmesi lazım. Hayır bunu Ramazan Bayramı'na "Şeker Bayramı" demeyi hayat düsturu haline getirmiş Kadıköylü pinpon teyze mantığıyla söylemiyorum, zira "Mevlana" demek "Mevlamız" demektir. Mevla ise "sahip" ve "efendi" anlamlarına gelir ki, Allah'tan başka bir insana "sahibimiz" demek nasıl bir mankafalılıktır gelin bana bunu izah edin. Allah'ın bazı isimleri hiçbir şekilde kullara verilemez, Mevla da bunlardan biridir. Örneğin Bakara suresi 286. ayette Allah müslümanların şöyle demesini emreder:


"Sen bizim Mevlâ'mızsın. Gerçeği örten nankörler/inkârcılar topluluğuna karşı yardım et bize!"


Bu ayetteki "sen bizim Mevla'mızsın" ifadesinin Arapça okunuşu da şudur: "Ente Mevlânâ"


Yani "Mevlana"; Allah'a söylenmesi gereken bir sözken, "Mevlamız" anlamına gelirken, zamanında Allahlığını ilan etmiş Celaleddin Rumi'ye de gidip "Mevlana" diyoruz biz. Bu ayete ek olarak Tevbe suresinin 51. ayetinde de müslümanlar Allah'a yine "Mevlana" (Mevlamız) derler, çünkü bu Allah'ın bir ismidir. "Ama şimdi orada o bizim ustamız anlamında saygı..." diye geveleyecek olursanız, size Hristiyanların İsa saygısını örnek olarak veririm. Saygı dediğin şey yalakalığın dozunu arttırıp şirk koşmakla olmaz. Hele hele alenen panteist/panenteist olan bu Celaleddin'in nesine saygı gösteriyorsunuz müslüman olduğunuzu iddia ettiğiniz halinizle, işin orası zaten mantıksızlıklar deryası anasını satayım.


Tasavvuftaki bir diğer rezalet inanç da ölmüş velilerden falan yardım istemektir. Bu arkadaşların mantığına göre Allah'ın sevdiği kullar olan ölmüş velileri Allah ile araya sokarak, yani birnevi araya torpil sokarak, ettiğimiz duaların kabul edilmesi sürecini hızlandırabiliyoruz ehehe. Size şu Meleklerle Yaşamak denen şarlatanlıktan bahsedeceğimi söylemiştim, zira tam sırası. Pagan bir din olan spiritüalizmin muhafazakar kesime yedirilme yöntemi tasavvufken, aynı spiritüalizmi sadece kullandığı dili biraz daha "enerjili, ışıklı" hâle getirerek de modern denyolara yedirmekteler günümüzde. Meleklerle Yaşamak adlı kitapları ve cd'leri yüzbinlerce satan bu şarlatanlık akımına göre de, Allah'tan değil meleklerden yardım istememiz tavsiye edilir. Yani pagan olduklarının farkında olmayan hacı hocalar Allah ile aralarına velileri sokarken, pagan olduklarının farkında olmayan New Age'ciler de Allah ile aralarına melekleri alırlar. Tabi bazen üst boyut varlıklarını, ışık varlıklarını falan da aracı alırlar ama New Age'in bu kolu kafayı meleklere takmış vaziyette. Yani esas mantık olan "şirk" her zaman aynıdır, müşrik psikolojisi işte. Şimdi öncelikle bu arkadaşların internet sayfasını size bir göstereyim, sadece altını kırmızı ile çizdiğim bölümlere şöyle bir göz gezdirin, akıl sahibi her insan bunun nasıl bir şarlatanlık olduğunu ilk bakışta anlayacaktır:




Bu "hihihi evren <3 <3" diye ortalıkta dolaşan teyzeler, tüm dünyada "melek koçluğu" adıyla yürüyen bir şirketin Türkiye şubesidirler. Gördüğünüz üzere "meleklerle iletişim kurma" seminerleri verirler, ondan sonra yok efendim cd'dir, sms ile meleklerden vahiy almadır, bu tür gerizekalı işlerle de milletten tonla para cukkalarlar. Giden sadece para olsa neyse, akıl da gider iman da gider elden. Gerçi bunlara kanacak kadar aptal insanların dolandırılmasına üzülmüyorum ben şahsen.


Şimdi bu arkadaşların nasıl bizim muhafazakar tasavvufçularla aynı şeyi söylediklerini göstermek için size kitaplarından bazı kesitler göstereceğim. Sırf para kazandırmamak için de bu kitabı gidip bit pazarındaki bir sahaftan aldım, hatta kitabı bazen dışarıdayken otobüste vapurda falan okumam gerekti, onun için de kitabın kapağını kahverengi kartonla kapladım amına koyim reklam falan olmasın diye. Bak düşün ne derece tiksindiğimi.


Çerçeve içine aldığım cümleyi okuyun [93]:




"Sen ve ben biriz" artık gayet aşina olduğumuz bir cümle di mi? Mevlana'sından tut Arabi'sine, "büktüğün şey kaşık değil, sensin" diyen Matrix filmine kadar hepsi temelde aynı öğretiyi paylaşırlar: Panteizm veya müslümanlara kakalanan ismiyle vahdet-i vücut, yani varlığın birliği. Devam ediyoruz [94]:




Size yukarıdaki şemalarla da iyice anlattığım gibi spiritüalizmde evren ile Allah aynı şeydir. Evren ve Allah adeta eş anlamlı kelimelerdir ki kitabın yazarı da "evren ya da Allah, adı her neyse..." minvalinde bir cümle kurabiliyor.

Şimdi araya ufak bir reklam alalım ki, modern spiritüalistlerle muhafazakar tasavvufçuların aynı pagan dine sahip olduklarını iyice bir görün. Şu sohbetinde Cübbeli Ahmet Hoca, başı sıkışıanın "yetiş ya Abdulkadir Geylani" demesi gerektiğini ve böylece işlerinin daha kolay hallolacağını anlatır. Şimdi hesapta bu Abdülkadir Geylani adlı veli Allah'ın çok sevdiği biri ya, işte sen direkt Allah'tan yardım istemek yerine, araya torpil sokup Geylani'den yardım istersen, işlerin daha kolay hallolurmuş. Cübbeli'yi de sadece bir örnek olarak gösterdim size, bütün tasavvufi cemaat ve tarikatlerde aynı inanç vardır.


Şimdi gelelim bizim pinpon teyzelerin ışıklı enerjili kitabına, altını çizdiğim yerleri okuyun [95]:



Şşş mevzuya bak hacı, meleklerden yardım isteyince işleri daha hızlı halloluyormuş.

Ehehe, tamamen aynı inanç değil mi olum?


Bu ablalar diyor ki "ya ufacık bir şey için koskoca Allah'tan yardım istemek yerine meleklerden isteyin, böylece işleriniz daha kolay hallolur ehihihi <3<3"


E bizim Cübbeli'nin söylediği cümleden "Abdülkadir Geylani"yi çıkar, oraya "melekler" kelimesini ekle, al karşına aynı inanç çıkacak. Allah'a aracılar ve ortaklar koyan, bildiğin müşrik inancı. Zira tasavvuf ile spiritüalizm aynı şeylerdir, sadece paketleri farklıdır. Her ne kadar bu pinpon ablalar Cübbeli cemaati için "ayy o ne öyle bee" diyecek olsalar da ve her ne kadar Cübbeli'nin cemaati de bu ablalar için "o ne öyle la, gavur gavur işler" diyecek olsalar da, aynı şeye inanırlar. İnançları tamamen şekil odaklı olduğu için, özünde aynı şeye inandıklarının farkında bile değiller.


Meleklerle Yaşamak denen sevgi pıtırcıklığı abidesinden devam ediyoruz [96]:




Şimdi bu arkadaşlar paso meleklerden vahiy alırlar. "Başmelek Cebrail'in mesajı" falan diye uyduruk bir metin yazarlar ve hesapta Cebrail'i konuştururlar. Mesela burada da Raziel diye bir meleği konuşturuyorlar ve Raziel adlı melek altını çizdiğim bölümde de görebileceğiniz üzere aynen bizim Mevlana'nın, New Age kurucusu Alice Bailey'nin ve tüm spiritüalistlerin sürekli öğütlediği şeyi söylüyor: Hepiniz birsiniz, Tanrı'sınız, Tanrı senin içinde içinde.


Daha önce söylemiştim, spiritüalistlerin bu pagan dini yayma yöntemleri daima doğrularla yanlışları harmanlamaktır. Bunun için de bulundukları coğrafyanın yerleşik dini neyse ona göre ayak yapıp nabza göre şerbet verirler. Bu pinpon teyzeler de bu saçmalıkları Türkiye'de anlattıkları için ağızlarından Kuran ve Allah laflarını düşürmezler. Oysa Kuran'ı bir kere bile okuyup okumadıkları meçhuldür, hayır zanna uymuyorum, bak mesela [97]:



"Kuran'da da Mikail, Cebrail, Azrail ve İsrafil'den bahsedilir" diyor bu teyze, oysa Kuran'da sadece Cebrail'den bahsedilir ve Mikail'in de sadece bir ayette ismi geçer (Bakara 98). Kuran'da Azrail diye bir melek yoktur, adı bile geçmez. Kuran'da çok sayıda "ölüm melekleri" olduğu söylenir, yani Azrail adında tek bir ölüm meleği aynı anda farklı yerlerde ölen insanların canlarını alamaz. Buradan da (bence) meleklerin aynı anda farklı yerlerde bulunma gibi Tanrısal bir özelliğe sahip olamayacağını anlıyoruz ki Kuran'ın böyle mantıksal bir detayı es geçmemesi o yüzden çok önemlidir. Yani sonuç olarak Kuran'da Azrail'den bahsedilmez. Ayrıca Kuran'da "sura üflenen gün", yani Kıyamet günü vardır, fakat bu işi İsrafil adında bir meleğin yaptığı söylenmez, Kuran'da İsrafil'den de bahsedilmez.

Peki bu teyze neden Kuran'da bu meleklerden bahsedildiğini söyler? İki sebepten; birincisi "bakın ben Kuran'a da hakimim" imajı yaratıp müslümanlara hoş görünme çabası. İkincisi ise "Kuran'da meleklerden bahsediliyor, o zaman biz de meleklerle iletişime geçebiliriz yehuuu" şeklinde saçma sapan bir mantıkla kendi inançlarının Kuran'a da uygun olduğunu müslümanlara yedirme çabası.


Peki bu arkadaşlar şarlatan mıdır, yoksa sahiden de kendilerini "melek" diye tanıtan birilerinden bazı mesajlar mı alırlar? Ben bu tiplerin büyük çoğunluğunun şarlatan olduklarını düşünüyorum, fakat kendilerini "melek, peygamber, ölmüş falancanın ruhu, bilmem ne ışık varlığı" diye tanıtan cinler de vardır. Zaten bu celselerde medyumlara gelenler de falancanın ruhu falan değil, bildiğin cindir.


Şimdi Allah'a melekleri ortak koşan bu modern ablaların tüm dünyadaki bir furyanın Türkiye şubesi olduklarını söylemiştim size. Zira bu pagan ve spiritüalist inanç eskilere kadar uzanır. Şimdi şu ayetleri çok dikkatli okuyun:


O gün ki, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: "Şunlar size mi tapıyorlardı?" diyecek.

"Seni tenzih ederiz. Sensin onlara karşı bizim sahibimiz! Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmıştı!" diyeceklerdir. (Sebe 40-41)

Allah meleklere "şu insanlar size mi tapıyordu?" diye soruyor ki meleklerden yardım istediğini zannedenler din gününde yedikleri haltlarla yüzleştirilsin. Melekler de 41. ayette "hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmıştı" diyorlar. Yani ortada bu şahıslara "ben melek bilmemkimim" diye gelen bir mesaj varsa da, o mesajın kaynağının cinler olduğu söyleniyor. Ayetler açık seçik işte bu pagan inanışı anlatıyor.


Yani sonuç olarak Türkiye'de de artık iyice yayılan ve sesini duyuran bu spiritüalizm, bizim sakallı sofu tasavvufçulardan farklı bir şey söylemez. Olay sadece nabza göre şerbet meselesi. Muhafazakarlara ayrı bir dille hitap edersin, modern takılan teyzelere ayrı bir dille hitap edersin, fakat işin özünde hepsine de aynı naneyi yedirirsin. Mesele bundan ibaret.



Ve Şimdi son olarak, Hindistanlı İmam Rabbani ekolünden olan Cübbeli Ahmet'e ve İsmail Ağa Cemaati'ne bir bakalım. İmam Rabbani'nin zaten kendisinin ne olduğunu gördünüz, eh onun yolundan gidenlerin de şu an Aids'e çare bulmak için araştırma yapıyor olacak halleri yok. Ne olduğu daha başından belli bir hikaye bu ama aradaki paralellikleri görmeniz açısından bu arkadaşları incelememiz lazım.

Cübbeli'nin İsmail Ağa Cemaati yine hem sünni, hem tasavvufi bir cemaattir. Bu cemaatte yine "şeyh, veli, müceddid, kutup" gibi mana aleminde uçup kaçan şahıslara büyük bir iman vardır. Kuran'da peygamberimizden sonra herhangi bir insanın böyle ruhani özelliklere sahip olabileceği söylenmez ama olsun, iyi ki rivayetler var, iyi ki falanca hoca hazretleri var. Bu arkadaşların dinlerinin diğer kaynakları da bu tür "rivayetler" olduğu için istedikleri şekilde bir İslam inşa edebilmekteler. Yeter ki kafasında sarık olan sakallı bir Ebu Warawara bir şeyler anlatmış olsun, o adamın ağzından çıkan sözler Allah'ın sözleri olduğu için, Ebu Warawara'yı dinin kaynağı olarak alabiliyorlar. Espri yapmadığımı da biliyorsunuz, gerçek bunlar. Mevlana'nın da dediği gibi "o şeyhin sözü, Allah'ın sözü"dür.

2-3 sene evvel birkaç arkadaşımla İstiklal'de turluyorduk, yılbaşına yakın bir tarihti. Bir baktık adamın birisi "Noel Kutlama Tehlikesi" diye bir kitap dağıtıyor yoldan geçenlere, yazarı da Cübbeli Ahmet. Tabi bildiğiniz gibi İslam aleminin ve memleketimizin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan birisi Noel kutlama tehlikesidir, en büyük derdimiz budur hacı. Neyse biz de "dur lan 3-5 tane alalım da bari millete dağıtacaklarına biz almış olalım" deyip birer tane aldık adamın dağıttığı kitaplardan. Zararlı Güneş ışınlarını emen UV filtresi gibi bu cemaat dininin saçmalıklarını da absorbe ettik kendi çapımızda ehehe. Şimdi bu kitaptan bir bölüm göstereyim size de, bu adamlardaki İslam mantığını anlayın, açıklaması altında [98]:




Yetmiş bin evliyanın reisi olan ve 16-17. yüzyılda Hindistan'da yaşayan İmam Rabbani başı sıkışınca bir konuda Allah'a müracaat eder ve Allah da ona cevap verir. Sıra numarası almak yok, kuyrukta beklemek yok, direkt Allah'a sorabiliyon hacı. Yukarıdaki bölümde gördüğünüz üzere Allah bildiğin konuşur bu İmam Rabbani denen adamla, bu tür şeyler tasavvuf inancında çok normaldir zira tasavvuf dediğin din tamamen bu zart zurt hazretlerinin "keşif ve ilham" ile Allah'tan bilgi alması inancına dayalıdır. Günümüzün modern spiritüalistleri de medyumlar vasıtasıyla üst boyut varlıklarından bilgi alırlar, tamamen aynı mantık, Neyse, kitapta görebileceğiniz üzere sözümona Allah'ın İmam Rabbani'ye söylediği bu bir koca paragraf dolusu söz için "... diye bir ilham geldi" derler. Ah canım, şu naifliğe bakar mısın, "ilham" gelmiş... La bildiğin Allah ile oturmuş karşılıklı muhabbet ediyor sizin Rabbani.

Yani bu adamlardaki "ilham"ın bildiğin "vahiy" olduğunu söylemiştim, tasavvuf jargonunda ilham budur, Cem Yılmaz'ın aklına yeni bir film senaryosu gelmesi gibi bir ilhamdan bahsetmiyor kendileri. E zaten böyle sürekli "ilham" alan müceddidlerimiz (güncelleyicilerimiz) varsa, Kuran ortada sadece bir süs niyetine kalır, çünkü Kuran sürekli güncelleniyor hacı, Windows 8 varken Windows 95 kullanmanın ne alemi var? Zaten bu sebeple Cübbeli de sohbetlerinde 1 ayet söylerse, bunun yanında 546 hadis, 387 rivayet anlatır.

Cübbeli Ahmet'e ve cemaatine göre, son yüzyılın müceddidi Mahmut Efendi'dir. Şu video'da yine bir hocaefendileri, son yüzyılın müceddidi olan Mahmut Efendi'yi ziyaret eder.


Sağ tarafta görmekte olduğunuz yakışıklı Mahmut Efendi'dir. Mideniz kaldırırsa video'yu bir seyredin, toteme tapan Kızılderili kabilesi gibi bir manzara göreceksiniz. Hatta bu Mahmut Efendi'nin önünde eğilip bükülen adam Mahmut Efendi'ye "Merhametiniz sayesinde ayakta duruyoruz" der, ama Mahmut'un daha kendi ayakta duracak hâli yoktur, orası ayrı. Valla şu pisliği her gördüğümde aklıma bu Kuran ayetleri geliyor:

"Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah'tan başka ilahlar edindiler.

Oysa, o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine, bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır." (Yasin 74-75)

Birebir olarak aynısı değil mi olum? Bu adamın kendine bile hayrı yok, tüm gücünü mürit sürüsünden aldığı için na böyle Zeus'un yancısı Apollon gibi takılmıyor mu ortalıkta?

Bu cemaatin inancına göre Mahmut Efendi adlı yakışıklı, uykudayken bile mana ve ruhlar aleminde dolaşıp hayır işleri yapmaktadır. Yani bakmayın şimdi böyle durduğuna, abinin ruhlar aleminde acayip ortamları var.

Şimdi eğer Cübbeli'nin sohbetlerinden alınma şu video'yu seyrederseniz göreceksiniz ki Cübbeli Ahmet, bu Mahmut Efendi adlı prototip Tanrı için şunları söyler: "Keşfe açık kullardan biri ne demişti? 'Ete kemiğe büründüm Mahmut diye göründüm'"

"Keşfe açık kul" yine Allah'tan vahiy alan kişinin, tasavvuf jargonundaki adıdır. Cübbeli'nin anlattığına göre Allah'tan vahiy alan bir adam; Allah'ın ete kemiğe bürünüp Mahmut Efendi olarak yeryüzüne indiğini söylüyor yani. Tıpkı Allah'ın İsa kılığında yeryüzüne inmesi gibi. Veya Hint Tanrısı Vişnu'nın bazen yiyecek, bazen insan şekline girerek insanlara yardım etmesi gibi. Tasavvuf inancı nah işte budur. Zaten bu sözün kaynağı da size cicili bicili hikayelerle "Allah dostu, gönül adamı" diye kakalanan Yunus Emre'dir. Hikâyeye göre Yunus Emre, Mevlana'nın Mesnevi'sini okur ve şu yorumda bulunur: "Yahu lafı bu kadar uzatmaya ne gerek var, ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm", Mesnevi'de anlatılmak istenen her şeyi bu şekilde özetler Yunus Emre. Panteizm/panenteizm inancı işte tam olarak budur, bazı ulvi kişiler bu dünyanın bir "yokluk", bir "hayal", bir "aldatmaca" olduğunu anlarlar ve Allah olduklarını fark ederler. Yani Cübbeli cemaatinin bu yaptıkları, sadece kendi sapkınlıkları falan değildir, o Mevlana'lar, Yunus'lar bu inancın aynısına sahiplerdir, hatta ve hatta bu pagan inancın kurucuları arasındadırlar.

Şimdi bu Cübbeli Ahmet aklınca Noel tehlikesine ve Hristiyanlığa karşı insanları uyarıyor ya, Hristiyan ve Yahudilerden bahsedilen şu Kuran ayetini bir okuyun bakalım:

"Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O." (Tevbe 31)

Bu ayette Yahudiler ve Hristiyanlar, din adamlarını Tanrı edindikleri için eleştirilir.

Cübbeli kafayı milletin yılbaşında yiyip içtiğine takadursun, kendisi Hristiyanların yaptığının birebir aynısını yapar; bir din adamını rab edinir. Şu ayette Allah'ın "yapmayın" dediği şeyi gider harfi harfine yapar.

"Ya şimdi orada öyle demek istemiyor, tabi ki biz de bir tek Allah'a inanıyoruz ama..." şeklindeki kıvırmalarınızı da artık ahirette Allah'a anlatırsınız. Merak etmeyin bu ayette eleştirilen Yahudi ve Hristiyanlar da gidip bir din adamına durup dururken "aha bu Allah" demiyorlar, tıpkı sizinki gibi hurafe dolu bir inanç sistemiyle ve içinde onlarca "ama" ile başlayan izahlarla Allah rolü biçiyorlar din adamlarına. Ve bunu nasıl yaptıklarını da bu yazıda elli türlü örnek göstererek anlatmaya çalıştım size. Sizin bu yaptığınızın adı "tapınmak" oluyor zaten. Siz kendinizi çok mu akıllı zannediyorsunuz? Hatta siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Siz neyle oynuyorsunuz böyle? Aklınızı işletin, göz göre göre ahiretinizi yakmayın eğer sahiden inanıyorsanız.

Bu bizim Cübbeli tarzı hacı-hocalar sanki Haçlı Seferi dönemlerindeymişiz gibi, gider can cekişmekte olan Hristiyanlığa çok fazla kafayı takarlar. Bunun sebebi şudur kaynatasız: Eğer kendileri bile Kuran'da bahsedilen müşrik veya kafirlerden değillerse, ortada bir müşrik veya kafir kalmıyor zaten. Adam gidiyor uçan kaçan velilere şeyhlere inanıyor, bunların vahiy aldığına inanıyor, bunları Allah'a ortak ediyor ve kendisi müşrik olmuyor. E ama Kuran sürekli "müşrik"lerden bahsedip duruyor, öyleyse kim bu müşrikler? Heh işte iyi ki Hristiyanlar ve ateistler var, zira onlar da olmasa zaten bu adamlar kimseye müşrik diyemeyecekler.

Cübbeli'nin sohbetlerinden alınma şu 30 saniyelik video'da Cübbeli'nin şunları söylediğini görüyoruz: "Böyle bir din olur mu? Mezhebi devreden çıkar, mürşidi devreden çıkar, alimi devreden çıkar, veliyi devreden çıkar... Araya vesile koymayın diyorlar, aracıya lüzum yok diyorlar, direkt Allah'la irtibat kurun diyorlar"

Cübbeli Ahmet burada %100 olarak Kuran'da anlatılan İslam dinini eleştirmekte ve %100 olarak da Allah ile kulun arasına birtakım aracılar sokan Mekke müşriklerinin dinini övmektedir. Bak %99 benziyorlar demiyorum, %100 aynı şeyler diyorum. Zira Mekke müşriklerinin birçoğu Allah'a inanıyor, fakat araya "Lat, Menat, Uzza" gibi birtakım ne idüğü belirsiz varlıkları aracı olarak sokuyorlardı. E bu arkadaşlar da o Lat'ın, Menat'ın, Uzza'nın adını İmam Rabbani koymuşlar, Mahmut Efendi koymuşlar, arada hiçbir fark yok.

Cübbeli Ahmet "yahu aracısız din mi olur?" deyip bu velilere inanmayanlara kızadursun, Kuran şöyle söyler:

"Kâfirler hoşlanmasa da siz, dini yalnız O'na özgüleyerek, Allah'a dua edin!" (Mümin 14)

Kuran'ın sürekli nokta atışı yapıyor olması çok süper bir şey değil mi olum ehehe.

Kuran, Allah'a aracılar koyulmaması gerektiğini söyleyen ayetlerle doludur.

Aynı konuşmanın devamında Cübbeli Ahmet, neden direkt Allah ile irtibat kurmamamız gerektiğini (!) ve neden Mahmut Efendilere, İmam Rabbanilere ihtiyacımız olduğunu şöyle zeka dolu bir örnekle açıklıyor: "İyi o zaman sen buranın cereyanını direkt kofraya bağla, burayı patlat". Tipe bak tipe tipe, lan yemin ederim bu adam başka bir çevrede doğup büyümüş olsaydı on numara İnci Sözlük yazarı olurdu, beni, angutyus'u falan da sollardı bu açtığı başlıklarla. Hatta konuşmanın devamında da elektriğin bile barajlardan bir sürü aracıyla geldiğini örnek vererek, bizim de Allah'la aramıza aracılar almamız gerektiğini söylüyor bizim akıl deryası Cübbeli. Bu arada Kuran ayetleri ise şöyle der:

"Allah'ı bırakıp da kendilerine, göklerden ve yerden bir parçacık rızık veremeyen, buna güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?

Artık Allah'a örnekler verip durmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Nahl 73-74)

Cübbeli cemaatinin sahip olduğu bu gelenek ve ata dininin saçmalıklarıyla ilgili daha yığınla delil gösterebilirim size, hatta sırf delil olsun diye oturup bu adamın sohbetlerini bile dinledim, ama buna sahiden gerek görmüyorum artık. Mesela şu sohbetinde 1.01.50'den itibaren bildiğin Allah'tan vahiy alan ve Hristiyanları bir bakışıyla müslüman yapabilen son iman bükücü velilerin mucizelerini anlatır kendisi. Oysa Kuran'da peygamberin bile böyle bir gücünün olmadığı birçok ayette vurgulanır (Örneğin Cin suresi 21).

Ve size bir şey söyleyeyim, bu Cübbeli'dir, Mevlana'dır, spiritüalistlerdir, yemin ederim ki benim imanımı arttırıyorlar. Ters psikolojiyle bildiğin iman tazelettiriyor adamlar. Sanki sırf içlerindeki kötülüğü dışavurmak için gidip Allah'ın yapma dediğini özellikle yapıyorlar. Bu açıklanması o kadar zor, o kadar garip bir durum ki, yoksa kimin aklına gelir gidip ölüp gitmiş adamlara yalvarmak, Allah dururken meleklerden yardım istemek, bu tür abuk subuk işlere kalkışmak...

Neyse, neden size oturup bu Cübbeli cemaatini anlattım şimdi? Bu Cübbeli'nin İsmail Ağa Cemaati benim için sadece bir rol model hacı, ben burada bu adamlar üzerinden sana bir şey anlatmaya çalışıyorum. İstersen Menzil tarikatindeki aynı naneleri de anlatayım sana, veya istersen Nurcularınkini anlatayım, istersen Nakşibendiliği uzun uzun açayım burada sana. Adı ister zart olsun ister zurt, tasavvuf inancının olduğu her tarikat, her oluşum, hatta her eli yüzü düzgün okumuş ilahiyatçı bu tür pagan saçmalıklarına inanır. Zira bu işin kaynağının nasıl pagan olduğunu, o Mevlana'ların, Arabi'lerin, Hallac-ı Mansur'ların ne olduğunu gördünüz. Hesapta İslam'ın "entelektüel ve hümanist" yüzü olan tasavvuf, işte böyle bir uyuşturucudur. Dindeki hurafelerin büyük çoğunluğunun kaynağı işte bu kahrolası tasavvuftur. Ve şu an bile bizim camilerimizde okunan hutbelerde, televizyonlarda verilen dini programlarda ve okullarda verilen din derslerinde, bu adamların doğruları "din" diye, "İslam" diye anlatılıyor. Küresel sermaye de "tasavvufu destekleyin" diye raporlar yayınlayıp duruyor. Oysa İslam bu adamlardan değil, Kuran'dan öğrenilir. Bu adamlardan öğreneceğiniz şey, Kuran'da "müşriklik" olarak anlatılan gelenek ve ata dinidir. Bunların dinleri delile değil rivayetlere, zanlara ve kulaktan kulağa aktarılan hikâyelere dayanır. Kuran'da ateistlerden de bahsedilir elbette, fakat Kuran'da en çok Allah inancı olan müşriklerden bahsedilir. Bugün şu Cübbeli Ahmet'in Facebook'ta bile 2 milyon beğeneni varsa ve bu cemaatleri yakından takip edenlerin daha çok internet'le pek arası olmayan kesim olduğunu göz önüne alırsanız, internet'teki bir Facebook sayfasında bile bu adamın 2 milyon beğeni almasının ne demek olduğunu varın siz düşünün. Allah ile aldatmanın bu dünyada ne kadar büyük bir güç olduğunu görün ki Kuran'ın neden çoğunlukla dindar müşrikler üzerinde durduğunu daha iyi anlayasınız.

Tasavvufun hesapta getirdiği o "hoşgörü" anlayışı, verdiği zararların yanında bir hiçtir. Allah rızası için kanma o güler yüzlü dedelere, semazenlere, okuldaki ders kitaplarına, takım elbiseli profesörlere. Kanma! Bu hurafelerden oluşan tasavvuf dininin, kültüre yerleşerek insanları nasıl mahvettiğini gör. Örneğin birilerinin sürekli torpille bir yerlere gelmesi, hele hele şu an devleti yönetenlerin sürekli kendi tanıdıklarını bir yerlere ataması ve bunu da "e tabi ki tanıdıklarımı atayacağım, ne var ki bunda?" diyerek, adeta arsızlığın sınırlarını zorlayarak normal karşılamaları sinirinize dokunuyor di mi? Birçok insanın "hak etmediği" yerlerde olması, içindeki adalet duygusunu nasıl da incitiyor di mi? İçinden belki de düşünüyorsun, "lan bu adamlar hani dindardı, nasıl kul hakkı yemekten çekinmiyorlar?" diye. Evet bu adamlar kendi dinlerinde dindarlar zaten ve o kulaktan kulağa rivayetlerle yayılan gelenek dinlerinde "adam kayırma" diye bir şey suç değil ki bundan çekinsinler. Tasavvufçular bu İmam Rabbani'lerin, Arabi'lerin, Abdülkadir Geylani'lerin ve bilimum şeyhlerin, kendilerini seven insanlara şefaat edeceklerine, yani ahirette sevenlerini cehennemden kurtaracaklarına inanırlar. İnanca bakar mısın? Kendi çabanla hak etmesen bile, elin sakallı şeyhine kendini sevdirirsen o seni kurtaracak ahirette. Şimdi böyle torpil ve yağcılık üstüne kurulu bir inanç sistemine inanan bir adamın, "ne var ki bunda? tabi ki tanıdıklarımı atayacağım o mevkilere" deyip bu durumu normal karşılamasından daha doğal ne olabilir? Adamın kültüründe var bu bir kere. Zihnine böyle bir ahlak anlayışı kazınmış.

Kuran'a göre "din günü"nde, yani herkesin yaptıklarıyla yüzleştirileceği o günde, sen bu dünyada ne yaptıysan onların karşılığını alacaksın. Yani herkes "kendi" hak ettiğine kavuşacak. Şu ayeti okusana:

"Kimsenin kimse yerine bir şey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden sakının!" (Bakara 123)

Allah'ın yöntemi bu adamlarınki gibi insan ilişkilerine değil, adalet üzerine kuruludur. E ama bu adamlar Kuran'ın gizli manalarını çözen şeyhlere sahip oldukları için takmıyorlar bu ayetleri zaten. Dini sahiplenen adamlar işte bu asılsız kaynakları (şeyh, tasavvuf, zart zurt) baz alan kimseler oldukları için de, ortalıkta "din" diye anlatılan şey bunların dini oluyor. İnsanların zihnine kazınan "ahlak", bunların ahlakı oluyor. Yani bu hurafe dinin yayılması için herkesin illa ki bir tarikate girmesi veya cemaatçi olması gerekmiyor, zira ilahiyat fakültelerinden tut camilere kadar insanlara vaaz edilen dinde hep bu adamların saçmalıkları yer alıyor.

Zamanının bu Mevlana'ları, Yunus Emre'leri, Arabi'leri, bize nasıl büyük bir kazık attılar size anlatamam. Bak bu yazı galiba şu an Word'de 200 sayfaya yaklaştı, kitaba bassan 300 sayfa tutar, bunun üstüne bir de beni karşına alıp konuştursan sabaha kadar da konuşurum, ama yine de attıkları kazığın büyüklüğünü anlatamayacağımı söylüyorum sana. He bu adamlar inançlarında samimiler miydi? Evet muhtemelen öylelerdi, fakat bunun, attıkları kazığın üzerinde hiçbir etkisi yok. Oynadıkları kumar, bir felakete yol açtı.

Bugünün ilerlemiş toplumları sahip oldukları bu gelişmişlik düzeylerini ilk başta geçmişten aldıkları mirasa borçlular. Adamların mirası Rönesans'ken, sanayi devrimiyken, keşifler ve buluşlarken, bizim aldığımız miras işte bu paçavralar. He bir de Allah razı olsun ki ulema ney üflemeye ve ebru yapmaya izin vermiş, sanat adına da tek mirasımız onlar. Biz dergahta iki zikir çekti diye kendini Tanrı'yla bütünleşti zanneden bu ruh hastaları yüzünden ve en çok da bu ruh hastalarının peşinden giden akılsızlar yüzünden, zaten hayata 5-0 geride başlıyoruz. Ve daha hâlâ da bunları sahiplenen bir toplumun içinde yaşıyoruz. Ama olsun, hiçbir şey için geç değil. Ben hayatın ve tek tek hepimizin yoktan var oluşumuzun bir anlamı olduğuna inanıyorum, hatta inanmaktan ziyade, bunu "biliyorum". Bu da demektir ki hiçbir çaba boşa gitmez, çabalarının karşılığını muhakkak alırsın. O yüzden yılmayacaksın, mücadele edeceksin, kendini küçümseyerek pes etmeyeceksin. Ve bunu yaparken de aklını kullanacaksın. Eline bir kitap alacaksın, kapatacaksın o televizyonu, Nejla'nın sidikli amını sergilemek için kullandığı Facebook'ta heba etmeyeceksin vaktini, sana hiçbir bok katmayan okuldaki derslerinle yetinmeyeceksin, şu internet'in başına geçip makale okuyacaksın, e-book indireceksin, araştırma yapacaksın, bunların üstüne düşüneceksin ve en önemlisi de üreteceksin. Potansiyelini dibine kadar zorlayacaksın. Çerçevenin dışında düşüneceksin. Bu işin başka yolu yok.

Artık bitiriyorum yazıyı. Ne boklar yedik şimdiye kadar, bunu son bir kez özetleyeyim istersen.

Bu yazıda tasavvufun İslam dinine tamamen zıt bir inanç olduğunu ve buna rağmen müslümanların tasavvufu kendilerini kandırarak, hatta kandırılmaya can atarak sahiplendiklerini gördük. Tasavvufçular ile spiritüalistlerin tamamen aynı inanca sahip olduklarını, aralarındaki tek farkın kullandıkları dil, kılık kıyafet vs gibi şekil odaklı olduğunu gördük. Öyle ki spiritüalistlerin tasavvuf aşkını, Mevlana ve Arabi gibi ünlü sufileri nasıl sevdiklerini de gördük. Spiritüalizmi gelecekte tek dünya dini yapma amacında olan küresel sermayenin, spiritüalizmin müslüman topraklarda yeşeren versiyonu olan tasavvufa destek yağdırdığını gördük. Kültürümüze iyice yerleşmiş olan ve hâlâ da çok matah bir şeymiş gibi teşvik edilen, sevimli gösterilen tasavvufun, müslümanları bir anda nasıl zirveden dibe çökerttiğini gördük. O çok beğenilen, filozof denilen Mevlana'ların, Arabi'lerin ve bilimum tasavvufçuların "gerçek bilgiye akıl ve düşünceyle değil, keşif ve ilhamla ulaşılır, o keşif ve ilham da bir tek biz şeyhlere geldiği için şeyhine bağlan ki kurtulasın ey oğul!" şeklinde özetlenecek Allah'ın belası felsefeleriyle nasıl müslüman toplumlardaki bilim ve ilim kültürünü öldürdüklerini gördük. Şu an müslüman toplumlardaki sefaletin büyük ölçüde nereden ve kimlerden geldiğini gördük. Elin oğlu Rönesansla, keşiflerle, bilimle uğraşırken, atalarımız ne gibi salak işlerle ömürlerini heba etmiş bunları gördük. Müslümanların nasıl alenen Kuran ayetlerinin "tam tersini" söyleyen tasavvufçuların, hacı-hocaların ve bunların günümüzdeki uzantılarının peşinden gittiklerini gördük. Ve müslümanların, inandıklarını söyledikleri Kuran tam tersini söyleye de, hâlâ da bu tasavvuf iğrençliklerinin doğru olduğunu savunuyor olduklarını gördük. Müslümanların nereden baksan bir %95'i için en önemli şeyin o güne kadar sahip oldukları kulaktan dolma inanç olduğunu, öyle ki sahip olduğu uyduruk inanca ait 180 derece zıt bir Kuran ayeti bile görse, kendi inancını değiştirmek yerine çeşitli laf oyunlarıyla Kuran ayetini kendi inancına uydurmaya çalıştığını gördük. Aradan yüzyıllar geçse de, tekamül ettiğini zanneden birtakım gerizekalı insanların hiç değişmediklerini gördük. Kısacası, saçma sapan insanlarla dolu bir dünyada yaşadığımızı gördük.

Bak hacı, biliyorsun geçen sene Sovyetler Birliği ve komünizm hakkında yine upuzun ve sağlam kaynaklı bir yazı yazmıştım. Aradan 1 sene geçti ve o yazıda gösterdiklerime dair hâlâ tek bir mantıklı izah, tek bir delilli cevap alamadım. Bak, 1 tane bile alamadım, sana yemin ediyorum ki. Tek duyduğum şey boş muhabbet ve warawarawara şeklinde vızıklanmalar oldu. Oysa aynı adamlar o yazıda kullandığım kaynakların kullanıldığı "Sovyetler'de Hammadde İhracatı" konulu 10 sayfalık makale okusalar "ehehe vay be neler de öğrendim" diye ortalıkta gezecek adamlar. Fakat delil, kaynak, kanıt, bunlar insanlar için sadece iş lafa gelince önemli. İnsanlar delillere göre değil, keyiflerine göre hareket ederler. İnanmak istediklerine inanır, inanmak istemediklerini görmezden gelirler. Şimdi aynısı bu yazıda da olacak. Ben "çok haklısın sikko, kaplansın, pantersin" demenizi istemiyorum, en azından bana delillere dayanan ve mantıklı olan cevaplar vermenizi istiyorum. Çünkü ben size delillerle ve mantıklı açıklamalarla geldim. Aynı tavrı karşımdakinden de beklemek benim hakkım. Ama bunları yapmayacağınızı biliyorum. Üniversitedeki çevresinin etkisiyle komünizme iman etmiş Berk nasıl ki Marx putuna saldırıldığında deliye dönüyorsa, bu yazıda gelenek dini putuna saldırılmış Ömer Faruk'lar da aynı tepkiyi verecekler. Bunun sonu yok olum, bu hep böyle. Öyleyse bu yazıyı neden yazdım? Başlarda da söylemiştim, kendim için yazdım. Çünkü bencil bir insanım.

İnsanın bencil olup olmadığı nasıl hala tartışılıyor, niye bir günahmış gibi ayıplanıyor, ben bunu da hala anlamıyorum. İnsan sapına kadar bencildir lan. Ve bu bencillik eleştirilmesi, ayıplanması gereken bir şey değildir. Övülmesi de gerekmez. Var olan durumdur bu. Şöyle izah edeyim sana;

Sevdiğin bir kişi veya dava uğruna ölür müsün? Filmlere kalsa sevdiği için can vermek çok kolay bir şey de, aslında gerçekte sevdiği için hayatını feda edecek insan sayısı hiç de o kadar fazla değildir. Fakat yine de evet, sevdiğin kişi veya dava için ölebilirsin, bunu yapabilecek birçok insan var dünyada.

Sevdiğin kişi veya dava uğruna yıllarca hapse girer, işkenceler çeker misin? İnsanların çoğu bunu da yapamaz, fakat bazı adanmış insanlar bunu da yapabilir, tarihte ve günümüzde bile sevdiği, inandığı yol uğruna hapse atılan, işkenceler gören insanlar var zaten. Bu da kabul.

Peki, sevdiğin kişi veya dava uğruna cehenneme girer misin?

Nah girersin.

Cehenneme inanmıyor olsan da, cehennemi "sonsuza kadar" canının acıdığı bir yer olarak düşün ve öyle cevap ver. Hiç kimse, "kendi" benliğinden başkası için böyle bir şey yapmaz. Bir başkası için cehenneme gireceğini söyleyen insan yalan söylüyordur. "Evladım cennete girsin, ben cehenneme girmeye razıyım" diyen bir anne bile ya cehennemi solaryum zannediyordur ya da girdiği anda fikrini değiştirir, "çıkarın beni buradan" diye bağırır.

Bu ne demek biliyor musun? İnsan bencildir ve bencil olmak zorundadır. Bu dünyanın en fedakar, en diğerkam insanı bile %51 kendini düşünür ki bu da abartı derecede düşük bir oran oldu.

İnsanın bencilliği ve en çok kendi çıkarını düşünüyor oluşu asla ayıplanacak bir şey değildir. Tek bir "benlik" olarak yaratılan insan tabi ki en çok kendini düşünecektir, bundan daha normal bir şey olamaz. Fakat sabah programında "gadınlar çiçektir heoeheoeheo" deyip alkış almak isteyen türkücü kılıklı tipler olduğumuz için sürekli bencilliği eleştiririz, onu yerin dibine sokarız. Lan halbuki bu ayıp bir şey değil, olması gereken şey.

Şu komünizm yazısını yazdığımda yorumlara biri "müslüman olduğun için komünizmi eleştirmek zorunda hissetmişsin kendini" gibi bir şey yazmıştı, ortalamadan hallice iq'suyla nasıl da çözmüş mevzuyu götümün kenarı. Bak dayı, benim komünizmden nefret etmem de, tasavvuftan ve spiritüalizmden nefret etmem de, ve hatta Kuran'ı okuyunca "işte bu lan, bu" deyip müslüman olmam da aynı sebeptendir. Ben bencilliğimi buram buram hissediyorum. Siz bencilden de ziyade, her an şu dünyadaki çıkarını düşünen "şark kurnazı" bencilliğiyle yaşayan halinize aldırış etmeden gidip o bencilliği ayıplıyorken, Kuran benim bencilliğimi kabul ediyor, onaylıyor. Ve hatta diyor ki "Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da kendi aleyhine yapmış olur". Ve Kuran; bencilliği ayıplamak veya insanın yaratılışında var olan bu bencilliği değiştirmeye çalışmak gibi tuhaf bir şey yapmaya kalkmak şöyle dursun, onu doğru yere kanalize etmeyi öğretiyor sana. Bencil olan insanın ihtiyacı olan tek şeyi, o bencillik kriterlerini veriyor.

Ben bireyci insanım. Ben benim. "Biz" olduğumuzu iddia eden herkes istisnasız bu dünyanın anasını sikmiştir. "Biz" olduğumuzu iddia eden herkes, ağzından "biz şöyleyiz, biz böyleyiz" lafları düşmeyedursun, bir taraftan gidip kişisel boş hırslarının peşine düşerek ortalığın anasını ağlatmıştır. İnsanların kafirliği, yani var olan gerçeğin üstünü örtmeleri, daha bencil oldukları gerçeğini kabul etmedikleri anda başlıyor.

Bu yazıyı tabi ki kendim için yazdım. Hiçbiriniz için yazmadım bu yazıyı. Zira "ben" olmasaydım bunların hiçbir önemi olmayacaktı, ben sadece bir "ben"im.

Bu yazıyı yazdım ki "kendim için" bir şeyler yapmış olayım, üretmiş olayım, uyarmış olayım, Allah'ın karşısına "kendi yaptıklarımdan" sorguya çekilmek üzere çıktığımda "eeeooo..." diye lafı gevelemeyeyim, "en azından" ile başlayan bir cümle kurabileyim.

Sen de kendin için bir şeyler yapacaksın. Çünkü "sen" olmasaydın da bunların hiçbir anlamı olmayacaktı. Şu an başka bir zaman-mekana sahip evrenin ufak bir gezegeninde çok büyük haksızlıklar, büyük savaşlar vardır belki de. Bunun senin için bir önemi veya anlamı var mı? Daha bu dünyadaki haksızlıkların çoğunu görmezden gelen hâlinle (ki aslında gerçek bencilliğin bunlara karşı harekete geçmeni gerektirse bile), gidip başka bir zaman-mekandaki haksızlıkların veya olayların seni bağladığını mı iddia edeceksin?

İnsanlar ancak "ben" olduklarını idrak ettiklerinde başkalarına da faydalı olabilirler. Bunu kabul etmeden "biz"liğe soyunan herkes sadece rol ve gösteriş peşindedir.

Aşağıya notları ve kaynakçayı ekleyip uzuyorum. Hadi eyvallah.


Notlar ve Kaynakça:

Ben bu yazıyı Allah’ın rızasını kazanmak için, yani kendi menfaatim için yazdım. Bu da demektir ki bu yazıyı hiçbir izin almadan paylaşabilir, çoğaltabilir ve duyurabilirsiniz. Bunu yaparken sizden tek ricam insanların blog’daki diğer yazılara da ulaşabilmesi için kaynak belirtmeniz. Hatta bir ricada daha bulunayım, bu yazıyı muhakkak yayın etrafınıza.
Aşağıya dipnotları ekliyorum. Belirtmem gereken bir şey var, Mevlana’nın Mesnevisindeki beyit numaraları basımdan basıma farklılık gösteriyor, örneğin bir basımda 2250 numaralı beyit, başka bir basımda 2300 falan olabiliyor, arada ufak oynamalar olsa da belirttiğim beyitleri hemen hemen her Mesnevi’de bulabilirsiniz.

Dipnotlar:
1- Mevlana, Mesnevi, cilt 1 önsöz. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
2- Mevlana, Mesnevi, cilt 1 önsöz. Timaş yayınevi, 2007.
3- Mevlana, Mesnevi, cilt 4, 1852-1854. beyitler. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
4- Mevlana, Mesnevi, cilt 1 önsöz. Timaş yayınevi, 2007.
5- Mevlana, Fihi Ma Fih, 51. Bölüm.
6- Hallac-ı Mansur, Tavasin, sayfa 32. Yaba Yayınları, 3. Basım.
7- Hallac-ı Mansur, Tavasin, sayfa 39. Yaba Yayınları, 3. Basım.
8- Hallac-ı Mansur, Tavasin, sayfa 43. Yaba Yayınları, 3. Basım.
9- Hallac-ı Mansur, Tavasin, sayfa 43. Yaba Yayınları, 3. Basım.
10- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. Birinci cilt, önsöz. Ötüken Yayınevi, Yayın no: 456.
11- Ramtha, sf 232 ve 249. Akaşa Yayınevi, 1990.
12- Ramtha, sf 51. Akaşa Yayınevi, 1990.
13- Ra Bilgileri, sf 35. Akaşa Yayınevi, 1994.
14- Ra Bilgileri, sf 47-48. Akaşa Yayınevi, 1994.
15- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 199. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
16- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 440. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
17- Ramtha, sf 212. Akaşa Yayınevi, 1990.
18- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 347. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
19- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 33. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
20- A.g.e.
21- Ramtha, sf 60. Akaşa Yayınevi, 1990.
22- Ra Bilgileri, sf 118. Akaşa Yayınevi, 1994.
23- Ramtha, sf 181. Akaşa Yayınevi, 1990.
24- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 171. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
25- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 382. Bölüm. Ötüken Yayınevi
26- Mevlana, Divan-ı Kebir, Müfte'ilün, Mefa'ilün, Müfte'ilün, Mefa'iliin (c.I, 322)
27- Mevlana, Divan-ı Kebir, Mef'ülü, Mefa'îlün, Fe'Olün (c. 1,517)
28- Mevlana, Divan-ı Kebir, Müfte'iliin, Miifte'ilün, Fa'ilat (c.I, 260)
29- Ramtha, sf 45. Akaşa Yayınevi, 1990.
30- Mevlana, Mesnevi, cilt 5, 2242-2244. beyitler. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
31- Mevlana, Mesnevi, cilt 2, 3333-3339. beyitler. Timaş yayınevi, 2007.
32- Mevlana, Mesnevi, cilt 3, 78-80. beyitler. Timaş yayınevi, 2007.
33- Füsusul Hikem Şerhi, önsöz, sf 23. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007.
34- Füsusul Hikem Şerhi, sf 194. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007.
35- Füsusul Hikem Şerhi, sf 69. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007.
36- Füsusul Hikem Şerhi, sf 243. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
37- Füsusul Hikem Şerhi, sf 70. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
38- Füsusul Hikem Şerhi, sf 122. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
39- Füsusul Hikem Şerhi, sf 123. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
40- Füsusul Hikem Şerhi, sf 233. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
41- Füsusul Hikem Şerhi, sf 227. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
42- A.g.e.
43- Füsusul Hikem Şerhi, sf 231. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
44- Füsusul Hikem Şerhi, sf 232. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
45- Füsusul Hikem Şerhi, sf 248. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
46- A.g.e.
47- A.g.e.
48- Füsusul Hikem Şerhi, sf 251. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
49- Ramtha, sf 130. Akaşa Yayınevi, 1990.
50- Ramtha, sf 226. Akaşa Yayınevi, 1990.
51- Mevlana, Mesnevi, cilt 2, 2604-2792. beyitler. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
52- Mevlana, Mesnevi, cilt 2, 2780-2784. beyitler. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
53- Ra Bilgileri, kitap kapağı. Akaşa Yayınevi, 1994.
54- http://alexgrey.com/
55- Ra Bilgileri, sf 47. Akaşa Yayınevi, 1994.
56- Füsusul Hikem Şerhi, sf 122. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
57- Füsusul Hikem Şerhi, sf 173-174. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
58- Füsusul Hikem Şerhi, sf 174. Ataç Yayınları, basım tarihi 2007
59- Ra Bilgileri, sf 77. Akaşa Yayınevi, 1994.
60- http://www.ashtarcommandcrew.net/video/rumi-poems
61- http://www.schoolofsufiteaching.org]
62- http://lucistrust.org/en/arcane_school/talks_and_articles/the_esoteric_meaning_of_lucifer
63- Alice Bailey, The Externalisation of the Hierarchy, sf 12. Link: http://www.bailey.it/images/testi-inglese/The-Externalization-of-the-Hierarchy.pdf
64- Alice Bailey, The Externalisation of the Hierarchy, sf 96 ve 209
65- http://www.lucistrust.org/en/service_activities/e_mantrams/affirmation_of_the_disciple
66- Alice Bailey, The Externalisation of the Hierarchy, sayfa 1.
67- http://www.nytimes.com/1988/08/19/us/republicans-new-orleans-transcipt-bush-speech-accepting-nomination-for-president.html?pagewanted=4&pagewanted=all
68- http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monograph_reports/2005/MR1716.pdf
69- http://www.nytimes.com/2010/08/17/opinion/17dalrymple.html?pagewanted=all&_r=1
70- http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monographs/2007/RAND_MG574.pdf
71- http://www.sufimovement.org/index.php/branches/brotherhood-sisterhood/the-way-of-illumination
72- http://www.sufiorder.org/cgi-bin/center_list.cgi
73- http://www.sufiorder.org/silsila.html
74- South Asian Sufis: Devotion, Deviation, and Destiny, chapter 15. Link: http://books.google.com.tr/books/about/South_Asian_Sufis.html?id=3TvMecI060sC&redir_esc=y
75- http://www.heliofant.com/
76-  http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1131:2014-08-04-17-29-24&catid=67:austos-2014&Itemid=46
77- Ramtha, sf 97. Akaşa Yayınevi, 1990.
78- Mevlana, Fihi Ma Fih, 51. Bölüm.
79- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 440. Bölüm. Ötüken Yayınevi
80- İmam Rabbani, Mektubat,1. Cilt, 260. Mektup. Yeni Şafak Yayınevi
81- A.g.e.
82- A.g.e.
83- İmam Rabbani, Mektubat, 282. Mektup.
84- İmam Rabbani, Mektubat,1. Cilt, önsöz. Yeni Şafak Yayınevi
85- Ra Bilgileri, sf 80. Akaşa Yayınevi, 1994.
86- Ra Bilgileri, sf 155-156. Akaşa Yayınevi, 1994.
87- Ra Bilgileri, sf 150. Akaşa Yayınevi, 1994.
88- Mevlana, Fihi Ma Fih, sf 37. Remzi Kitabevi, İstanbul Matbaası, 1959.
89- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 345. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
90- Mevlana, Divan-ı Kebir’den Seçmeler, Hazırlayan: Şefik Can. 13. Bölüm. Ötüken Yayınevi.
91- Mevlana, Mesnevi, cilt 6, 2772. beyit. Timaş yayınevi, 2007.
92- Mevlana, Mesnevi, cilt 3, 2707. beyit. Milliği Eğitim Basımevi, ikinci basım, 1953.
93- Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, sf 55. 2012.
94- Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, sf 11. 2012.
95- Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, sf 16. 2012.
96- Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, sf 100. 2012.
97- Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, sf 79. 2012.

98- Ahmet Mahmut Ünlü, Noel Kutlama Tehlikesi,  sf 18-19. Basım tarihi 2013.




328 yorum:

  1. balıyorum okumaya hadi bakalım.ah be birader nerlerdeydin ya.anasını satıyım bütün gün içimde gizli bi sevinç vardı yeni yazı gelicek diye.sorunların var,hayat gailesi zart zurt tabi anlıyorum ama boşlama bizi bu kadar gözünü seviyim:)

    YanıtlaSil
  2. Bu gece okur bitiririm ellerine sağlık daşaklarına su serptiğim

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. olum adama işkence çektiriyorsun ben senin yazılarını okumaya başladığımda bitirmeden bırakamıyom amk bu kadar uzun yazıyı tek seferde nasıl okuyacam lan.

    YanıtlaSil
  5. Biraz daha bölüp yazsan da az beklesek... Günde kaç kere ziyaret ediyorum şu siteyi meraktan. yazılarını dergimizde yayınlamak istiyoruz izin verirsen..

    YanıtlaSil
  6. Kaynakçayı yazarken bir üstteki maddedekiyle aynı kitabı yazacaksan a.g.e. deyip sayfa numarası vermen yeterliydi lan. Kendini çok yoruyorsun.

    YanıtlaSil
  7. MARX EKSİK SÖYLEMİŞ, DİN DE AFYONDUR: http://yskiyak.blogspot.com.tr/2015/02/marx-eksik-soylemis-din-de-afyondur.html

    YanıtlaSil
  8. 4 saat sonunda yazı nihayet biter... Allah razı olsun Sikko ne diyeyim. Şu tasavvuf, benim kanayan yaralarımdan biri. İslam'ın içine öyle bir sızmış ki... Hayır insan kendine soruyor "lan acaba Allah'tan perdeli olan avam mıyım da ondan mı anlamıyorum" diye ama gerçekler ortada işte. (Aramızda mezhep/hadis konusunda fikir ayrılığı var ama yazının konusu o olmadığı için yorumun da konusu o değil. Bununla ilgili bir yazıda fikir alışverişi yaparız inşallah.) Hele son birkaç aydır, bu konuda kafayı yiyecektim ve dinimi kaybetme noktasına gelecektim. Allah yardım ediyor be sikko... Bilmiyorum, bu kadar kandırmacanın yüz yıllık yalanların ortasında Allah yardım etmese nasıl buluruz doğru yolu?

    YanıtlaSil
  9. Kitabını 2 gün önce bir yarışmanın ödülü olarak aldım dün bitirdim başka bir arkadasa verdim. her hafta bakıyorum yazdın mı diye az az yaz sık sık yazsan ne olur yani. seviyoruz seni 2. Kitap çıkarır mısın onu da sorayım da

    YanıtlaSil
  10. Rezerved buralar degerlenecek .. ehehe

    YanıtlaSil
  11. Abi anca bitirdim okumayı allah razı olsun valla çok teşekkürler çok çok adamın dibisin asdad:D Ama anlamadığım 13.yüzyılda mevlana ve işte onun gibileri bu islamiyetteki inancı saptıran inanç sistemini bilinçli olarak mı insanları yönlendirmek müslümanlığı bu duruma getirmek için mi yaptılar ki böyleyse arkasındakiler kim hangi destekçiler ? Yoksa bireysel olarak iradeleriyle kendilerine seçtikleri yol mu ? Bilinemez belki bu da kafama takıldı
    Eyvallah abi tekrardan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda uzman isim olarak gördüğüm Prof. Dr. Mikail Bayram'ı önerebilirim, çoğu kişi sevmese de Konya'da yaşaması Farsça gibi dili öğrenmesi, çoğu esere birinci elde ulaşması açısından değerli bir ilim adamıdır. Şu videosuyla meseleye başlayabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Dip3x88Gvbo

      Sil
  12. Hacı Kuran'da dört büyük melekten bahsediliyor.Bir daha bak istersen.Yazı çok güzel olmuş.Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. tabi ki 4 melekten bahsediyor ama biz o 4 melekleri "cebrail, mikail, israfil ve azrail" olarak biliyoruz ama kuran da bu şekil sadece cebrail ve mikail geçiyor. kuran'da bir tane israfil ve azrail lafı geçmez. ha bahsedilir ama"... melek" diye bahsedilir.

      Sil
  13. yazınızı, diğer yazılarınızın bir mütemmim cüz'ü olarak gördüm. çok derin ve eğitici bir yazı. ancak biraz da asla eleştirilmesine izin vermediğiniz ve samimi olarak inandığınız dini de aynı cesaret ve bağnazlık göstermeden incelemenizi rica ederim... sanırım tümünde olmasa da şu ana kadar yazdıklarınızın %90ında sizle hemfikirim... küfürleri biraz sınırlara çekseniz- beynelmilel kabûl göreceksiniz sevgili kaynatasız

    YanıtlaSil
  14. lan islama dünyada diğer herşeye baktığın gibi bi baksan dinden kurtulsan keşke.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. e madem insan ırkından bi bok olmaz diyosun neden insan ırkını köleleştirmeye çalışan insanlara karşı çıkıyosun. insan ırkı popüler kültür ile aşırı derecede kolay bir şekilde yönetilebilen acınası aşşağılık bir ırk. başarısız olmuş bu insan projesini bitirip başka bi projeye başlamamız lazım. insandan üstün bi canlı yaratmamız lazım. hitlerin yapmaya çalıştığı üstün ırk. bütün hayatı boyunca sex peşinde koşmayacak(çünkü herkesin güzel olduğu) nazi almanyası gibi insanların teknolojinin amına koyması nüfusun azaltılması insanlara yalan söylenmemesi insanları kendi kendini yönetmesi(nüfus aşırı derecede azaltılınca(aptal insanlar katledilerek) sadece üstün insanlar kalcak) ve üstün insanlar ütopyayı kurup mutlu mesup yaşayacak.) ama insan ırkı şu anki haliyle ütopya kuramaz. hitlerin bitiremediği işi bitirmemiz ve bakmamız lazım insan ırkından yola çıkılarak üstün bir ırk yapıbilirmiyiz. olmazsa insan ırkını yok edip sıfırdan başlarız amk.

      Sil
    2. he bu arada dinimiz elden gidiyo diye ağlayıp durmayın amk. dinlerinizi size verende biziz sizden alanda biziz. teknoloji istediğimiz seviyeye geldi. artık insan ırkına ihtiyacımız yok. otomasyon gelişiyo. yapaz zeka gelişiyo. köle olarak kullandık insan ırkını artık bu aptal ırktan kurtulma vakti geldi. hristiyanlığı yarattık kullandık şimdi sildik attık. hristiyanım diyen insan kalmadı amk. batıya baksanıza hristiyan yok amk. islama gelince. hala müslümanım diyenler var ama nerdeyse hiçbiri müslüman değil(olsa ne olurki amk bizim tarattığımız din zaten bize tapıyo mallar)

      Sil
    3. anıl isimli, dünyayı gizlice yöneten, kötü amaçlı bir mason, bir reptilian düşündüm de... lan belki de tüm bu dünyayı köleleştirme planları anıl, berke, batu gibi isimlere sahip bir konsey tarafından planlanıyordur.

      Sil
  15. Kötü. Tezlere karşı geliştirdiğin anti-tezler tamamen kısa, yüzeysel ve saf mantık baz alınarak oluşturulmuş düşüncenin ürünü. İslam bi mantık dini değildir. Mesela her 100 senenin başında bir müceddid gelecektir sözünü, islam her 100 senede bir güncellenecektir şeklinde yorumlaman, tamamen mizahı kullanarak, kendi teorilerinin alt yapısını güçlendirmek maksatlı "bunu bu şekilde eleştirirsem 'hahaha aynen lan' derler" saikiyle hareket ettiğini gösteriyor. Müceddid tabiri birebir somut bi şekilde uyarılmayan insanların mutlaka yozlaşacağını ve bu sıfatla gelen kişinin de insanları bu yozlaşmadan kurtararak tekrar islam kuralları (sabit-değişmemiş ve senin burda bahsettiğin isimlerin hiçbiri tarafından değiştirilmemiş) çerçevesinde örgütleyeceğini ifade eder. Hiç bir müceddit islama yeni kurallar koyma peşinde değildir ve ayrıca mahmut efendi de bir müceddit filan değildir. Gerçek mücedditlerin listesini google a 33 silsile-i saadat yazarak vikipediden bile bulabilirsin.
    Peygamber efendimiz 1400 sene evvel geldi ve bize kur-anı kerimi ve hadisi şeriflerini bıraktı. Biz sadece bu ikisinin bize bırakılmasıyla adam olmayız mantıklı düşün. Allah kitabını indirip kullarım okursa okur, okumazsa da cehennemim de yakarım onları diye düşünmez, burda da mantıklı düşün. Allah indirdiği kitabının öğretilmesini elbette bazı müstesna insanlara bırakacaktı(33 silsilei saadat). Tıpkı kitabını bir insan olan peygamber efendimiz aracılığıyla bize gönderdiği gibi.
    Yaratılmak tamamen bir mucizeyken, ölüm tamamen bi mucizeyken, peygambere kitap indirilmesi tamamen bi mucizeyken, insanların mucizevi-olağanüstü hiçbir şey olamaz şeklindeki önyargılarına senin de sahip olduğunu görüyoruz. Sanki bizi yaratan Allah ölene kadar bize hiç müdahale edemez gibi. olm bizi o yarattı, bize dinini, kitabını o öğretecek. Bunu da peygamber efendimizden sonra gönderdiği alimler (müceddidler) vasıtasıyla yapacak. Bunun nesi garip. Bunun nesi şirk.
    Sen gidip sahte şeyh düzeyindeki (uğur dündara yakalanma ihtimali olan) adamları baz alarak tasavvufu eleştiriyorsan (tıpkı batının ısıdı baz alarak islamı eleştirmesi gibi) bu senin sorunun. Lütfen yunus emre, mevlana ve özellikle de imamı rabbani gibi zatlara laf atmadan önce bi daha düşün.
    Ve son olarak da lütfen din hakkında az buçuk bilgisi olan, yönlendirilmeye müsait takipçilerini de zehirlemekten vazgeç. Ve, bu son dönemde özellikle emre dorman-caner taslaman ikilisinin temsilcisisi olduğu mezhepleri ret, hadisi şerifleri ret akımını insanlara empoze etmekten de vazgeç. insanları yanlış yönlendirme, hesap günü hesap veremezsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peygamber efendimiz 1400 sene evvel geldi ve bize kur-anı kerimi ve hadisi şeriflerini bıraktı. Biz sadece bu ikisinin bize bırakılmasıyla adam olmayız mantıklı düşün

      Bu nasıl cümle!? .. Şu Kuran' ı aklınızla okuyun artık !

      Sil
    2. anlamak istediğin gibi anlama. yazının tamamından kuranın peygamberimize allah tarafından indirildiğini ve islama dair en temel materyallerin kuran ve hadisler olduğunun savunucusu olduğumu çok rahat çıkarabilirsin. sen zeki çocuksun !

      Sil
    3. Aşık mısın sen!?
      Kendi kendini düşüncesizce ifşa etme..
      'Biz sadece bu ikisinin bize bırakılmasıyla adam olmayız mantıklı düşün'.. cümlesini vurgulamak istedim.
      benim zekam hakkında bir iddiam yok..seninki ile de işim yok..sadece yargılarını yıllardır dayandırdığın Kuran dışı alışkanlıklarınla örülmüş kimliğinle yapmazsan daha iyi olur diye öneride bulundum.
      Burada demagojik laflara gerek yok. Alimler Kuran' a uygun olduğu müddetçe aktarımları elbette uygulanırsa hayırlı olabilir. Ama vahdeti vücud merkezli düşünce tarzları Kuran ' da direk rededilir.A ALİMİ B ALİMİ DEĞİL MESELE. Mesele bazıları tarafından Kuran dışı aktarılan düşünce( ki bu sonradan o kişilerden habersiz eserlerinde değiştirilmiş de olması bir ihtimal) yani özetle mesele kişiler değil, düşünce.. Bu kadar örneğe rağmen direnebilyorsan bu senin tercihin.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    6. Kendi konuşman için kavrulup gidiyorsun ddd. Özet olarak diyorsunki Allah dini anlatmak için böyle alimlerle yardımcı olabilir, mucizeler çıkarabilir , iletişim kurabilir yani.
      E arkadaş madem Allah dini daha iyi anlatmak istiyorda neden bu alimlerin yazıları bukadar derin. Neden daha da çıkmaza sokuyor. Basit dillerle neden anlatmıyorlarda ben tanryım sen tanrısın evren tanrı cart curt gıbı konuşuyorlar. Neden bizim köşedeki pilavcı fikri amca anlamıyor bunları. Niye bukadar zora soksun Allah. Kaldiki senin dediğin gibi mucize yaratacaksa günümüzde indirsin direk bi meleğini herkes görsün mucize niye böyle alimlerle uğraşıyor ?
      Onuda geçtim '' kullar okursa okur okumassa cehennemimde yakarım'' bu nu nasıl düşenebiliyorsun sen ya ? Harbiden çok merak ediyorum ? Sen elbetki dünyaya geldiğinde boş beleş hayvanlar gibi yaşayıp ölmemeni akrınla idrak edebiliyorsun. Dinlerin olduğunu bir yaratanın olduğunu biliyorsun. Neden okuma yoluna gitmeyesin ? Senin mantığınla bakarsak isterse şimdi 2015 yılında yeni bi din kıtabı düşsün gökten onuda okumayan okumaz yine. Ne bu karikatür dergisi falan mı arkadaş ?
      Hadisi şerifleri ret demişşin ben Sikkonun buna benzer bir cümlesine denk gelmedim söylediği verdiği mesaj hep aynı aslında: hepimiz birer insanız ve herkesin dediğini direk kabul etmeyin.
      Meshepleri rete gelince, bunda zararlı ne olabilir ki ? Müslüman olmak ve ben müslümanım demek yetmiyor da birde meshep sahibimi olmamız gerekecek ? Kime göre neye göre arkadaş ?
      Ben çok şükür akıl sahibi insanım. Okurum anladığım neyse uygularım gerisi bana fıs. Sonuçta bu vize sınavlarına hazırlık değilki ondan bundan yardım alasın ders alasın önemli olan herşeyden önce senin içindeki niyettir bukadar basit.

      Bir insanı kendinizinden üstün görecekseniz alimmiş gibi görecekseniz gidin bilim insanlarını görün adamlar bu uğurda canını bile veriyor ve bunu sadece insanlığa yararlı bir şey elde etmek için yapıyorlar. Boş beleş insanları alim gibi gösterip sonra birde bunları yücelterek ''bak laf atma yanarsın'' gibi ithamlar da bulunmak yine o alim dediğiniz insanların yaptıkları şeylerle aynı oluyor. Haydi eyvallah

      Sil
    7. ddd,

      İslam akıl dinidir. Sen ne dersen de bu konuda Amiri’sinden, Kindi'sine, İbn Rüşt’ünden, Sina’sına, bugün şu müslüman alimdi diye gurur duyarak ismini zikrettiğin herkes hemfikirdir.

      Kaldı ki onların söyleyip söylememeleri de önemli değil. Kuran bizzat kendisini akıl sahiplerini idrak edeceğine yönelik akıl sahiplerine gönderme yapar:

      Bakara 171 O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer.
      Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemezler onlar.

      Enfal 22 Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.

      Yunus 100 Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

      Bakara 197 ... Hiç kuşkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden sakının!

      Maide 100 De ki: "Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz."

      Daha yüzlerce aklın önemine vurguda bulunan ayet içeren bir Kitap’ın dini için, “Mantık dini değildir” demek trajikomiktir.
      Mantık önermelerin çelişmemesi ile alakadır. Kur’an’da kendisi içinde çelişki olmadığı defalarca vurgulanır. Bu durumda İslam mantık dini değildir demek, Allah’a yalan söylediği iftirasını atmaktır.

      Bunu iftira atma amacıyla değil de, bilgi eksikliğinden ötürü yaptığını ve kendini düzelteceğini umuyorum.

      “Akıl dışı” (mantıksız) farklı “akılüstü” farklıdır.

      Akıldışı mantıksız demektir. Akılüstü ise aklın ötesinde demektir. Mesela Allah’a inanmak, ahirete inanmak akıldışı, mantıksız değildir. İnancımızı gözleme dayandırıyor, kozmolojik, teleolojik vs argümanları ama bilinçli ama bilinç dışımızda algılıyor ve Allah var diyoruz. Burada sezgisel olduğunu düşündüğümüz şeyler bile aslında evren ve yaşam hakkında yaptığımız değerlendirmedir.

      Mesela sen "yaratılmak bir mucizeyken, ölüm bir mucizeyken" demişsin, tüm bunları düşünerek ve mantık süzgecinden geçirerek değerlendirmiş ve Allah’ın olduğu sonucuna varmışsın mantığınla. Akılüstü ise bambaşka birşeydir, mesela melekler bize gelmez, gözümüzle görmeyiz ama inanırız. İnanmamızın sebebi de yine mantıklı olduğu için inandığımız güvendiğimiz Kitabın bize bunu söylemesidir. Melekler akıl üstüdür ama akıldışı- mantıksız değildir. Akıl-mantık vahyi algılamadaki enstürmandır, araçtır. İslam mantık dini değildir demek ise aldanmaların en büyüklerindendir malesef. Çünkü “kendi içinde çelişki olmadığını” söyleyen bir kutsal kitap herşeyden önce mantıksızlığa- çelişkiye savaş açmış demektir.

      Bu fikrini yeniden gözden geçirmeni ve sorgulamanı umarım.

      Mucize denilen şey kelime anlamıyla aciz bırakan demektir. Bu bağlamda sokakta bir sürü salgın hastalık boy gösterirken, trafikte deliler direksiyon sallarken, her taraf yıkık dökük inşaaat alanlarıyla doluyken, bazen biz adım attıktan 1 saniye sonra önünden geçtiğimiz apartmanın balkonlarından birinden saksı düşerken ve bunların hepsini “tesadüf” olarak adlandırmak haliyle saçmalıkken, haklısın yaşam da ölüm de bir mucizedir. Yani evrene müdahale eden Allah, dilediğince, yaşatır ve öldürür.

      Benzer şekilde Allah isterse seçtiği birisine denizi ikiye de yardırtabilir (Hz. Musa), yahut savaşta melekleriyle de destekleyebilir (Hz. Muhammed)... Denizin yarılması ve savaşta meleklerle desteklenmek akılüstüdür. Ama akıldışı mantıksız değildir.

      Çünkü Allah “herşeye kudreti yeten varlık” bilerek kendisine kulluk ettiğimizdir. Yani herşeye kudreti yeten bir varlığın rutini bozan mucizeler vuku buldurması da saçma-mantıksız değildir.

      Bu bağlamda evet Allah “istese” 100 yılda bir dini update eder mi? Eder...
      Allah “istese” heykeli canlandırıp böğürtebilir mi? Evet
      Allah “istese” Mahmut efendiye, yahut x kişiye keramet verir mi? Evet

      Ama yapar mı? Yaparsa neden yapar? vs gibi soruların cevabını Kuran’dan alıyoruz.

      Kuran’a göre mucizeler sadece iman ettirmek değil, aynı zamanda sınama amaçlı da vuku buldurtuluyor Rabbimiz tarafından.



      Sil
    8. Yani ne ben, ne de Sikkofield, bu yazıda adı geçen şahıslar sıradışı bir takım kerametler göstermemişlerdir, şaklabandırlar gibi bir iddiada bulunmuyoruz farkındaysan.
      Ama Maide Suresi’nde havarilerin gökten sofra inmesi taleplerinin sınama/ imtihan ile olan bağlantısını, yahut İsrailoğullarının Hz. Musa Tur’a gidince kerameti olan bir buzağı heykeline taptıklarının yine sınama ile ilgili olduğunu gözününde bulundurursan, keramet/ sıradışı hal ve tavırlar gösteren bir insana veya olaya körü körüne inanmanın ALLAH tarafından YASAKLANDIĞINI da anlayabilirsin, rahatlıkla.

      Peki körü körüne inanmamak da nedir? Nasıl olacak bu dersen bunun cevabı çok basit.

      NASIL Kİ GÖZLERİNİN ÖNÜNDE BÖĞÜREN HEYKELİN YANİ MUCİZE SERGİLEYEN HEYKELİN GAZINA GELİP İSRAİLOĞULLARI’NIN İÇİNDEN BİR GRUP BÖĞÜREN BUZAĞI HEYKELİ İÇİN BU BİZİM RABBİMİZDİR DİYOR SAMİRİ’YE UYUP.

      İşte bunu yapmayacaksın. Yani mucize gösteren birisinin MESAJININ ne olduğunu merkeze koyacaksın. Allah seni bu mucize yoluyla imtihana çekiyor da olabilir. Bunu unutma.

      MAHMUT efendi ya da Ahmet efendi ne mucize gösteriyor olursa olsun, isterse uçsun, isterse dağları delsin, eğer ŞİRKİ YASAKLAYAN VE SAVAŞ AÇAN KİTABA rağmen, "Ben yokum, sadece Allah var" yani "Ben Allahım" diyor ise yahut ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm diyorsa, burada Allah'ın onu ve ona inanan/ peşinden gidenleri sınadığı bir durum vardır.

      Sil
    9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    10. Kardeş,
      Sen de niçin SİKKO ile tamamen aynı niki aldın?
      Okuyanların kafası karışacak.
      Bu düşüncesizce bir davranış olmuş...
      Telafi et ve durumu düzelt lütfen.
      Selam

      Sil
    11. Aslında isim soyisim olarak yazdım da burada böyle çıkacağını düşünmemiştim. Düzelttim şimdi ama buradaki yorumda duzelmemis o yüzden silip yeniden ekliyorum şimdi

      Sil
    12. Benim bildiğim de şöyle: Allah bugüne kadar insanlık tarihi boyunca insanlara dinini öğreten birini göndermiştir, bunu efendimize kadar peygamberler aracılığı ile yapmıştır. Efendimiz sonrası da bunu alimler muceddidler aracılığı ile yapar. Allah insanı başı boş bırakmaz, dinini öğretmek için bir alım gönderir.

      Sil
  16. çok ciddi ve neredeyse hiç konuşulmayan iddialar bunlar. gayet güzel, ufuk açıcı bir yazı olmuş maykıl. yazdıklarının çoğunu mantıklı buluyorum. sonuç olarak akademik bir makale yazmıyorsun ama kendi üslup ve tarzında gayet bilgi verici ve tutarlı olmuş. gel gelelim sana da ufak bir tavsiyem var. farkındalığını, sorgulaycılığını, soru sorma konusundaki cesaretini dini sorgulamada da göstermeni diliyorum. kurandan ayet cımbızlayıp dini eleştiride bulunanlara kulak asmandan bahsetmiyorum.(gerçi sen de işine geldiği durumlar aynı şekilde cımbızlıyorsun, üzgünüm) dine ve tanrı fikrine dair her eleştiri üzerine cesurca düşünmeni bekliyorum. dini kaynak olarak gördüğün kitabı kutsal mana aramadan, adamın teki kendi çıkarları için halkı sikmiş mantığıyla oku bir de. bir an için haksız olduğunu düşün.bir ateist gibi düşün. acımadan eleştir inancını cesur ol. hayatının merkezine dini öyle bir koymuşsun ki senin için zor biliyorum. ama bir şeyin içindeyken onun ne kadar saçma ne kadar boş olduğunu fark etmek çok güç. dışarıdan bakmak gerekiyor. bunu başarabileceğine inanıyorum.

    YanıtlaSil
  17. Aracılık kabul edilir bir şey değil saptamaların yerinde sikko. Aslında İslam dininde hadis kültürü alan insanların bile tasavvufu savunması akıl alır gibi değil. Mesela çeşitli hadislerde peygamberimiz bid'ât-ı ve bid'ât ehli insanları yermiştir. Yani peygamberimizin yaşadığı dönemden sonra islâm'a yeni birşey eklenmesi yasaklanmıştır bunuda ehl-i sünnet icmasını savunan insanların uygulamaması kendi içlerinde çok büyük bir çelişki meydana çıkarıyor. Bu adamlar bunları göremeyecek kadar tasavvufa saplanmış durumdalar.

    YanıtlaSil
  18. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  19. Sikko; taşaklarını serin tut, terli terli su içme ki daha başka yazıların da olsun, bekliyoruz...

    YanıtlaSil
  20. yarın devam edicemi sikko adamsın! https://www.youtube.com/watch?v=7QmrpjQkFYY kenarda açık olsun okurken iyi oluyi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D lan bende okurken mercan dede dinledim payghauhauhaubahdbjnskfm

      Sil
  21. 4 (hatta 5 olmuş) saattir okuyorum. on numara beş yıldız olmuş.
    Bunu kesinlikle kitap olarak basmalısın; mutlaka...

    YanıtlaSil
  22. İki yazını da sonuna kadar okudum. Tasavvufun bir sapkınlık olduğunu İslam ile uzaktan yakından alakası olmadığını biliyordum ve sanırım da geçen aydı bir yazı yayınlamıştım konuyla ilgili olarak ancak üşengeçliğimden Celaleddin Rumi'ye ve Yunus Emreye detaylı olarak inememiştim. Bunu gerçekleştirmiş olman önemli, arşivlik bir yazı olmuş, kendi adıma ve yazıyı okutacağım bir kaç kişi adına teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  23. Allah senden razı olsun.

    YanıtlaSil
  24. Amına koydumunu çocuğu diyeceğim ama sana küfür etmeye bile değmez. İki meal okuyup kendini alim sanan ama bir bak bilmeyen birisin. Ne tasavvuftan haberin var ne islamdan. Ne hadis usulü bilirsin ne fıkıh ne kelam. Ama kalkar mevlanaya laf edersin. Birde kalkıp imanım artıyor diyorsun. O gazdır. Bağırsakları kontrol ettir. Bazen birikince rahatsız eder. sonra böyle oortalığa sıçıp sıvama. Yada yanına iki hatun al maşallah dedirt. Sen Kafana göre bir İslam Düşüncesi şekillendirip orada mutlu mesut yaşıyorsun. Kalbim temiz müslümanı. Ne oldu aceyi şişesiyle mi aldın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://i.imgur.com/CjiPYdN.jpg

      Sil
    2. Amına koduğumunun çocuğu diyorum direk. Sayın amına çaktığım sen ne bilerek bunları yazıyorsun ? Sen hangi kitapta kelam fıkıh hadis bilmeden Celaleddine ( Bundan sonra böyle ) laf atılamayacağını savunuyorsun. Sikko konuşmuş delillerini sunmuş bence sayın amına koduğum bunları anlayabilmen için senin biraz aklını kullanman lazım.

      Sil
    3. Dediğin nitelikte adamların olduğu ilmi bir toplantı/video: https://www.youtube.com/watch?v=z59902DaGug

      Şimdi bu videodaki adamlar, kendi alanında uzman fıkıh, hadis vs. bunlara ne mazeret üreteceksin? o kadar delili kabul etmediğine göre, şimdi buna da kılıf uydurmaya kalkarsın.

      Sil
    4. Peygamberin kendisi sozlerinin kayda gecirilmesini yasaklamisken, 200 sene sonra rivayet usulu ile dine ilave edilmesini mantigin aliyorsa yolun acik olsun.

      Benim tek referansim Kuran'dir. Hayatinda bir kere bile kuran'i anlamaya calismamis senin gibiler gelip baskalarinin sozlerini savunuyor ya. Sen hocalarinin sozlerine inanmaya devam et, ama bi dakka da asagidaki ayeti oku bakalim

      Bakara 170

      "Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!..."

      Sil
  25. Lan Tuğçe Işınsu'yu niye koymadın. Gözüm onu aradı amına koyim. Teşekkürler lan yine de Sikko, yine kaynatmışsın ortalığı. Am bitine baksana, "sen anlamamışsın mevlanayı, ne tasavvuftan haberin var höeööhööyöyöö" diyor lan ahahahha, yazıyı okumamış daha amk. Ve bu mallar, daha Mevlanan denen ibnenin, İmam Rabbani denen gavadın da kitaplarını okumamıştır, burada ahkam kesiyo amk.

    YanıtlaSil
  26. (İsim benzerliği olmuş eheh sikko değilim) hesabı sırf buraya yazmak, sana ulaşmak için açtım zira cevremin bu yazıyı okuduğumu bile bilmesini istemiyorum şuan. Sana bir şeyler anlatmam, senden bir şeyler dinlemem lazım olm benim. Bana bir mail adresi bir şey ver ya da yorguntasavvufcu@gmail.com a mail at (senin sen olduğunu nasıl bilcem?) yada fb adresimi vereyim bir şey yapalım lütfen gözünü seveyim fena durumdayım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog bilgilerine tıklayınca sikko'nun hotmail hesabı çıkıyor dondusabri@hotmail.com diye. Ama kullaniyor mu bilmiyorum günümüzde hotmail kalmadi sonuçta. Ben de mail attim sanirim aynı konudan muzdaribiz. Daha cevap vermedi. Umarım ulasirsin ona ve inşAllah Allah gönlünü toparlar :)

      Sil
    2. Teşekkürler. ben o adrese bir zamanlar mail atmıştım ve dönmemişti ya başka bir konuyla ilgiliydi gerçi ama. Amin Allah razı olsun dua ediyorum uzun zamandır ve şu yazıdan sonra iyice dağıldım

      Sil
  27. Yazı on numara olmuş hacı. Ellerine kollarına emeğine sağlık. Ben bu bahsettiğin tiplerle çok fazla mücadele ettim bu konularda ama sonuç alamadım bu adamlar Allâh ın kitabına güvenmiyor lar çünkü adamlara ayet okuyon kabul etmiyo ama bi hadis veya şu hoca dedi desen hemen kabul ediyo. Bunlara laf anlatmak gerçekten çok zor. Konuyla ilgili bi kaç kitap öneriyim belki okumuşsundur okumadıysanız okumanda fayda var, Celaleddin Vatandaşın - vahiyden kültüre - tevhid ve toplum - tevhid ve değişim, saadettin merdin islamın pavlusları, hadis siyer konusunda mustafa islamoğlu 3 Muhammed ve Celaleddin Vatandaşın hz. Muhammed in hayatı kitapları. Bu kitaplar sadece bilgi olarak değil ufuk açıcı olarak da çok önemli kitaplar lütfen oku. Tabii kuran okumayı hiçbir zaman bırakma. Birde yazılarını başka kişiler duyurmayı çok istiyorum ama küfürlü olduğu için maalesef bahsedemiyorum lütfen buna da bi çözüm bul :) . Selametle

    YanıtlaSil
  28. adam tasavvufun maskesini düşürmüş hacı

    YanıtlaSil
  29. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  30. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  31. Tasavvuf islamda bilimin gelişmesini engellemiş ne demektir ulen? İbni sina,kindi,farabi,hayyam üzerine sayılacak onlarca isim bu isimlerin tasavvufla ilişkisini görüş olarak farklılıklarıda olsa anlatmaya dil yeter mi? Her ne kadar seversin sevmezsin islamın en güçlü dönemlerinden birini yaşadığı osmanlı devletinin tasavvufla ilişkisini bir araştırın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hacı vallaha bana da çok ağır darbe vurdu bu yazı ama sana şunu söylemem lazım : İbni Sina'yı çoğu dinden çıkartır , farabi Allah'ı da (haşa) yaratılmışlardan kabul eder , kindi islama ilk felsefeye sokanlardandır , ömer hayyam tasavvufla alakasızdır . hepsinin ortak noktası temele akılı ve bilimi koymalarıdır . Bilmiyorum , sikkonun dedikleri gerçekten korkunç . ben tasavvufla içli dışlı bir insanın ama sanırsam sorgulamak bana düşen.

      Sil
    2. İslami filozofların çoğu, dinden çıkarılmış zaten ben de onu diyorum. bunun tasavvuftan çok radikal islam ile ilgisi var

      Sil
  32. Michael ve tüm okurlara;
    Bu romalı celaleddin ile ilgili Mikail Bayram'ın bir çalışması var. Hani yazı da bir paragrafta cengiz'den bahsediliyor ya, işte bu cengiz denen katilin moğol ordusu'nun sözde hoşgörü timsali romalı celaleddin ile olan ilişkisini, nasıl işbirliği halinde olduğunu, anadolu'nun müslüman halkına karşı katliamı nasıl desteklediğini ve karşısında kimi bulduğunu Mikail Bayram'dan muhakkak zaman ayırın ve dinleyin, puzzle'ın eksik bir parçasını daha tamamlayacaksınız. Youtube linki; https://www.youtube.com/watch?v=z59902DaGug

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Video'yu 17. saniyesinden itibaren izlerseniz siz de göreceksiniz, öğretmenin sınıfa okuduğu ve çocukların da yüksek sesle tekrar ettiği kelimeler şunlardır: "kite, hit, steel, plane, must"
      Yani Türkçesiyle "uçurtma, vurmak, çelik, uçak, -meli"
      Eğer bu kelimelerle anlamlı bir cümle kurmak isterseniz şu cümleyi elde edersiniz: "Kite plane must hit steel"
      Yani: "İnsansız uçak, çeliğe vurmalı"

      şeklinde bir iddia var yazıda ancak bu iddiaya karşı çıkan şöyle bir resim;
      http://s336.photobucket.com/user/phantomjack/media/bush.jpg.html

      ve şöyle bir konu açılmış;
      http://www.abovetopsecret.com/forum/thread781209/pg7

      Sil
  33. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. niye inandın körü körüne. her şeyi sevin gibi sapıkça bir ideolojiyi anlatan birine nasıl böyle teslim olacak kadar sempati duydun be kardeşim. yapman gereken şey tekrar çocukluğuna dönüp kendini resetlemek tabiki bu büyük zamanlar alabilir ama kendini tekrar keşfetmekten başka çaren yok. ve yapacağın ikinci şeyde öyle şarlatanlara karşı elinden geldiğince herkesi bilinçlendirmek en azından çevreni. evet bunun mücadelesini verirken bile kendini topluyor olacaksın ve kendini yeniden bulacaksın çünkü doğru bildiğin şeyi yapıyorsun vicdanının peşinden gidiyorsun ve bu sana güç veriyor.

      Sil
    4. o müsveddeyide şikayet et bence tecavüz kadar ağır bir suçtur insanların zihinleri üzerinde yıkıcı tesirler yaratacak ideolojiler yüklemek daha açık ifadeyle beyin yıkamaktır bu. yarattığı tahribata göre bu bir insanı öldürmek etkisindedir aynı zamanda. yani bir kişinin psikolog unvanıyla sapıkça bir ideolojiyi bir insanın zihnine zorla yerleştirmesi, o insanın beynini yıkaması büyük bir suçtur. bence son olarak tüm gücünü topla kendine gel ve bu gerizekalının sana yaptığı şeyleri belgele ve hukuk yoluyla bu mücadeleyi kazan ve o gerizekalının alanı olmayan bu mesleği kendi sapık ideolojisine güç katma ve gelir kaynağı olarak kullanma imkanını elinden al. yüklü bir tazminat ödeteceksin yani bu hapis olur para olur her şekilde olur. yeterli belgeyi sunarsan davanı kazanırsın. saglık durumunun iyi olmadıgını depresyonda oldugunu hayatının uçuruma sürüklendiğini okul durumunun olabilecek en kötü duruma gelmesini herşeyi. bunlarda bellgedir. yapılması gereken budur. bunları yaptıktan sonra kendini çok güçlü hissedeceksin ve kendini toparlayacaksın orjinal benliğin ve karakterin yerine gelecek ben buna adım gibi eminim bir varsayım değil bu. senin durumunda çok insan tanıyorum.

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    6. bünyene yabancı olduğunu aslında kendinde bildiğin şeyi bünyenden at son olarak bunu söylüyorum.

      Sil
    7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    8. ben o kadına inanmazdım çünkü nasıl söyleyeyim ben biraz psikopatım.
      daha 17-18 yaşlarındayken 100 lerce kitap okumuşlugum ve insanların psikolojisi üzerinde ciddi incelemeler yapmışlığım vardı.
      daha o yaşlarda psikoloji alanında uzman olmak gibi düşüncelerim vardı aklımda ama şuan yazılımcılık yapıyorum.
      fakat insan psikolojisini iyi bilirim. hitap şekillerini, duygularının yönlendirilme şekillerini, iletişim tarz ve modelleri,
      iletişim ve tavırdaki sahte olan ve bir amaca bağlı olduğu sezilen belirtileri yakalayabilme gibi şeylerle uğraşırdım hep.
      psikolojiye dair her şeyle... ve en önemlisi insanları çok kurcalarım genelde onlara fark ettirmeden, dinlediğim sözün neyin kastetitiğinden ziyade, sözün söylenme şeklini,
      kişinin neye ulaşmaya çalıştığını vs. bunları incelerim. cümlenin dışına cıkıp kişinin beyninin içinde dolaşırım hep.
      yani etkilenmekten çok farkında olmadan etkileyip kendi fikir ve mantıksal çözümlemelerimi, onu benim bir öz hayat görüşüm ve ideolojim olduğu hissiyatını yaratacak kadar (halbuki ideolojiyle alakası yok) kadar farkında olmadan sarsıp, spiritualizm inancından ve uyduruklarından soğutabilirdim (bilinçsiz olarak).

      bilip emin olduğu, kendini inandırdığı (bu kitap vasıtasıyla olur, bir usta, bir medyum vasıtasıyla olur) şeyler hakkında ciddi şüphelere
      sokacak sarsıcı analizlerimin etkisinde kalıp belki farkettirmeden gizli bir bunalıma girip bana
      yardım edemeyeceğini falan söyleyebilir, farklı bir yolla beni kibarca reddedebilirdi. kendi inancından daha fazla soğumamak adına benden uzaklaşabilirdi vs..

      bu şekilde bildiklerimi ve hayattan gözlemlediklerimi çok şahsi olmayan, genellikle fikir düzleminde olan problemlerimi insanlarla paylaşırken
      biraz onların üstünü örttükleri ve kaçtıkları gerçeklerle yüzleştiriyorum farkında olmadan.
      o gerçekleri çok açık ve sarsıcı şekilde duyup görünce kendi ideolojilerinden vazgeçer hale geliyorlar.

      tarikat tasavvuf cemaat vs konularında tartıştığım bir çok arkadaşlarımda böyle olmuştu mesela.
      bu benim olayım değil sadece fazla şey bilmenin ve mantığı etkin kullanmanın karşıda yarattığı bir durum ve
      yüzleşmeyi gerektirecek derecede varlığını hissettiren ama bastırılmış, her insanda kördüğüm şeklinde bulunan problemlerin
      pratik ve güçlü bir metotla çözümlenişinin sarsıcı etkisi bu.

      farkettim ki sikkofield'da bunu çok iyi yapıyor.
      işte bu bende aslında küçük yaştan beridir süregelen bir şüphe hastalığı, teoloji, insan psilkoljsi, bilim felsefe vs.
      konularında sürekli bir merak duymamı ve araştırmalar yapmamı sağlayan şeydi..

      büyük ihtimal kendimi kaptırmazdım ahmete mehmete veya ayşeye kim olursa olsun öyle söyleyeyim.

      ne kadar hayatta bunalımlı dönemlerim, amaç arayışlarım kendimi güçsüz hissettiğim anlar gibi her insanda olan boşluğa düşmüşlükler olsa da sonunda tutunduğum dal hep kendi zihin fırtınalarım sonucundaki keşiflerim olmuştur.
      evin içinde saltolar atar kafamdaki tüm düşünceleri çözüme ulaştırırdım. bunlar insan psikolojisi, insanın zihinsel yapısı toplumun rolmodelleri vs. konularında kafa yorduğum kısmı.

      diğer araştırma ve analize dayalı konularda mesela din konusunda hep kitapları, toplumdaki yerleşik kültürü, inanç modellerini ve Kuran'ı kıyaslama yoluna giderdim.
      bu yazıya da sanırım aynı konularda uğraştığımız için denk geldim.

      birçokları hep birilerinin kendisine yardım etme umudunu taşıdıkları için ideolojilere insanlara vs tamamen teslim ediyorlar kendilerini.
      ben böyle etkileyici bir insana kolayca kapılacak bir teslimiyet yatkınlığına sahip değilim psikopat derecesinde şüphe doluyum ve mantığımı çok fazla kullanıyorum
      ve zaten onun için yaptığım işte yazılımcılık sanırım ve daha başka bir işi de yapazmışım gibi geliyor.

      tabi ki de her şeyden ötesi insanın başına ne geleceğini en iyi Allah'ın bildiği gerçeği...

      bu arada hukuki işlemler için sağlık raporu, varsa email yazışmalarınız, sms leriniz tüm interaktif kayıtları belgeleyerek ve bu konularda tecrübeli bir avukat bularak işe başlayabilirsin. avukat zaten gerekli olan diğer tüm unsurları sana söyleyecektir.

      Sil
  34. Sikko eline sağlık, kaç zamandır diyordun bu tasavvuf ile illimunati bağına değineceğim diye, 300 sayfayla gelmişsin eline koluna sağlık. Bendende http://kimkurdu.com/masonlugu-kim-kurdu/ atmığı herkese gelsin. Meraklısı muhakkak okumalı.

    YanıtlaSil
  35. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. PK'in bu konuyla ne alakası var? Dinlerin saçma taraflarını anlatan güzel bir film işte...Dinlerin derken tahrif edilmiş haliyle dinleri kast ettim. Filmin Allah kelamı olana herhangi bir eleştirisi yok zaten. Bu bağlamda getirdiği eleştiriler gayet yerinde olan bir film PK.

      Selamlar

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Yok hiddetli bir çıkış yapmadım. Yazıda öyle bir yansıması olmuş demek ki:)

      Selamlar

      Sil
  36. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  37. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuranı neden bu safsatalardan ayrı görüyoruz, gerçekten samimi bir soru. Çünkü Kuran tek bir ilaha kul olmaya çağırıyor, Bütün diğer otoriteleri reddediyor. Ve en önemlisi 3 tane cumayı bile peşpeşe kılınca cenneti garanti hisseden, Alim'den, Veli'den geçilmeyen bir dini getiren adam :

      De ki, 'Ben, sadece sizin gibi bir insanım. Bana, sizin tanrınızın bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin. Vay ortak koşanlara!' (Fusssilet 6)

      De ki 'Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.' (Ahkaf 9)

      bunları bizzat kendi ağzıyla söylüyor. Hatta böyle bir insan olması şöyle eleştiriliyor :

      Ve dediler, 'Nasıl olur da bu elçi yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek inseydi ya!' (Furkan-7)

      Tıpkı aynı zihniyetin şimdi istediği gibi.

      Allahın sevmesi beğenmemesi tabiki vardır, Zira kendisi sınav yapıyor, Kuranı kabul etmeden de baksan, Sınav varsa, başarılı olanı seversin tabiki. Kurandaki ifadeler için şunu diyebilirim, Bu kitap senin benim için yazıldı, Anladığımız dilden anlatacaktı tabiki.

      Allahın hükmünde değişiklik yoktur, İçki konusunda hristiyanlığı araştırdım ama tabiki herhangi bir veriye ulaşamıyorsun, Onlar da farklı değil. Uydurma çok fazla,Yahudilerde de haram olduğuna göre, sanki Hristiyanlıkta bir bozunma var gibi, İncilden bakmak lazım. Ama bazı çevresel konularda hükümler değişebilmiş, Mesela hayvan haramları konusunda. Yanlış kabullenim yaptığın için soruna cevap veremiyorum.

      Ahiret inancı sadece semavi dinlerde yokki, Yaratıldığını anlayan her birey, ahiret gibi bir yerin olacağını biliyor zaten.

      Korku :) Korkmak isteyene korku çok ama ben bunları görmüyorum bile, istersen birde şu ayetlere bakalım.

      İnananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer dinlerden her kim: Allah'a ve ahirete inanır ve erdemli bir hayat sürdürürse, onların ödülleri Rab'leri katındadır. Onlar için korku ve üzüntü yoktur. (Bakara 62)

      İnananlar, Yahudiler, diğer dinlerden olanlar ve Hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe inanır ve erdemli bir yaşam sürerse onlar için bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler de...(Maide 69)

      Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir. ( NİSA / 48 )

      Şöyle ayetler varken, Korku propagandasından bahsedilemez, İnkarda ısrarcılar için, Allahın ayetlerini yalanlayanlar için -ki bu cümle Kurana inanıp inanmama noktasında değil, tabiki bir ceza olacaktır bundan daha doğal ne olabilir.

      Samimiyetle cevap vermeye çalıştım, Selamlar.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Aradaki tartışmaya girmek için değil, bazı bilgi eksikliklerini düzeltmek için yazmak durumundayım. Mesela Cenabı Hakkın dini tanımlaması şöyledir:

      “Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)

      Kısacası din fıtrattır, fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür. Bunun için doğadan örneklerle, mesela o dönemde Arşın manası taht ise, Cenabı Allah'ta onun üzerinden örnek vermesi kadar doğal fıtri bir şey yoktur. Ki Kur'ân bu konuda şunu söyler:

      “Biz, her elçiyi kendi halkının dili ile gönderdik ki, onlara açık açık anlatsın. Bundan sonra Allah sapıklığa çalışanı sapık sayar, hidayete çalışanı da yoluna kabul eder. Güçlü olan o, doğru karar veren odur.” (İbrahim, 14/4)

      Ayrıca şunu da:

      Eğer biz onu yabancı bir dilde Kur'ân yapsaydık , onlar kesinlikle, “Bu kitabın ayetlerinin genişçe açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dil, öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, iman edenler için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kâfirlerin(bildiği halde görmezden gelen tanımamazlık edenlerin) kulaklarında ağırlık vardır ve Kur'ân onlara göre körlüktür; sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar da duymuyorlar. (Fussilet 41/44)

      Bu durumda, Allah'ın eli, arşı vb. kavramların eleştirisi yapılması için Kur'ân'ın mantıken bugün inmesi gerekliydi gibi bir argüman sunulabilir, fakat buna gerek olmadığını açıkça ayetlerden görebiliyoruz...

      ''Allah'ın hükmünde değişiklik yoktur demişsin ancak Kur'an'a göre neshetmek (yani önceki ayetleri geçersiz kılma, dolayısıyla önceki kuralları, gerçekleri değiştirmek) vardır. (Bakara 106, Al-i İmran 50)''

      Allah'ın hükmünde şu vardır : ilki indirdiği ayetlerdir ki bunlar Kur'ân, İncil, Tevrat, Zebur vd. (En'am 83-90 arasında 18 tane nebiye kitap verildiği beyan edilir.) Bunlar kıyamete kadar geçerli ifadeleri belirtir. Buradaki farklılık şeriatın kendisindedir. İşte hüküm burada değişebilir fakat değiştirilme sebebi Bakara 106'ya göre şöyledir:

      Biz bir ayeti değiştirir veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye ölçü koymuştur.(Bakara 2/106)

      Hüküm aynı olduğu gibi yani dengi getirilir veya daha hayırlısı olanı ortaya konur. Misal Tevrat- İncil'de recm hükmü, Kur'ân'la celdeye dönüşmüştür. Bu, ondan daha hayırlı bir cezadır. Burada zinanın -haram- olduğu gibi bir gerçek asla değişmemiştir. Veya Zinanın cezasız olmadığı söylenmemiştir sadece suça mukabele edilecek yaptırım değişmiştir. Al-i İmran 3/50 ile konunun ilişkisini anlamadım, İsrail oğulları bu yasakları Cumartesi yasağı dediğimiz olay sonucunda elde etmişlerdir. Yani bu kadar nimetten sonra fasıklığı tercih etmeleri sebebiyle oluşmuştur. Akabinde son nebide bunlar üzerindeki ağırlığı kaldırıp, bir takım kolaylıkları kendilerine tebliğ etmiştir. (Bkz: Araf 7/157)

      Sil
    4. Selamlar, Bende senin samimiyetine güveniyorum ve ayrıca ince bir nüansta konuştuğumdan (yani ben herşeyi bilirim edasında olmadığımdan) Kuran Bilgimi böyle görmüş olabilirsin saygı duyarım. Kuranın mecazi anlatıma çok önem verir.

      Bu yüzden ilk iddaandan başlayayım, burada en önemsediğim, Arşa oturmak, Taha-5te geçer, çok basit bir çeviri mantığıyla bu “oturmak” fiili artık yoktur. Hükmetmek anlamıda vardır oradaki fiilin. Diğerlerini mecazi anlamda çok rahat algılıyabiliyoruz, dilimizde bile çok kullandığımız deyimler bunlar.


      2- Nesh-Mansuh Kuranda yoktur, ki vardır demek zaten Kuran çelişkilidir demektir. İstersen bu ayetleri dikkatli incele , Sonra nesih mansuh vardır denilen ayetleri incele, ki merak duyarsan birçok kaynak bulabilirsin. Bize yalan söylediler kardeşim, Michael’ın yazdığı da bu, Herşeyi reddetmeseydim bu kadar öğrenemezdim, çünkü çarpıtmadıkları bir şey kalmamış ki. Yahu 2 çelişkili ayet var demiş adamlar, daha ne desinler 

      3- Cümlemi “Yaratıldığına inanan herkes, hesap gününü bilir” olarak değiştireyim. Zira yazarken niyetim buydu. Zaten bir Tanrının varlığını kabul etmek demekte bir kabullenimdir, işte arşa oturmaz demekte bir kabullenimdir, Her kabullenim yanlış olacak diye bir durum yoktur ki. Olayın penceresinden gördüğüm bu, Yaratıcı varsa hesap günü vardır, bir yaratıcının varlığına inanan herkes, buna da inanır zaten, aksi bir felsefi akım bilmiyorum zaten.

      4- Kehf 100-105 --- Cevabım ayetler. Üstüne tartışılacak laf edecek hiçbirşey bulamadım o kadar açıkki. Müşrik ibaresi geçmiyor, ama veliler ediniyorlar Allahtan gayrı he mi  biraz daha dikkattt.!

      O gün cehennemi sunarız o kafirlere...
      • 18:101
      Onlar ki mesajıma karşı gözleri perdeliydi, dinleyemezlerdi de...
      • 18:102
      İnkarcılar, benim dışımda kullarımı veliler edinerek kurtulacaklarını mı sandılar. O inkarcıların konağı olarak cehennemi belirledik.
      • 18:103
      De ki, "İş yapanların en kötüsünün kim olduğunu size bildireyim mi?"
      • 18:104
      "Onlar, iyi iş yaptıklarını zannettikleri halde dünyadaki çabaları boşa çıkanlardır."
      • 18:105
      Onlar, Rab'lerinin ayetlerini ve O'nunla karşılaşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa çıkar ve diriliş gününde de onlar için bir değer biçmeyiz.


      5- “Ki ahiret inancı dediğimiz şey tamamen bu korku ile korunur, zira bir kişi Kur'an'ın doğruluğundan şüphe ederse işi yaştır, sonsuza kadar yanacaktır.” Bunun cevabını zaten verdim sana, Cennet için Kurana harfiyen uymak şart değildir ve affedilmeyecek tek günah şirktir. Bunu kabul etmek ne senin için ne de benim için kolay değil, Ama Kuran aynen böyle söylüyor yapacak bir şey yok.

      6- Mantığım mı İslamlaşmış  Senin islam diye düşündüğün şeyin, ben en son hücresine kadar reddetmiş, baştan başlamış birisiyim, Eğer Kuranda asla yanlış yoktur varsayımında bir Müslüman olsam, bu kadar meal, bu kadar kelime peşinde koşmazdım, tarihin bütün pisliğini, Kurana yapılan tahrifatları, ayetlere takla attırıp, yanlış anlamlar vermeyi sorgusuz kabul ederdim. Müslüman koşulsuz şartsız teslim olan mı demek ? Bakalım.

      ALLAH yanında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir. Enfal-22
      Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir. Zümer 18
      Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır (Yunus Süresi 100. Ayet)
      evrenin yaratılışını sorgula (enbiya 30)
      insanın yaratılışını sorgula (kıyame 37)
      Atalarının dinini sorgula (bakara 170)
      Kuran'ı sorgula (nisa 82)
      Peygamberi sorgula (yunus 38)

      Ve daha nice akletmeye ve düşünmeye teşvik eden ayet. Nicesi be kardeşim. İslam akıl değil, Nakil dinidir diyenlerle lütfen beni aynı kefeye koyma. Adamlar 2 cümleyi (tevhid)söyleyince azıcık yanıp, cennete gideceklerini sanıyorlar, Tıpkı bakara suresindeki Yahudiler gibi. Sana yürekten söylüyorum, Gerçek islam Kurandır, gerisi teferruat bile değildir. Dinin Tek kaynağı Kurandır, Ancak o zaman Allaha Kul olunabiliyor.

      Sil
    5. Son olarak, bu bir kişi mücadelesi asla değil, senin kişiliğini eleştirmem bana ne katarki, Ama senin benim dinimi eleştirmen bana çok şey katar, belki sizler gibi sorgulayan insanlar olmasaydı Kuran’ı daha az anlayacaktım, Çelişki ararken bu kadar ikna eden bir kitap ben görmedim, nakış gibi, ipliği bir yerden çekiyorsun, öteki taraftan çözülmüyor. Hud 1-2 Ayetleri bunu net bir şekilde anlatıyor. Ve sana şunu söyleyeyim ki farklı düşün, Allah kendisinden başka otorite kabul edilmesini en büyük günah olarak görüyor, bu ister taştan yapılmış bir heykel, ister şeyhin, ister Peygamber, istersende egon olsun, farketmiyor. Sadece benden başka ilah edinme diyor, Yaptıklarının gayrısı affolunacak şeyler diyor. Daha ne demesini bekleriz anlayamıyorum.

      Selamlar.

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    8. Kusura bakmayın, ben yorumlarımı sildim de, akrabalardan birisinin gördüğünden şüphelendim. Başka adreslerimden yazışabiliriz yine.

      Sil
    9. ""Şimdi bu tasavvuf, spiritualizm, zart zurt kaynaklarından bazılarının cin benzeri insan dışı varlıklar tarafından getirildiğini kabul edebiliyorsun da Kur'an-ı Kerim'in ya da diğer semavi kitapların her şeyin yaratıcısı olma iddiasında bulunan bir varlık tarafından getirilebilmiş olma ihtimalini niçin düşünmüyorsun?"" Sence bu bahsettigin varlık neden böyle birşey yapmış olsun. Oyun oynamak mı istiyor ya da insanlarla dalga geçmek mi? Bunun üzerine fazla düşünmedin sanırım, kusura bakma ama biraz sığ bir düşünce gibi :) belki detay versen şu varlık hakkında daha iyi anlarım.
      Sâd, 27.. Ayet: Biz şu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır. Vay hallerine o inkârcıların, ateş yüzünden! Kanka ayet böyle :)

      Enbiyâ, 16.. Ayet: Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eğlenip eğlendirelim diye yaratmadık.

      Enbiyâ, 17.. Ayet: Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik/yapsaydık öyle yapardık.

      """sonuçta Hz. Muhammed ya da bir başka peygamber ona vahiy veren varlığın her şeyin yaratıcısından gelip gelmediğini bilemezdi. Bunu kanıtlamak imkansızdır. Ki Kur'an'ın bu konudaki tek kanıtı Kur'an'ın teknik üstünlüğüdür. """ sadece teknik üstünlük derken sanıyorum içeriğini kastetmedin Kur'an içeriği ile doğanın uyumuna dikkat etmeni öneririm. Ayrıca okumadıysan michael in; "insan,Kur'an ve din" yazısını okumalısın.

      Zâriyât, 20-21. Ayet: Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz? Başka ayetler de var hepsini yazmadım.

      """Teknik üstünlük olsa olsa hayranlığa yol açar ve bu hayranlıktan dolayı bir teslimiyet oluşabilir, buna da tamam. Sonuçta doğanın, evrenin teknik üstünlüğünü gördüğümüz için bir yaratıcıya inanmaya meyil ediyoruz. Ancak bu hayranlık yaratıcının varlığını kanıtlamak için yine yeterli değil. Bunları bir müslüman ya da ateist olarak yazmıyorum, yalnızca aslında cevap bulamadığımız ve duygusal hareket ettiğimiz mevzular olduğunu belirtmeye çalışıyorum."""
      Samimiyetine inanıyorum ama doğadaki tekniğe ve Kur'an-ı bakıp bir yaratıcı sonucuna ulaşmamız duygusal değil mantıki bir çıkarımdır.
      Rûm, 8.. Ayet: Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler! Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süreye bağlı olarak yaratmıştır. Şu da bir gerçek ki, insanlardan çokları Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr ediyorlar.

      İnsan o kadar cahil ki kendi içindeki muhteşem organların nasıl çalıştığım bile bilmez Kur'anın tarifleri hep nokta atışı.
      Âl-i İmrân, 191.. Ayet: Onlar o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin!Ateş azabından koru bizi!"

      Her şeyin yaratıcısının Allah olduğu çıkarımına derin derin düşünerek ulaşıyoruz.

      Sil
    10. Sorgulaman çok güzel tam gaz devam et :) ama nacizane bir tavsiye kitabın ortasından yani muhammed kendi keyfi için evine girilmesini yasakladı gibi argümanlar yerine, evrenin başlangıcından itibaren kur-an ile mukayeseli olarak sorgula, doğanın-evrenin-insanın muhteşem olması, insanın bu dünyada eğreti durduğu gerçeklerine yoğunlaş. Her sorgulayan doğruya ulaşamaz ama doğruya ulaşanlar sorgulayanlar arasından çıkar. Kolay gelsin :)

      İSTEK PARÇALARA:
      "" Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın sevmesi, beğenmemesi gibi bir takım insani hislere sahip olduğu lafz olarak yer alıyor, bunları olduğu gibi algılayacaksak bunlar Allah'ın benzersiz ve insanların sahip olduğu özelliklerden münezzeh olmasına ters düşmez mi?"" Kur-an da Allah 'ın görmesi, duyması da geçer.
      Allah herşeyi görür ve duyar yani mükemmel ve kusursuzdur. İnsandaki görme ve duyma ise kusurlu ve eksiktir. Yani biz Allah'ın mükemmeline sahip olduğu özelliklerin kusurlu biçimlerine sahibiz. Beğenmemek ve demek için de aynı şeyler geçerlidir. Allah'ın sevdiği ve sevmediği şeyler mutlak doğru ve olması gerekendir. Yani Allah'ın özellikleri kusursuz olduğundan hâlâ benzersizdir.

      Sil
  38. Sigara konusunda Allen Carr (böyle mi yazılıyordu lan?) yöntemini duydum. Bir araştır derim. Ben sigara içmediğim için denemedim.

    Caner Taslaman, Emre Dorman, Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu, antispiritualist, emre_1974tr, sikko takip edilecek adamlardandır, bazılarına %100 katılmasam da. Allah hepinizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  39. yine bir yığın önyargı ve saçmalık bir arada! Günümüdeki cahil tarikatçilerle, tarihte yaşamış gerçek Tasavvuf Erlerini karıştırmamak lazım evvela:

    http://denizbalaban.blogspot.com.tr/2014/07/tasavvufsuz-islam-vs-islamiyetsiz.html

    YanıtlaSil
  40. Yav Sikko umarım okuyorsundur bu mesajımı(gerçi yorumları falan siliyon okuyorsundur seni hınzır seni.!)
    Asansör işindeyim ve bizim patronda menzile bağlı o yüzden oradaki tüm asansörler bize ait bende ilk defa gittim. 1 hafta önce döndüm oradan 1 ay kadar kaldım.Büyük bir külliye yapılıyor suan faaliyete girdiğinde 600-700 öğrenci okuyacakmış.Orada tasaffuv üst seviyede o kadar öğrenciyede bunlar aktarılırsa vay bizim halimize.
    Neyse ben soruma geleyim.
    Kuranda Kan,Ölü eti,domuz ve Allahtan başkası adına kesilen haramdır müslümana.Eee burada at eşek köpek geçmiyor onlar helalmi sayılıyor?
    ayette kuranı ne eksik nede fazla indirdik diyor.
    2. soru Kadınların kapanması konusu.
    Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.

    bu ayette bakarak kapanma konusunu açıyorlar benim cıkardığım anlam göğüs dekoltesi yasak bide yere vurmayan diyerek sallanan memeler ve kalçadan bahsediyor.

    biri açıklık getirsin lütfen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur'ân'da haram kılınanlar bellidir. At, eşşek ve diğerleri bizim kendi kafamızdan -haram- etme yetkimiz yoktur. Cenabı Hak haram dememişse, gidip haram diyecek halimiz yok.

      Baş örtüsü konusunda objektif olmak adına iki tane dev gibi makale atabilirim, bilgi sahibi olmak istiyorsan faydalı olur:

      1- http://www.suleymaniyevakfi.org/diger-arastirmalar/basortusu-ve-ortunme.html
      2-http://www.kurandakidin.com/2011/10/22-basortusu-ve-kapanma-2/

      Sil
    2. kardeş cilbab geçiyor orada onu başörtüsü diye adlandıran var ama üzerine giydiğin tek parça elbisedir o. baş ile alakası yok.

      Sil
    3. K- Kardesler, Hayır. Cilbab Ahzab 33/59'da geçer. Erkeklere emir(Nur 24/30) verildikten sonra, Nur 24/31'de hımar geçer. Oda harf-i cer ile geldiği için direkt olarak başla alakalıdır. Attığım iki makalede birbirinden farklı deliller verilmiştir. Okuyup, bilgi edinebilirsiniz. En azından hiç bilmeden savunmakla, bilgi sahibi olup savunmak arasındaki net farkı görebilirsiniz. Selamlar.

      Sil
  41. "Ve size bir şey söyleyeyim, bu Cübbeli'dir, Mevlana'dır, spiritüalistlerdir, yemin ederim ki benim imanımı arttırıyorlar. Ters psikolojiyle bildiğin iman tazelettiriyor adamlar."
    Sikko sen bu lafı ettikten sonra bu spirütüalistlerin, bilmen nelerin dediği kötülük iyidir insanın tekamülünü işte bilmem ruhani evrimini artırır gibi safsatalarına çekenler olabilir keşke biraz daha farklı söyleseydin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostum bu Kur'ân'i deyimle şu imanın göstergesidir:

      Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Resûlü'nün bize vâdettiği! Allah ve Resûlü doğru söylemiştir, dediler. Bu , onların ancak imanlarını ve Allah'a bağlılıklarını arttırdı. (Ahzab 33/22)

      Sil
  42. 11 Eylül masalıyla ilgili çalışmanla birlikte bu yazı
    bende en çok iz bırakacak çalışmaların oldular.
    Allah senden razı olsun.

    YanıtlaSil
  43. Moruk bu sefer tam sıçmışsın
    çok eksikler ve yanlışlar var

    YanıtlaSil
  44. İslam'da rabıta denilen bi durum var ki bu tum islam alimlerince kabul görulen bi durum
    yazık olmuş zamanına

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu nasıl ve nereden uydurduğunuz sorabilir miyim ?

      Sil
    2. uydurma değildir sahih hadislerde defalca bahsedilir
      müridin hocasını şeyhini düşünmesi anlamına gelir
      sana bazı isimler yazacam ama tanımassın
      herkesin kabul ettiği nihat HATİPOĞLU dinleyebilirsin
      eğer gerçekten objektif isen

      Sil
    3. Nihat Hatipoğlu mu? Arkadaş ben menzile bağlıyım (bağlıydım yada of bilmiyorum) ben bile biliyorum o adamın ne gereksiz ne medyatik bi adam olduğunu. Örnek verecek başka kimse bulamadın mı? Ayrıca bana rabıta ile ilgili kaynak gösterir misin rica etsem?

      Sil
    4. Yani Kuranda hiç geçmeyyen bir ibadeti, Peygamber önermiştir öyle mi ? Komik olmayın kardeşler, İslamda Ruhbanlık yokki rabıta olsun, biraz aklınızı işletin.

      Sil
    5. şimdiii
      1-kuranda namazın 5 vakit olduğuda geçmiyor o zaman namazı neye göre kılıyoruz ?
      2-hadisleri yok mu kabul edeceğiz namazın 5 vakit olması,rabıta vb birçok şeyi hadislerden öğreniriz aklınız aldımı

      Sil
    6. Efendimiz beni rabıta mı edin demiş benden sonra gelecek alimleri mi rabıta edin demiş nedir hadis bir paylaşsan? Hadisleri reddedelim demiyoruz da ısrarla paylasmiyorsun. Ve namazlarin vakitleri elbette var açıp okursan hani ^^

      Sil
    7. nihat hocayı beğenmedin
      İmâm-ı Rabbânî, (el-Mektûbât,)desem motoru yakarmısın acaba ?
      al sana kaynak ilmin yetiyorsa oku

      Sil
    8. Ya ne bu ezik ezik tavırlar? He bi sen ilimlisin he. Sana rabıtanin caiz olduğuna dair kaynak.soruyorum ilmin yetiyorsa diyorsun çok zor değil mi şimdi googleda rabıta ile ilgili hadis aramak, yok çünkü. :) Benim 15 senem menzille geçti, bunun 12 senesi sağlam bağlı olarak geçti yani kalbimde herhangi bir şüphe olmadan vs. Yine de toplasan 3 ay rabıta yyapmamisimdir içime sinmeyen tek şeydi o.

      Sil
    9. yorgun tas
      Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve Sadıklarla beraber olun”. (Tevbe-119)
      “Kullarımın içine gir, cennetime gir.” Buyuruyor. (Fecr Suresi 29-30)
      “Bana yönelenin yoluna uy..” (Lokman Suresi 15)
      bunlar ayet kardeşim

      Sil
    10. yorgun tas umarım yeterli olur (sikko edasıyla çalıştım anadolu çocuğuyum ben adamı belgelerle sikerim :) )

      Peygamber Efendimiz Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayetle şöyle buyuruyor:
      “Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Ka’beye bakmak, Okumadan da olsa mushafa bakmak, Âlimin yüzüne bakmak” (Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)

      Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
      “Beş şey ibadettendir; Ka’beye bakmak, anne-babaya bakmak, Zemzeme bakmak ki o, günahları sildirir, bir de âlimin yüzüne bakmak” (Ali el- Muttaki, kenzu’l Ummal, No.43494, 15/880, Münavi, Feyzül Kadir, No:3971, 31613)

      “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)

      Sil
    11. kaynataya slm sabah iş var yatacam

      Sil
    12. Evet gerçekten tam bir rabıta hadisi olmuş belgelerle imana geldim şuan çok teşekkürler :))) bu arada 5 şey ibadet hadisindeki kaynakcada kimse tanıdık gelmiyor bir bakmak gerek kimmiş diye, sonuçta ortada çok fazla sahih olmayan hadis var. Mesela aynı hadisi sizin en hayırlınız ya da en üstününüz şeklinde rivayet edenler de var.

      Sil
    13. Bunlar belge filan değil, İhvanlar ve İsmail Ağa grubunun altındaki dipnotlara dahi bakmadan yazdığı yazılardır. Yani öyle çok takılacak, Kur'âni referanslı bir iş değildir. Mesela 5 şey ibadettendir deniliyor, sanki Cenabı Hak ibadetin/kulluğun ne olduğunu açıklayamamış, 5 madde ile Resulullah durun beyler olaya müdahele edeyim demiş... Bırakın bu işleri.

      Birde ayet referansıyla konuştuğunu zannetmen çok vahim. Tasavvuf gibi şirk içeren, yanlışları alenen ortada olan bir şeyden bahsediyoruz.

      Verdiğin ayetleri gözden geçirelim: Hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse ikisine de uyma. Ancak dünyada onlara iyi davranmalısın. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır ve yaptığınız her şeyi size bildireceğim.(Lokman 31/15)

      Şimdi buradan, tasavvuf ehline uy hükmünü nasıl çıkaralım arkadaşım? ha dersen ki: Kur'ân'a yanlış bir şeyi olmayan birine uyarım, ki bunlar asla ve asla ben Allah'ım, fenafillah vs. diyenler olamaz. Kimse tutup ta, niye o kişiye uydun demez.

      Melekler sıra sıra dizili iken Rabbin gelince…  O gün oraya Cehennem de getirilince… İşte o gün kişinin aklı başına gelir ama ne fayda! Der ki: “Ah! Keşke hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım.O gün Rabbinin vereceği azabı kimse veremez. Onun vuracağı bağı da kimse vuramaz.Ey içi rahat olan kişi!Sen Rabbine dön; sen razı, Rabbin razı. Kullarıma katıl,Cennet’ime gir.(Fecr 22-30) Şimdi buradan ne alaka dediğinizi anlamadım? yani şunu mu demeye çalışıyorsun bu kullar, bizim Rumi, Yunus Emre, Arabi felan mı? bak bakalım, ayetteki o kullar için ne diyor Cenabı Hak:

      Kim Allah’a ve Elçisine itaat ederse onlar Allah’ın mutluluk verdiği nebîler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar! (Nisa 4/69)

      Tevbe 119'un biraz öncesini ve sonrasını okumanızı tavsiye ederim. Münafıklardan sonra bu tavsiye yapılıyor. Her zaman sadık olan biri de, münafık olma ihtimali az iken ne söylenmesini isterdiniz acaba merak etmedim de değil. Ki ayetin sizin söylemeye çalıştığınız uyduruk tasavvufi kavramlarla zerre alakası yoktur.

      Yukarıda Nihat'ın ismi geçmiş, şimdi kusura bakmayın da öyle bir şarlatan dini konularda hüccet midir? alın okuyun bu şarlatanın kitaplarını diyecem de paranıza yazık. Herhangi biriyle dahi tartışmaya çıkamayacak tipte bir adamdan bahsediyoruz... Gelip onun üzerinden İslam dini üzerinden konuşuyorsunuz.



      İmam Rabbani içinde şunu diyim: tam sapıktır. Cinsel anlamda hemde. Tevhitten sapınca, böyle sapmaların olması da gayet normaldir. Örnekte verebilirim:

      “Kamil ve herkesi kemale kavuşturan, vilayet derecelerine ulaşmış, nihayeti başlangıca yerleştirmiş olan yolda gidenlerin önderi, Allah-u Teala’nın beğendiği dinin kuvvetlendiricisi.. Şeyhimiz ve imamımız Şeyh Muhammed Baki Nakşibendi ve ahrari (K.S.) hazretlerine kölelerinin en aşağısı olan Ahmet’den en yüksek makama dilekçedir. Kıymetli emirlerinize uyarak bu mektubu yüzümün karasıyla yazıyorum. Dağınık , bozuk olan hallerimi titreyerek arzediyorum. Bu yolda ilerlerken, Allahü Teala’nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa (kadın) şeklinde, onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. Bu taifeye o kadar bağlandım ki, nasıl bildireyim, kendimi tutamıyorum. Onların şeklindeki zuhur başka hiçbir şeyde yoktu. Alem-i emrdeki latifelerin halleri ve acaip güzellikler bu şekilde göründüğü kadar başka hiçbir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyordum. Yanıp kül oluyordum. Bunun gibi her yiyecekte, her içecekte ve her cisimde ayrı ayrı tecelliler oldu.” (Mektubat, Ahmed Faruki Serhendi, Mektub 1, Ter.H.Hilmi Işık, Duran Ofset,S.6)

      Sil
    14. Siz epey uçmuşsunuz Ağalar
      bi de bunu çözümleyin de görelim

      Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş,
      Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş.
      Yavuz Sultan Selim Han
      Bu zahiri Alemin,padişahı olmanın kuru,boş,faydasız ve gereksiz bir kavga olduğunu bir mürşid-i kamil'e bağlı olmak bütün dünya,makamlarından daha yüce bir makam ve zenginliktir

      Sil
  45. İslam'da rabıta denilen bi durum var ki bu tum islam alimlerince kabul görulen bi durum
    yazık olmuş zamanına

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Tasavvufta ise müridin, konsantre olup şeyhini aklında canlandırarak şeyhinden yardım istemesi, şeyhinin yardımı ile Allah'tan feyz alması anlamına gelir."

      Bu mu rabıta?

      Sil
    2. şeyhinden istemesi değil şeyhi nin yardımıyla Allah a yakınlaşması da diyebiliriz

      Sil
    3. O şeyhin yardımıyla anca cehenneme yaklaşabilir. Şöyle ki, Cenabı Allah ibadet şekillerini belirlemiş ve insanlar bunu kolayca tatbik edebilecek duruma getirilmiştir. Bize düşen onu yapmaktır. Üstüne birde bid'at ibadetler koyduğunuz zaman Allah'ın tamamladığı (Maide 5/3) dine ekleme yapmış, kendinizi haşa ilah yerine koymuş olursunuz. Buda açık küfürdür.

      Sil
    4. Bu arada bu (şeyhi) akılda canlandırma olayı Uzak Doğu dinlerinde meditasyon sırasında bir obje yahut guruyu canlandırma şeklinde yapılıyor.

      Bir örnek;
      http://www.yogamerkezi.com/yogaokul/raja/dhyana.htm

      Sil
  46. mayki sana bir soru soracağım ve bu inan benim için çok önemli ancak bundan sonra yazını değerlendirmeye alabilirim Hz.Ebubekir ve Hz.Osman hakkın da ne düşünüyorsun bu konu da samimi bir cevap bekliyorum

    YanıtlaSil
  47. "Böyle bir din olur mu? Mezhebi devreden çıkar, mürşidi devreden çıkar, alimi devreden çıkar, veliyi devreden çıkar... Araya vesile koymayın diyorlar, aracıya lüzum yok diyorlar, direkt Allah'la irtibat kurun diyorlar"
    ee devreden çıkarlarsa nasıl bir sike yaramadan milleti kandırarak para kazanacak.Tam önceki bölümde dediğin gibi üretmeden, çalışmadan tam da müslümanların halini gözler önüne sermişin.Meleklerle yaşamak kitabını annemde gördüğümde farkında olmadan kıllanmıştım, neden uyuz olduğumu öğrenmemi sağladığın teşekkürler Sikko.Kitapta bir de cd vardı abuk sesleri bir araya getirerek ürpertici ve açıkçası beni rahatsız eden şeyler vardı.Dediğin gibi onların yaptığının bariz bilinçli olduğunu düşünüyorum ama cübbeli zırtapozu gibiler bir sikten habersiz bok yoluna hizmet ediyor...

    YanıtlaSil
  48. Destekleyenler senin de yazılarında uzunca bahsettiğin amaçlar uğrunda destekliyor pagan, spritüalist vb düşüncedeki kişileri eyvallah. Sence onların bu düşünceleri empoze etmelerindeki gaye ne? Yani onlar da tek din düşüncesi yolunda mı bu saçmalıkları halklara empoze ediyorlar.Cübbeli gibiler dar vizyonu ve belki de menfaati yüzünden bok yolunda fakat bilinçli bir şekilde bu yayınları yapan kişilerin niyeti ne sence? Ben bunun farkında olarak, bile bile bok yoluna gitmelerini anlamlandıramadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vahdet-i vücut - şühud panteizm panenteizm veya her ne zamazingoysa Satanizm'den hiç bir farkı yoktur sadece Satanistlerle method farklılıkları var aynı kapıya çıkıyorlar. "kötülükte iyidir" Bu yolla hem insanları tarikatlara bağlı hallere getiriyorlar (Nakşibendilik- İsmağilağa -Nurcular vs.)ve tarikatları kendileri kontrol ediyorlar , hemde Allah'a karşı insanları hem dinlerinden çıkarıp hep kendi dinlerine yani Satanizme inandırmayı ve inandıramasalar bile alıştırmayı sağlıyorlar.Yani kötülük iyiliktir hepimiz Allahız vs. vs. vs. diye diye insanlar belirli bir süre sonra Satanizm e alışacaktır diye düşünüyorum.

      Sil
    2. düzeltme yapayım
      ismailağa ve nurcular tarikat değildir cemeattir
      eksikleriniz yanlışlarınız çok

      Sil
  49. https://www.youtube.com/watch?v=DGEhFb1q1YI

    Mevlana Celaleddin Rumi: Mesnevi Kur'an'dan da yücedir!!

    buyrun buradan yakın...

    YanıtlaSil
  50. Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş,
    Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş.
    Yavuz Sultan Selim Han
    Bu zahiri Alemin,padişahı olmanın kuru,boş,faydasız ve gereksiz bir kavga olduğunu bir mürşid-i kamil'e bağlı olmak bütün dünya,makamlarından daha yüce bir makam ve zenginliktir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yavuz sultan selim han dan daha büyük bi alim varsa buyursun canlar

      Sil
  51. Öncelikle hayatta olduğuna sevindim. İntihar edeceksin diye korkmuştum. Yazın için de Allah razı olsun diyorum tüm kalbimle. Yalnız bir yoruma cevabında peygamberimizden efendimiz diye bahsetmişsin. Şaşırdım. Bu konuyu araştır istersen. Zira ben efendi kelimesi Rab kelimesinin karşılığı diye biliyorum ve Alemlerin Rabbi yalnız Allah'tır bilindiği üzre.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Araplar'da köle- efendisine rab der. Burada o mana kastedilmediği sürece problem olmaz ama Resulullah'a ait şöyle bir hadis vardır:

      Mutarrif (İbn Abdullah İbn eş-Şıhhîr)dan demiştir ki: Babam dedi ki:
      (Ben bir gün) Âmir oğullarının elçileriyle birlikte (elçi olarak) Rasûlullah (s.a.)'in huzuruna gitmiştim. (Nebi s.a.v'e ):

      Sen bizim Seyyidimizsin, dedik de,

      ( Nebi s.a.v ):
      Seyyid Allah'dır, buyurdu.
      Biz: Sen bizim faziletçe en faziletlimiz, (eşe, dosta iyilik elini) uzatma ba­kımından da en üstünümüz sensin, dedik.

      (Nebi s.a.v) "Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı abartılı/lakayt medihlerde) koşturmasın!"."

      (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/10.
      4806 nolu hadis)

      Sil
    2. O başka bir arkadaş. Cemre ile aynı niki almış, blog sahibi değil yani. Kendisinden rica ettim, bu hatasını telafi etmesini ama bilmiyorum yaptı mı...

      Sil
    3. Efendimiz diyen de sikko değil zaten, bendim. ben buraya yazmak için hesap açtım da isim olarak michael yazmıştım ama burada yorum yaparken direkt isim soyisim yazıyormuş meğer. o yüzden karışıklık olmuş. Bi not duseyim dedim

      Sil
  52. Yüce Allah yardımcın olsun, umarım bu yazı konulara hakim olmayan arkadaşlar için hayırlı olur. Şu ayeti hatırlatayım dedim:

    Bizim uğrumuzda gayret edenlere, elbette yollarımızı gösteririz. Allah elbette güzel davrananlarla beraberdir. (Ankebut 29/69)

    YanıtlaSil
  53. Vahdet-i Vücud safsatasını yaşar nuri öztürk bir güzel anlatmış, buradan yakalım;

    https://www.youtube.com/watch?v=P2NlbzQCeuk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ama onun da sağı solu belli olmuyor. Bir gün tasavvufa giydiriyor, başka bir gün tasavvuf aşkıyla yanıp tutuşuyor. Anlamak mümkün değil kendisini.

      Sil
  54. Yorum gibi yorum yazmıştım, önizle dedim kayıplara karıştı. Canım acayip sıkkın...

    Allah razı olsun mayk.

    YanıtlaSil
  55. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  56. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  57. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  58. Hadi anlayacağınız dilden konuşalım.
    E gerizekalı adam zaten azıcık hadis ve fıkıh bilen adam kalkıpta Hz. Mevlana’dan o şekilde bahsetmez. İslam ulemasının ictihadı ile sabittir ki bırak evliyaya sövmeyi kerametini inkar eden bile küfüre düşmüştür. Ama siz ictihadı da , ulemayı da inkar ediyorsunuz. Hatta hadisleri bile. Kuran size yetiyor. Peygambersiz bir İslam düşüncesi zaten o diyologcu yavşakların yapmaya çalıştığı şey. Ulemadan kastım da yaşar nuri,fethullah gibi yavşaklar değil. Cemalnur sarguta gelince söylediklerinin islamla alakası olmadığı zaten belli. Neden örtünmüyorsunuz sorusuna , benim örtünmeme gerek yok ,tesettür gönülde gibi saçma bir cevap veren kadının dediğini sanki delilmiş gibi sunmak ayrı sikiklik. http://www.youtube.com/watch?v=ZbpsWblSDt4
    Kim farzdan muaf olmuş ki bu salak karı olacak.
    Mesneviye gelince. Mesnevi ne Kuran’dır ne Hadis. Zaten Hz.Mevlana’nın öyle bir sözü de yoktur. Ama sizin yavşak farsça bilmediği için kalkıp çevirilerini örnek olarak veriyor. Ki çevirilerde tanrı diyor. Ya Hz.Mevlana gibi bir adam tanrı lafını kullanır mı? Sizde sike sürülecek kadar bile akıl yok mu.
    MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
    MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
    EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
    BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM
    Bunu diyen insan. Hadi zahmet etmeyin tercümesini! Vereyim .
    Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım
    Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım
    Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
    Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım
    Hadislere bakarsak…
    Ümmetimden bir topluluk (kıyamete kadar) Allah'ın emrini ayakta tutmaya devam ederler.Onları terkedenler ve muhalif davranalara kendilerine bir zarar veremez.Bu, Allah'ın (kıyamet) emri gelinceye kadar devame der.Onlar insanlara devamlı üstün gelirler. (Buhari İ'tisam 10;Müslim İmamet,53;Tirmizi fiten 27...)
    Ümmetimden Her devirde sabikun (hayırlarda önderlik eden ehlullah) bulunur. (Ebu nuaym,Hilyetül evliya;Süyuti,el camiul sağir 2.No 7327)
    "(Gerçek Rabbani) alimler ikram (ve hürmet ediniz.Onlar Peygamber varisleridir.Kim onlara ikram (ve hürmette) bulunursa Allah ve Resulune hürmette bulunmuş olur. (Suyuti, El camiusağir 1. 212;hatimb Tarih 4)
    Resulullah (s.a.v.) üç defa "Allahım halifelerime rahmet etsin!" diye dua etti.Ashab:Halifeleriniz kimlerdir,Ya Resulullah?" diye sorunca, Efendimiz (a.s.) "Onlar sünnetimi ihya eden ve onu Allah'ın kularına öğreten" buyurdu."(İbnu abdilberr,camiu beyan.1. 46)

    (Gerçek Rabbani) Alimler peygamberlerin varisleridir.Şüphesiz Peygamberler altın ve gümüş (cinsi maddi şeyler) miras bırakmazlar.Onlar sadece ilim bıraktılar.kim o ilmi alır (ve hakkı ile amel edip yayar) sa (dünya ve ahiret) büyük bir nasib ( ve derece) elde etmiş olur. (Ebu davud,1;Tirmizi,ilim 19;İbnu mace mukaddime 17..)
    “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki, hiç şüphesiz, Allahu Zülcelal’in en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır.” (Beyhaki, Şihabü’l İman, 1/367)

    Âlimler, peygamberlerin varisleridir.” (Beyhaki; Şihabu’l İman, 2/263)
    Bu sahih hadislerde(sahihin ne olduğunu bildiğinizi varsayıyorum) de bildirildiğine göre her zamanda Allah(cc)ın muteber sevgili kulları vardır. Kafanız biraz çalışıyorsa düşünün. Ana kaynağın kolları gibi düşünün. Ana kaynak Peygamber efendimiz (sav).
    Şimdi hadiste ne ki , Kuran neyimize yetmiyor diyerek evinde bilgisayarının başına geçip kıçını kaşıya kaşıya Ahmet hulusiye özenip İşte Kuranın Çözümü diyen sevgili yavşaklar…
    Kuranda namaz kılın diye ayet var değil mi? Pek kaç rekat ne zamanlarda,ne okunacak,abdest ne ,nasıl alınacak,namazı bozan haller,farzları,vacipleri… Bunlar hangi ayette? Bunları nasıl öğreniyoruz? Ama tabi sizin kalbiniz temizzz. Allah diyen hoopppp cennete.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Operasyon bunlar, şeytanilerin gençliği, toplumu bozma planları;
      Önce derler peygamberimiz zamanında mezhep mi kaldı, sonra müctehidlerde kim ben kendi başıma anlam da çıkarırım hüküm de veririm. Sonra sünneti de geç, esen neyle amel edeceksin, e zaten kuranda başörtü yok, namaz 3 vakit var o da zikir olarak geçiyor. Kurandaki konular zaten normal hayata dahil edilmeden yaşanıyor. Ne güzel bir din uydurdunuz. Belki kendiniz düşünseniz zararı yoktu ama buraya yazmakla, kaç ümmetin aklını bulandırdınız bulandıracaksınız vebal ağır olur, amann.

      Sil
  59. ‘’ ( Habibim! Ehli Kitap, müşrik veya müslüman; Allah’ı sevdiğini idda eden herkese ) deki : ‘’ Eğer siz Allah’ı seviyor olduysanız, bana hakkıyla uyun ki Allah da sizi sevsin ( sizden razı olup sevap versin) ve sizin için günahlarınızı örtsün. Allah ( kendisini sevenlerin günahlarını çokca bağışlayan bir ) Gafur’dur; ( Habibine uyarak sevgisini kazananlara da çok acıyan bir) Rahimdir. (ali-imran 31. Ayet)
    İbn-i kesir bu ayetin tefsirinde şöyle buyurdu ;
    ‘’ Bu ayeti kerime, Allah’ı seviyorum iddasında bulunan herkese hükmedicidir ki; şayet o kimse şeriat-i Muhammediyeye sözleri ve fiilleri ile ittiba etmiyorsa o kimse bu iddasında yalancıdır.
    Ayeti kerimeden açıkca anlaşıyor ki sadece seviyorum diyen bir kimse, şayet hayatını, fiillerini, tabiyyeti Peygamberimize( S.A.V) uygun düşmeyip muhalif bir hayat sürdürmekte ise bu kuru bir iddadan başka bir şey değildir..
    Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.
    Nisâ, 4/59,

    “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır” (Ahzab 36)

    Bunlar da ayetler. Sizin içinde ayetler var. FAZLA UZAKLAŞMA. BAKARA SURESİ. AÇIN BAKIN.
    6 - Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar.
    7 - Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.
    8 - İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.
    9 - Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.
    10 - Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.
    11 - Hem onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın." denildiğinde: "Biz ancak ıslah edicileriz." derler.
    12 - İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.
    13 - Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.
    14 - Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derler.
    15 - (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.
    16 - İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.
    17 - Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.
    18 - (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.

    YanıtlaSil
  60. Sahabe,ulema ve evliyaullah için…
    Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
    Maide suresi 35.ayet
    Meali: Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
    “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve Salihlerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa 69)
    “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.” (Yunus 62, 63, 64)
    “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
    Hz.Mevlana’dan başladık onunla bitirelim… Sikkofield’I anlatan bir hikaye.
    KENDİNİ KAPTAN GÖREN SİNEĞİN HİKAYESİ
    (AN MEGES BİR BERK-İ GAH Ü BEVL-İ HAR)
    Bir sinek, eşek sidiğinin üzerinde gezinen saman çöpünün üstüne kondu.
    (HEMÇU KEŞTİBAN HEMİ EFRAŞT SER)
    Sonra bir gemi kaptanı gibi başını yukarı doğru kaldırdı.
    Ahmak, adi, süfli ve mütekebbir olanların hâli ve tavrı bu sineğe benzer. Sinek bir saman çöpünün üzerindedir, saman çöpü bir eşek sidiğinin üzerinde yüzmektedir. Sidik birikintisini okyanus, saman çöpünü gemi zanneden ahmak kendini kaptan gibi görmeye başlar. Bu da yetmez, bir de kafasını gururla yukarı doğru dikip pis hâlini âleme ifşa ve ilân eder. Bu başkaldırışta aslında ne kadar ahmak olduğunun ne kadar rezil bir durumda bulunduğunun ilanı vardır. “Şu benim azametime bakın” diyişinde eblehliği ve ahmaklığı dökülür ortaya.
    (GÜFT MEN DERYA VÜ GEŞTİ HANDEEM)
    (MÜDDETİ DER FİKR-İ AN Mİ MANDEEM)
    Sinek :“ben bu denizin ve gemiciliğin mektebinde okumuş;
    Epey müddet zaman ve emek harcamış adamım” diyordu.
    Ahmak sinek aptalca gurur ve böbürlenmesi yetmezmiş gibi işi bir de yalancılığa dökmüştü. Bu yerlere kolay gelmedik, bir sürü emek ve zaman harcadık, ortaya aklımızı ve yüreğimizi koyduk, çalıştık, ilim tahsil ettik de öyle geldik bu mevkilere diyordu.
    İşte, dini ve ilmi kendi nefsine uyarak yorumlayan ondan istediği hükümleri çıkarabileceğini düşünen şarlatanlar da böyledir. Kendi cüce aklını, hakikatin kaynağı görür etraflarını aldatmaya cesaret eder sonra düştükleri zelil ve rezil durum umurlarına gelmeksizin palavraya devam ederler. Bunun daha ileri derecesi gülünç duruma düşmüş olmalarına bile aldırmaksızın kibre ve böbürlenmeye devam etmeleridir.

    (İNEK İN DERYA Ü İN KEŞTİ Ü MEN)
    (MERD-İ KEŞTİBAN U EHL-İ RAY ZEN)
    İşte deniz işte gemi işte adam
    İşte kaptan, işte görüşü keskin bir kahraman. Karşınızda.

    YanıtlaSil
  61. Galata Mevlevihanesi'nin alta katındaki Mevlevilik tarihine ayrılan bölümde, Mevleviliğin Hristiyanlık, Platonculuk ve Uzak Doğu dinlerinden etkilendiğine dair bilgiler vardır. Ayrıca Meliha Ülker Anbarcıoğlu'nun Maârif-i HAzret-i Sultan Veled isimli makalesinde şöyle bir anekdot geçmektedir: "Hazret-i Veled, yirmi yaşında iken, bir gün
    Hazret-i Mevlânâ'dan, halvete girip çile çıkarmak için izin istedi. Mevlânâ: "Bahaeddin, halvet
    Muhammed ümmeti için değildir; bizim dinimizde bid'attır. Fakat Musa ve İsa'nın -Onlara selâm
    olsun- şeriatında halvetin yeri vardır. Bizim bütün bu çalışıp çabalamalarımız, oğullarımızın ve
    dostlarımızın, rahat ve huzurunu yerine getirmek içindir. Halyete lüzum yok; zahmet çekme,
    mübarek vücudunu incitme." buyurdu. Fakat Hazret-i Veled: "Mutlaka kırk gün halvette kalıp, çile
    çıkarmak istiyorum. Yalnız, Hazret-i Hüdavendigâr'dan himmet ve kuvvet dileyecektim." diye ısrar
    edince, Hazret'i Mevlânâ, izin verip bir halvet hazırlattı ve halvete girdikten sonra ona ara sıra çiçek getirmelerini
    tembih etti.' ( Tasavvufta oldukça önemli bir yeri olan çilenin (halvet) burada Mevlana tarafından İslam'a aykırı ve Hristiyanlık'la bağlantılı olduğu belirtilmiştir. Öyleyse İslam'da başka dinlerde olan adetlerden kaçınılması gerektiği ve bunun ciddi bir sorun olduğu gerçeği bu pratikle çiğnenmiyor mu? Böylesine büyük yapılardaki küçük çatlaklar bile, kafa karışıklığına ve sorgulamalara neden oluyor.)

    YanıtlaSil
  62. sen maddenin ötesini biliyor musun? bilmiyorsun. o halde tasavvufçuların söylediği şeyi maddenin yasalarıyla ele alman, sanki ben allah'ım yani yaratanım diyorlarmış gibi maddi temelde şirk koştuklarını sanman bir cehalettir. tasavvufun ne dediğini anlamak için maddenin ötesindeki boyutu kavramak gereklidir. o zaman savunmaya çalıştığın şeyin aslında materyalizm olduğunu, varlığın sırrının yani batının allah olmak değil her şeyin o olması ve onun bir parçası olması, allah'ın yüceliğini ve çelişkisizliğini dile getirmek olduğunu anlardın. tasavvufçular ben allah'ım demiyor, enel hak aşk ile benliğimden geçtiğimde o'nu buluyorum ve o'nun sonsuzluğunda o'na bağlanarak yani bir parçası olarak bir hiç oluyorum demektir. bu da yaşarken ölmekten ve ölünce varacağımız durağa bu dünyada varmaktan başka bir şey değildir. ölünce her şeyin gerçek olduğunu gördünüzde ne hale geleceğinizi merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Endamımız çift, sûretimiz çift, ruhumuz tek, sen ve ben
      Sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden

      Sil
  63. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  64. Taşşağını yediğim çok taşaklı yazı olmuş. Çıktı alıp kitap gidi okudum teyzesine atladığım. Kaybolma biyere. Hadi eyv.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaw arkadaşlar yazarla aynı duygusal frekansta olduğunuzu göstermek için illa onun gibi konuşmanız gerekmiyor.böyle yapınca daha mı empatik oluyorsunuz,hayır.Basit duruyor...

      Sil
  65. Harika bir yazı.Allah razı olsun.Radikal İslam kadar Ilımlı İslamın da tehlikeli olduğunu seni tanımasam belki ömrüm boyunca farkedemeyecektim.Sayende olaylara,durumlara karşı daha dikkatli ve sorgulayarak yaklaşmam gerektiğini anladım.Bu konuyu kitaplaştırman gerektiğini düşünüyorum.Hiçbir beklentin olmadan Allah rızası için yaptığın bu hizmet için şükranlarımı sunuyor,sağlık ve huzur dolu günler diliyorum...

    YanıtlaSil
  66. Tercüme için tavsiye istediğim bir önceki yorumumu göremedim. tercüme için kim?

    YanıtlaSil
  67. Hacı bu Gözleri tamamen kapalı filminde Hindu ilahisinin kullanılması ve Matrix'in Navras müziğinde Hindu ezgileri taşıması Hinduizm'de panteist vs. inançların olması birbiriyle bağlantılı mı?

    YanıtlaSil
  68. Yazı için teşekkürler. Böyle düşünen insanların olduğunu bilmek te güzel. Tüm yorumları okudum. Tasavvuf ile ilgilenen yorumcu arkadaşların daha tasavvufu kavrayamadıklarını gördüm. Yada Tasavvuf'u ben yanlış anlamışım. Tasavvuf bir din değildir. Bir bakış açısıdır. Bir düşünce akımıdır. İsteyen Rahman'a bu yolla ulaşmaya çalışır, isteyen başka yolla. Ama düm düz yol varken yolu eğip bükmenin veya uzatmanın bir anlamı da yok. Allah herkese akıl vermiş. Bu akıl insanı cennete de götürür, cehenneme de. Sırf tepkisini veya sinirini göstermek için yazısına küfür ile başlayan Tasavvufçu daha T'ye gelememiştir. Yakıştıramadım. Mesnevi 'Dinle' diye başlar. Karşındakini iyi dinle ki düşünebilesin ve düşünmeden konuşmayasın diye. Amacım kimseye bir ders vermek değil, sadece Tasavvuf ile ilgilenen arkadaşlara küfürlü savunmayı yakıştıramadım. Çünkü küfür etmek bir olay karşısında karşı tarafa verecek mantıklı bir cevabın olmaması demektir. Adam emek harcayıp 300 sayfa yazmış, senin bu yazıya cevabın 'a...kodumunun çocuğu olmamalı. Neye inanıyorsan onu sonuna kadar mantık çerçevesinde savunmalısın. Şimdi bu çerçevede düşünelim. Bunu bilmek anlamak için hiç tasavvuf bilmeye veya konuşmaya gerek bile yok. Allah, kullarının her halini, iç dünyasını, aklından geçenleri, geçmeyenleri ve geçecekleri bilir. Kullarının üzerine altından kalkamayacağı yükler yüklemez ve bu şekilde duaya teşvik eder. Kullarını sever. O'nu Alemlerin Rabbi'ni, yaratanın olarak bilip, seviyorsan neden ondan değilde başkasından istiyorsun. O seni severken araya bir aracı mı koyuyor? Alim denilen kişiler kendi yaşadıkları dönemlerde iyi veya kötü farklı düşünce akımlarına öncülük etmişler ve ahirete göçmüşler. Bu onların isteğiyle olan bir şey değil zorunlu ve mutlak bir göç. Yani dünyadaki zamanlarını doldurmuşlar. Kalkıp onlardan bu ölümlerinden sonra bir şey istemek mantık dışı birşey.(27/80 Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.) Rasulullah bile duyuramıyorken bu alim denilen zatlar nasıl duyurabiliyor veya iletişime geçebiliyor. Aynı şekilde başka bir ayette ise (35/22 Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.) Görüldüğü gibi Allah herşeye Kadir'dir. Ölülere ancak o işittirebilir. Birde şöyle bir ayet ile bu konuyu düşünmeye başlayabiliriz. (2/154 Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz.) Şehitlik çok yüksek bir mertebedir. Onlarla da iletişim kuramıyoruz. Toplum olarak alimliği kabul gören kişiden öldükten sonra birşey dilemek, onu aracı yapmak şirk değilse nedir?

    YanıtlaSil
  69. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maykıl, hani demişsin ya milyonlarca kişinin katili olan Cengiz Han'ı milliyetçi duygularla savunmayın sakın diye..

      Aslında çok uzun yazarım ama cevap vermeme ihtimaline karşı kendimi çok yormak istemiyorum o nedenle sadece çok basit bir soru soracağım..

      Sen dün ateisttin (kendin öyle söylüyorsun) bugün dinine bağlı bir Müslümansın, yarınsa ne olacağın belli değil..

      Tüm bunları göz önüne aldığında bir Fikirtepeli olarak Karagümrük çocuğu olan sana bir soru sorup delikanlı gibi bir cevap istiyorum..

      Sorudan önce söyleyeyim Türkçü/Turancı bir adımım ve bundan da hiç hicap duymam..

      Sorum şu ki;

      Senin inandığın ve bana göre içinde bir sürü tezat trajedi barındıran, komik komik mantık hataları olan, bir dediğinin başka bir ayette tersini söyleyen (deistim) dinin uğruna da milyonlarca insan öldürülmüştür..

      Bu milyonları öldürenler arasında, hayatı boyunca savaş saflarında -doğal olarak- en ön saflarda olan Muhammed'de vardır.

      Senin inandığın dinin peygamberi öldürünce bir şey yok Cengiz Han öldürünce hemen auwwwwwwwwwww mu maykıl?

      Senin objektifliğinin götüne koyım maykıl..

      Yarın yeniden ateist/deist olabilirsin (Ben çocukluğunda Arapça bilen son derece muhafazakar bir insandım) o nedenle tükürüğünü yalamak zorunda kalacağın şeyleri söyleme bugün, ki yarın zorda kalmayasın..

      Unutma, hayat insana değil tükürüğünü balgamını bile yaratır..

      Sevmediğimiz yahudilerin bir atasözü var maykıl kulağında küpe olarak bulunsun;

      "Dönüp de bir daha su içme ihtimalinin olduğu çeşmeye tükürme.."

      Dönüp de bir daha su içme ihtimalinin olduğu çeşmeye tükürme maykıl..

      (Yazıyı yazım hatasıyla sildiim ilk başta düzeltip yeniden yolladım)

      Sil
    2. Türkçü bir insan olarak dilime de pek tabi ki çok önem veriyorum o nedenle yazım hatası yapmamaya gayret ediyorum.. Yazıyı ilk başta o nedenle silmiştim ama malum sakınılan göze çöp batar..

      "Unutma, hayat insana değil tükürüğünü balgamını bile yaratır.." yazmışım "yalatır" olacak orası..

      Cevap vermekten kaçmayacağını umuyorum Karagümrük çocuğu maykıl..

      Sil
  70. Sen bi Hz. Muhammed'in kaç sene yaşadığını, kaç savaş yaptğını, bu savaşların kaç sene sürdüğünü ve şehitlerle beraber can kaybının kaç olduğunu araştır.
    Ben kaç yıldır bu blogu okuyorum ilk defa yorum yazma gereksiniminde bulundum. Mesela bu iki yazıyı okudum, tüm yorumları okudum, tasavvufçu kesimlerin yorumları bile bana bu kadar batmadı çünkü zaten hepsinin yapacağı yorumları ve soruları adam yazarken düşünüp cevaplamış.
    Bu batma kelimesinden bişeyler devşirip bana küfür edersen senin belanı belanı sikerim.
    Hee bu arada ben de, sen belirtmişsin diye belirteyim, zamanında şöyleydim filan diye, zamanında filan değil hala Türk Ocaklarından çıkmam.
    Senin gibi bi at sikine rastlamadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anasını satayım ben demiştim demli çay güzel şey demişsin Atletico Madrid. Hayır yani ne alakası var bu iki şeyin.Kraldan çok kralcı olmayın çünkü bu çok saçma.

      Bana kufredersen senin belanı sikerim demişsin nihat doğan mısın nasıl bir iç dünyan var senin sen kimsin sana niye küfür edeyim.

      Fikir konuşacaksak gel otur konuşalım ama kraldan çok kralcı olma. Senin bi doğrun varsa söyle de kelalaka bir yerden saldırmak için saldırma.

      1071 ile biten kullanıcı almışsın. Biz Malazgirt'e kansız mı girdik. Fatih İstanbul'u alırken "lütfen buradan çıkar mısınız sayın Bizanslilar " falan mı dedi.

      Demek ki inandığın değerler uğruna, adına ister Cihad de ister ne dersen de can alınabiliyormuş insan öldürülebiliyormuş değil mi?

      Sevdiğin adam inandığın adam savaş meydanında can alınca bir şey yok sevmediğin inanmadığın mı oluyor onu soruyorum.

      Daha açık haliyle iki yüzlülüğün alemi yok diyorum anladın?

      Bu dünyanın gördüğü en büyük canilerden olan Hitlerin bile seveni var maykilin üslubu hoşuma gitmedi benim derdim o.

      Hitlerin bile seveninin olduğu dünyada Cengiz Han'ı milliyetçi duygularla savunmayın bana diyor. Sanane demezler mi adama.

      Sen doğrunu göster amenna ama milletin doğrusuna karışma di mi ama maykil?

      Sonuçta sende insansın hata yapabilirsin?

      Ama böyle senden çok seni savunanlar olduğu sürece sende eksiklerini yanlışlarını biraz zor görürsün işin zor maykil.

      Hadi eyvallah.

      Sil
    2. Gece gece uyumak yerine telefondan bu cevabı yazdım. Güya akıllı telefon ama kelime önerilerilerinin bazılarında sorun var mesela "ı"olayı zor ondan maykil yazdım. Bir de sevmediğin inanmadığın bir adam olduğunda mı böyle oluyor yazacaktım gecenin ilerleyen saati olduğu için o cümleyi komple yazmayı unutmuşum.

      Sil
    3. Sen savaş sebeplerini araştır da konu kapansın. Arastirmasan da konu kapansin çünkü konu bambaşka yerlere kayıyor
      Bu Nihat doğan kanuni gibi birşey mi?
      Tanrı Türk'ü Korusun!

      Sil
  71. Cemre kardeşim ufak bir düzeltme; I pet goat da ki hapishane sahnesinde Hz. İsa' nın Meryem Anaya zuhr edilişi gösteriliyor tabi senin yorumunda ayrı bir bakış açısı. Ayrıca ayetleri aldığın Kuran' ın hangi tefsiri çünkü bazen tefsirler arasında da anlam farklılıkları olabiliyor söylersen sevinirim.

    Daha sık yazmanı bekliyoruz beleş olunca daha tatlı okunuyor.

    Ayrıca antispritüalist kardeşime de selamlar on numara biridir kendisi. :)

    YanıtlaSil
  72. Sikko bu bi teşekkür yazısı:) Yazdıklarını uzun zamandır takip ediyorum. Nerden baksan 3 seneyi geçmiş. Bir çok yazını da face'ten paylaşmışlığım filan var ama bu ikinci yorumum daha.
    "İnsan, Din ve Kuran" ile bu konuda yazdıkların gerçekten çok büyük sorumluluk ve bunun üstesinden geldiğin de çok net ortada.
    İlk yorumumum bu olsun isterdim de eleman çok acayip bi giriş yapmış, ona sövmeden geçemedim.
    Sen yazmaya devam et, eline sağlık.

    YanıtlaSil
  73. Yazı çok iyi ve çok doğru, özellikle Rand'dan o belgeleri bulabilmen isabet olmuş.
    Ama genel olarak yapılan hatayı sen de yine yapmışsın Sikko. Mesaj olarak da atmıştım, fakat ya okumadın ya da görmezden geldin. Sorun şu ki dünya üzerinde Satan'ın adına her türlü haltı yiyen bir sürü insan var. Gösterdiğin o New Age haltlarındaki tiplerden tut, Yahudi Rothschildlere kadar. Aleister Crowley'den Alice Bailey'e kadar.
    Her ökültist insanların sandığı gibi Satanist olmuyor, tam tersine yukarıda saydığım insanlar Demon'ları gelmeye zorlayacak türden işlerle uğraşıyorlar, sırf daha fazla güç umut ederek insan kurbanını onların adına yapanlar da var.
    Bunların (tepedeki yahudilerin ve çoğu ökültistin) asıl müttefik oldukları şeyler insanların melek diye bildikleri düşman taraf.Hatta şurada Jesuitlerin angel'lara yaptıkları bi ritüelden alıntı var: dawn666blacksun.angelfire.com/Evil_Jehova.html

    O New Age (ışık,sevgi vs) saçmalıklarını yayan taraf da bunlar. Plajerenler mesela,sürekli bu love vurgusunu kullanırlar.
    Yazında geçen New Age'cilerin sürekli melek lerden bahsetmesi boşuna değil.
    Zaten düşman hiç bi zaman hiç bişey saklamaz, üstünü sahte bilgiyle kapatır.
    Rothschild lere ve türevlerine gelince, Satan'ın kendisi yahudilerden nefret ediyor.

    ("Israel is going to get what she deserves
    -Satan

    Regarding the Jews:

    THEY ARE *NOT* MY PEOPLE!
    -Satan) http://dawn666blacksun.angelfire.com/Main.html

    Olay şu: Satan/EA/Enki insanlığın orijinal yaratıcısı. Sümer tabletlerinde bahsediliyor bundan. İnsanlar dünyada hayvanlardan farksızken, başka bi gezegenden Dünya'ya sivilizasyon kurmaya gelen zeki varlıklardan, EA'nın nasıl genetik mühendislik yöntemleriyle insan genleriyle kendi türünün genlerinin sentezinden yeni bi tür oluşturduğunun, ilerleyen zamanlarda 'Altın Çağ' denen dönemlerde insanlarla Tanrıların nasıl beraber yaşadığının kayıtları var antik kaynaklarda. Saldırıdan beri, Satan ve diğer Tanrılar Orion'dalar, kendileri de bunu birkaç kez söylemişler. Giza Piramitleri de Tanrılar'dan mesaj olarak tam Orion'un altına denk geliyor

    Bahsettiğim saldırı, reptilian ve grilerin insanları köleleştirmek için Tanrılarla savaşmalarıydı. Tabii bu arada Satan'ın ırkından olan 'Nordic' ler diye bilinen taraftan da reptilianlarla aynı tarafa geçenler oldu.
    Reptilianlar insanlarla melez olan başka bir ırk yarattılar ve bu ırk yahudilerdi.

    Dinlerin amacı en başından beri insanları/yahudi olmayanları kontrol altında tutmaktı. Zaten Talmud'da da yahudi olmayan herkesin pagan diye geçmesi bunun yüzündendir.

    Yazında da geçen 'tanrı olma' konusuna gelirsek, sanırım 'pagan' demenin sebebi eski pagan dinlerindeki 'god-head' konsepti. O gerçek anlamda bi 'tanrı olma' değildir, zaten gerçekte tek bir herşeyi yaratan, evrenin efendisi megalomanyak bir tanrı yoktur.
    Tanrı olma, 'Tanrılar gibi olma' kavramından gelir. Biz, yani yahudi olmayanlar, çakra çalışmaları vb yöntemlerle önce kundalini'yi (biyoenerji) yükseltir bedenin enerjisini en üst seviyeye getiririz ve sonraki çalışmalarla Magnum Opus (god-head)'a ulaşabiliriz. Bu Satan'ın son çalışmasıydı, insanların köle olması yerine Tanrılar gibi olmalarını istemişti. Hatta bu sitede (http://www.angelfire.com/empire/serpentis666/Magnum_Opus.html) direk Satan'dan alınan magnum opus meditasyonu yer alıyor. Magnum opus'a ulaşmış insanlar var, ve bu insanlar hiç yaşlanmıyor çünkü vücutları sürekli yenileniyor, grileşmiş saçlar düzeliyor. Ancak ölümsüz değiller
    Antik Mısır yazıtları, tabletler, eski Yunan mitleri hepsi bu god-head için yolları gösteren alegoriler içerir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam dinlerin amacı yahudi olmayanları kontrol altında tutmaktı demişsin ama tevrat, zebur, incil yahudilere gelmiştir. Hz.İsa bile yahudidir ve yahudilere gönderilmiş bir peygamberdir. Zaten yahudilere teblig etmiştir, havariler bunu değiştirip yahudi olmayanlara da tebliğe başlamıştır. Yani Hz.Yakup sonrası hep yahudilere gönderilmiş peygamberler var, taaa ki Hz.Muhammed e kadar.. Hz.Muhammed in peygamberliği ise evrenseldir.

      Bu anlamda peygamberlerin çoğu yahudilere gelmişken nasıl oluyor da sizin yazdığınız "yahudi olmayanları kontrol altına almak için..." diyebiliyorsunuz.

      Biz biliyoruz ki sizin bahsettiğiniz "Satan" ın insan ırkından en büyük yardımcıları yahudilerdir. Sizin satan ile ilgili yazdıklarınız zaren yahudilerin uydurdukları ve inanmanızı isredikleri şeylerdir.

      bu orion dur nordic dir, kimi hindu kimi yamyam kimi bilmem ne bela adamlardır bunların hepsi bu adamların size yutturmacasıdır.

      şimdi devir değişince "kozmik din", "cosmology" cart curt sihirli kelimeler kullanarak insanları aldatmaya çalışıyorlar.

      Albert Pike ile Guiseppe Mazzini dünya savaşlarını planlarken ne diyordu; "3. dünya savaşı dinleri yeryüzünden kaldırmak için yapılacak".

      insanda inanç bir ihtiyaçtır ve bu boşluğun doldurulması gerekir. bu adamlar bu işin taaa Hz.Süleyman devrinden beri toplum mühendisliğini yapıyorlar. işte adamların planı bu, adına ister kozmik din deyin isterseniz başka birşey deyin hepsi burada sikko nun anlattığı kapıya çıkacak..

      Sümer tabletlerinde yazdığınız şeylerden bahsedilmiyor, onlar insanlara sallamasyon, sanki şimdi kalkıp gidip sümer tableti okuyacaksınız. Bunu özellikle yalan yanlış pompalıyorlar. Özellikle ülkemizde de bunun bir proje olduğu ortaya çıkmıştı.

      Hadi deseniz ki Adem - Lilith yaratıldı, sonra Lilith Adem i istemedi Satan ile birlikte oldu bu ayrı bir ırk oldu. Sonra Allah Adem yalnız kalmasın diye Havva yı yarattı bunlardan da insan ırkı oldu. belki bu bile Yahudiler Sümerden alıp böyle inandığı için onlar açısından kabul edilebilir ama sizin enki yarattı, satan yarattı olayı sümer de falan yok..

      bu sümer tableteri olayı bu son yüzyılın en büyük yalanlarından biridir ve altında da aynı ekibin imzası vardır.

      yakında daha orjinaller gelecek biraz sabrederseniz. bazı yazıtlar, kitaplar bulacaklar (düzmece) ve onun üzerinden kiliseyi, hristiyanlığı yıkacaklar. Tabi new age yeteri kadar taraftar topladıktan sonra olacak bunlar. o bulacakları eserler de ne hikmetse insanları new age yönlendirecek bilgiler ile dolu olacak.. az daha sabır..

      Sil
    2. Eğer Satan'ın en büyük yardımcıları yahudilerse neden biz uluslararası bir Satanist grup olarak (joyofsatan.org 'dan JoS e group) aylardır, hatta yıllardır yahudileri yeryüzünden silmek için rune vb kullanarak grup ritüelleri yapıyoruz? Verdiğim sitedeki herşey doğrudur ve şahsım tarafından da kanıtlanmıştır Demon'ların bizimle çalıştığı, üstteki yorumumda geçen Satan'ın sözü de aynı şekilde direk alıntıdır.
      Bizim o saçma New Age'cilerle bi alakamız olmadığını, onların tam tersine karşı tarafla çalıştığını da söylemiştim.
      Yine tekrarlıyorum, bu tepedeki salaklar gerçeğin üstünü kapatırlar, bu çok doğru, saklamazlar.
      Satan yok demezler, Satan kötü derler. Uzaylılar yok demezler, New Age den sokuştururlar, meditasyonları/yogayı bozarlar (Satan'dan direk uyarı var bu konuda http://www.angelfire.com/empire/serpentis666/Yoga.html ), yapmadıkları şeyler değil.
      Her ökült çalışmaya 'Satanizm' imajı verirler, halbuki ökült çalışmalar tamamen akıl gücüdür, telekineziyi bile katabilirsiniz bunun içine.
      Çoğu ökültiste Satanist dendiği halde çoğunlukla tam tersidir. Genelde insanlar ökültizimle daha fazla influans için uğraştıkları için Demon'ları bile suistimal ederler.
      Yukarıda verdiğim Jesuit/cizvit (bu arada Weishaupt da bir yahudi ve citvitti) ayininde kimlere yakardıklarını görürsünüz.

      Son olarak, Adam-Lilith diye bişey hiçbir zaman olmadı.
      Satan her zaman Lilith ile beraberdi. Adam'ın orijinal adı 'Adapu' dur ve Satan'ın ve genetik çalışması sırasında oluşturduğu bir insanın genlerini taşır.

      Sil
    3. Okültizm ve ritüeller ile alakalı çok farklı çizgide çalışmalarım var. Yeni bir alfabe yazıyorum. Söylediklerin ilgimi çekti Archer 666. Özellikle yahudilerin kökeni ve Satan ile olan ilişkisi ve yaptığın ritüeller üzerine sohbet etmeyi dilerim. Bahsettiğin konularla ilgili elimdeki bilgiler çok farklı, fakat kaynaklar üzerine sohbet etmeden bir sonuca ulaşamayız.
      bloodbane@windowslive.com'dan bana ulaşabilirsin.

      Sil
  74. Ben bireyci insanım. Ben benim. "Biz" olduğumuzu iddia eden herkes istisnasız bu dünyanın anasını sikmiştir. "Biz" olduğumuzu iddia eden herkes, ağzından "biz şöyleyiz, biz böyleyiz" lafları düşmeyedursun, bir taraftan gidip kişisel boş hırslarının peşine düşerek ortalığın anasını ağlatmıştır. İnsanların kafirliği, yani var olan gerçeğin üstünü örtmeleri, daha bencil oldukları gerçeğini kabul etmedikleri anda başlıyor.

    Bu yazıyı tabi ki kendim için yazdım. Hiçbiriniz için yazmadım bu yazıyı. Zira "ben" olmasaydım bunların hiçbir önemi olmayacaktı, ben sadece bir "ben"im.

    Rand'ı sevmiyorsun ama Rand'ın felsefesine göre yaşıyorsun?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazılarında söylediğin 9 doğru 1 yanlış olayını artık sen de mi yapıyosun yoksa,islam bencilliği kutsar?rand da bencilliği kutsar...

      Sil
    2. Islam bencilliği kutsamaz, ANCAK Takva'yı üstün sayar. Takva ise özetle 'kendilik bilinci' dir. Maykıl kendisinin 'kendisi' olduğunu söylerken tamamen İslama uygun bir iş yapmış oluyor. Bakın 'ben üstünüm' demiyor bu çocuk, ben 'ben'im diyor. Tasavvuf ise benliği yok etmeye çalışarak Kuran'dan %100 sapma göstemiştir. Umarım anlaşılabilmişimdir.

      Sil
  75. egoyu yenersen allah olursun derken allah olmanın egoistik bir durum olduğunu düşünebiliriz,ama durum farklı.islam kelimesi teslimiyetten gelir egonun tamamen teslim olması demektir,insanın verebileceği en büyük savaş allah adına kafirlere vereceği değil,kendiyle,içine dönük,egosuna karşı vereceği savaştır.Ayn Rand ve feslefesi bu ego muhabbetini aşırı kutsar,egonun şart olduğunu,biz demenin kötü olduğunu ve yıkıcı sonuçlara yol açtığını söyler,senin gibi.Vahşi kapitalizmin peygameridir rand.Ve tabiki ego.İslam bencilliği kabul eder diyorsun ama komşusu açken yatanların kabul edilmediği,ümmet mantığının geliştiği islamda egonun yeri pek yok gibi görünüyor.bu bağlamda egoya ve nefse verdiğin savaş seni allaha daha yakın yapar.insan allahını kendisi yaratmaz mı zaten?kişi nasılsa allahı da öyle olur,kişi 'kişi' sıfatından uzaklaştıkça egosunun 'yarattığı' allahtan uzaklaşır.yaratan ve yaratılan bir ikiliktir.allah birdir.

    YanıtlaSil
  76. en el hakk durumu egoistçe bişey değildir.kişinin kendini allah olarak görmesi değildir bu durum.firavun gibi ben tanrıyım demek değildir.nefsini ve egosunu yenmiş bir insan kapitalizm ve yeni dünya düzeni için en büyük düşman değil de nedir?yeni dünya düzeninin yaratmayı amaçladığı insan sürekli 'ben' diyen insan değilmidir?egosunu nefsini yenmiş bir insan sürekli tüketim döngüsüne kapılmaz bu da onu yeni dünya düzeninin kankası değil de korkulu rüyası yapar.hakk bende demek,en el hakk demek,insanın içindeki sırra ermesi,bu sayede iblisin sürekli fısıldadığı egosuna fırsat veremeycek kadar değerini bilmesidir.kendini tanrı zannedenler kapitalistler ve güç sevdalılarıdır.kendinin tanrı olduğunu bilenler hiç birşey istemezler,egoları yoktur.burda tanrı olmak demek ben allahın ta kendisiyim demek değil,biz hepimiz herşey,kainat bu bağlamda allahla biriz demektir.ayrım ikilitir,allah birdir.iyi ve kötü diye birşey yoktur,ego vardır.tüm bu kötülük dediğimiz olay egodan dolayı kaynaklanır.iyi de egodur.kötü de egodur.senin bahsettiğin iyilik durumu da egosal birşeydir ahanda bu :

    Kuran benim bencilliğimi kabul ediyor, onaylıyor. Ve hatta diyor ki "Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da kendi aleyhine yapmış olur". Ve Kuran; bencilliği ayıplamak veya insanın yaratılışında var olan bu bencilliği değiştirmeye çalışmak gibi tuhaf bir şey yapmaya kalkmak şöyle dursun, onu doğru yere kanalize etmeyi öğretiyor sana. Bencil olan insanın ihtiyacı olan tek şeyi, o bencillik kriterlerini veriyor.

    iyiliği iyilik olsun diye yapmak da egoyu beslemektedir.iyilik denilen durumu egonu yendiğinde otomatik olarak yaparsın,bu senin için yapılmak zorunda olan bişey değildir.iyiliği eğer allaha hesap vermek için yapacaksan,allaha karşı bir cevabın olsun diye iyilik yapıyorsan bu yine egona hizmettir.ben iyiyim çünkü bunun bir karşılığı var durumudur bu.iyiliği de birşey için yapıyorsun.fakat egon yoksa iyi de yoktur kötü de.ikilik yoktur.kötülük dediğimiz olay da egodan dolayı vardır.iyiliği ve kötülüğü terk edersen,egonu terk edersen özü bulursun,buna hakk da diyebilirsin allah ta,işte en el hakk böyle birşey.

    YanıtlaSil
  77. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  78. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  79. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  80. Part 1-4

    Sikkocuğum.. Canım kardeşim.. Yazılarını sürekli takip ediyorum, çok da beğeniyorum. Tasavvuf ile ilgili olarak benim yıllardır, hatta ve hatta ben daha çocukken bir gün Eyyüb Sultan Camii'ne gittiğimizde o caminin türbe kısmının yanına sonradan eklenen tasavvuf alimi bir zat'ın (!) çilehanelerini gösterdiklerinde, ordan birine "çilehane ne?" diye sormuştum.. Bana "Burda bulunan zat'ın, bilmemne hazretlerinin kendini nefsinden arındırdığı yer dediğinde, "nasıl nefsinden arındığı yer?" diye sormuştum.. Cevaben: "kendisi burada aylarca sadece bir lokma ekmek ve suyla yaşamış, ömrünü sadece ibadetle geçirmiş, ne harama bakmış ne de dünya malına kapılmıştır" vs.vs. gibi şeyler demişti. Ama bana daha 13-14 yaşlarımda bile bu mantıklı gelmemişti. Şuan 29 yaşındayım ve hâlâ da düşüncelerim değişmedi.. Değişmemesi bağnazlığımdan değil, mantık olarak saçma buldum ben bunu hep.. Arkadaş nefsini terbiye etmek demek, nefsini sınayacak herşeyden uzakta bir kutunun içinde yaşamak demek değil, aksine nefsini azdıracak şeylerin olduğu bir ortamda yaşayıp o azdıracak şeylerden iradenle uzak durmandır..imtihan budur.. Yoksa kendini kutuya kapatıp hiçbirşey görmeden duymadan yaşayacağın bir dünya zaten imtihan dünyası değil, tam aksine "imtihandan kaçmaktır"... O zaman salih müslüman olan insan Robinson Crusoe gibi yaşasın anasını satayım, herkes kendi kutusunda insan görmeden, kadınla, parayla, hakla hukukla imtihan olmadan hayvan gibi yaşasın, sadece ve sadece ibadet etsin, başka birşeyle meşgul olmasın, buna da "salih müslüman" diyelim.. Hadi ordan!.. Oysa müslüman, ibadet ettiği gibi çalışmak zorundadır, evlenmek zorundadır (Allah'ın emridir bu..) Ki belli yaşa kadar evlenmeyen "hormonları düzgün çalışan" hiçbir erkek yoktur ki, hayal ve arzulara kapılmayacak olsun, çünkü insanın kendisi "nefs"ten yaratılmıştır.. Nefs'i öldürmek diye birşey yoktur, o "insanlığı öldürmek" demek olur... Nefs'i sadece terbiye etmek vardır islamda.. O da haramlar etrafımızda iken haramlardan irade ile sakınarak olur.. Örnek verecek olursak: sex ihtiyacımızı gidermek için genelev'e gidip harama el uzatmak yerine helal olacak bir kısmet ile evlenmekle olur bu... Evlenmemek ve kadından uzak durmak erkeğin fıtratında olmadığı gibi nefs'i öldürmek anlamına da gelmez... Eğer uzun süre kadın görmemeyi ve kutuda yaşamış bir erkek varsa ve "ben nefsimden muaf oldum, artık kadına arzu duyumuyorum" derse ben o adamın tesisatının çalıştığından şüphe ederim.. Ya ibne olmuştur, yada başka bi problem vardır... O yüzden zaten evlenmek hem Allah'ın emri hem de en önemli sünnetlerdendir. Peygamberimiz: "Aranızda en hayırsız ölenlerden biri, nikahsız ölenlerinizdir" diye buyurmuştur. Ama gelgelelim bu tasavvuf ehlinin Velilerine bakarsanız bir kısmının hayatı boyunca evlenmediğini görebilirsiniz.. O zaman şu soru akla gelir; Bu adam erkeklik ihtiyacını nasıl gideriyordu? Peygamberimiz Hz.Muhammed S.A.V Peygamber olmasına rağmen evlendi... ve eşleriyle birlikte oldu... Çünkü her insan gibi kuranda buyrulduğu üzere Resulullah Hz.Muhammed S.A.V'da bizim gibi bir İNSAN idi.. ve insani ihtiyaçları vardı... Tasavvufçu Veliler kim? Siz kimsiniz amk? Peygamber'den daha mı üstünsünüz? Hayır hacı, bu tarz hareketleri zamanında Peygamberimiz yaşarken de yapmaya kalkmış olan insanlar var.. O olayların ben zaten ibret olması için yaşandığını dahi düşünüyorum...Alın size o konuyla ilgili çarpıcı bir örnek:

    YanıtlaSil
  81. Part 2-4

    "Enes ibni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi:

    Peygamber Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahâbeden üç kişilik bir grup, Peygamber hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve

    – Allah’ın Resûlü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır, dediler. İçlerinden biri:

    – Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım, dedi. Bir diğeri:

    – Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncü sahâbî de:

    – Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim, diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi:

    – “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazan oruç tutuyor, bazan tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.”[3]



    * Yani peygamber (s.a.v.)’ buyurur ki: daha iyi müslüman olacağım diye aşırı gitmeye gerek yoktur, en güzel örneğimiz O’dur. Bizler ancak gücümüzün yettiğinden sorumluyuz. Sünnetten yüz çeviren bidat ve sapıklığa düşer. "

    YanıtlaSil
  82. Part 3-4

    Al sana tasavvufçuların düştüğü sapıklığın sebebine örnek.. Bu tasavvufçular ben eminim ki bu amellerine aslında inanarak başlıyorlar.. Zaten evvelde inanmış olmadan, evvelde doğruları yapmadan yanlışa sapmak yoktur.. İnkar edebilmen için önce inanman gerekir.. Muhtemelen bu tasavvuf alimi olduğunu iddia eden şirin babaların birçoğu evvelde dinlerini dosdoğru yaşamaya çalışan gerçekten salih insanlar idi... Zaten ilk başta bu yüzden sevildiler ve toplumun yüksek kesimi tarafından saygı gördüler.. Ama yukardaki örnekte olduğu gibi büyük bir hataya düştüler.. O hata da şu: "AŞIRIYA GİTTİLER VE HADDİ AŞTILAR".. Kötülükte haddi aşmak insanı nasıl mahveder ise, ibadette, dini vecibelerde vs. de haddi aşmak ve inmemen gereken derinlere inmeye çalışmak kişiyi daha inançlı yapmaz, aksine "sapıklaştırır ve dışardan bakıldığında gerçekten saçma sapan hareketlerin içine düşürür..." tıpkı çilehaneye kapanıp acı çekerek nefsi terbiye etmeye çalışma saçmalığı gibi..

    Şimdi sikkocum sen gerekenleri zaten yazmışsın.. Ancak sana burda önemli ve hatta çok önemli bir uyarı yapmam gerek... Öncelikle iki konuda iyi araştırma yapmanı rica ediyorum... ve senin gibi birşeyleri araştırarak öğrenen biri olarak ve biryerlere gözü kapalı bağlı olmayan biri olarak (belki de yanılabilirim, bana bir ispat sunarsın da aaa sikko haklıymış derim) ama öncelikli uyaracağım şey şu:

    Kutub-ü Sitte: "Peygamberimiz Hz.Muhammed S.A.V'ın yaşadığı dönemdeki yakın arkadaşları (Ehl-i Beyt ve Sahabi'lerin) Peygamberimiz S.A.V'den duydukları tüm sözleri (sahih hadisleri) içeren bir kaynaktır.. Bu yüzden Kutub-ü Sitte'de yukarda konuda gösterdiğin gibi "herşey Allah'ın bir parçasıdır) şeklinde bir hadis olduğunu sanmıyorum.. O forumdaki kişi muhtemelen uydurmuştur yada Kutub-ü Sitte'yi götüyle okumuştur... Ha.. sonradan ekleme yapıldı mı o kaynağa onu bilemem sonucta bu kaynak kuran değil ama altında "Hz.Ayşe R.A'dan aktarıldığına göre, Hz.Tirmizi'den aktarıldığına göre, Hz.Buhari'den aktarıldığına göre, Hz.Ebubekir'den, Hz.Ali'den, Hz.Osman'dan, Hz.Ömer'den, Hz.Ebu Hureyre'den, Hz.Cafer'den, Hz.Halid Bin Velid'den vs. Aktarıldığına göre vs. diye başlayan tüm hadislerin SAHİH olduğuna emin olabilirsin çünkü bu saydığım zatların hepsi ama hepsi Peygamberimiz S.A.V'ın ailesi ve yakın çevresidir.. Birinci elden aktarılan hadislerdir.. Dıdısının dıdısından aktarılma olan sahih olmayan hadisler değildirler... Bu saydığım kişilerin çoğunu tanıyorsun zaten, örneğin Tirmizi Hz. Peygamberimiz S.A.V'ı o kadar çok seviyormuş ki, ömrünü Peygamberimiz S.A.V'ın sözlerini ezberlemekle ve hatta onun her hareketini ezberlemekle geçirmiş bir insandır. Ki Peygamberimiz S.A.V'ın sözlerinin hiçbiri zaten kişisel değildir biliyorsun.. Peygamberimiz asla kendi kafasından dine yorum ve fikir katmamıştır.. Kuran'da olmayıp Peygamberimiz S.A.V'ın buyurduğu bazı şeyler de vardır (ki bu buyurdukları da zaten Allah'tan aldığı bilgilerdir).. Örneğin Kuran'da "namaz kılın" diye yazar ama namazı nasıl kılacağını yazmaz.. Onu insanlar Peygamberimiz S.A.V'den öğrenmiştir.

    YanıtlaSil
  83. Part 4-4

    Yada örneğin Peygamberimiz S.A.V Kudüs'te Mescid'i Aksa'dan Mirac'a yükseldiğinde Miraçta iken gördüğü bazı şeyleri ümmete aktarmıştır. Mesela: Cehenneme baktım ve orda en çok kadınların olduğunu gördüm der.. İnsanlar "neden ya Resulallah?" diye sorduğunda; "Kibirleri ve nankörlükleri sebebiyle" diye buyurur.. İnsanlar tekrar "Allah'a karşı mı kibirlerinden en çok cehennemde kadınlar olacak?" diye sorarlar.. Peygamberimiz de: "Hayır, çoğu kadın malesef ki, erkeği ömrü boyunca didinse ve çabalasa, kadını için saçını süpürge etse sesleri çıkmaz, ancak erkeklerinde en ufak hoşlarına gitmeyen birşey sezinlediklerinde <bugüne kadar sen benim için ne yaptın ki?" diye söylemeleri yüzündendir... diye cevap verir.. Mesela bu tarz bilgiler, davranışlarla ilgili bazı bilgiler vs. Kuran'da bulunmaz.. Ancak Hadis'te söylenmesi de zaten Allah'ın emrinin aksi değildir.. Çünkü dediğim gibi Resulullah hiçbir cümlesinde Allah'tan aldığı emirler haricinde kendi iradesiyle fikir üretip konuşmamıştır.


    İkinci konu: Ben geçen gün İmam Gazali'nin 6 cildlik "İhya-i Ulimid Din" adlı kitabına başladım.. Türkçesi biraz ağır ama şimdiye kadar okuduklarımda tasavvufi bir cümleye rastlamadım. Ki kendisi zaten benim bildiğim kadarıyla Tasavvufçu değildir... İmam Gazali dönemin ilim seviyesine göre, lisanlardan tut, somut ilimlerle de uğraşmış bir zattır.. Hatta birçok dünyanın yaratılışı ile ilgili tesadüfe şeylere inanan birçok ateiste somut ilimle çok hikmetli laflar giydirmiş ve tek amacı döneminde bozulmaya başlayan, hurafelere ve yezidilerin ayağına düşmeye başlayan islam ümmetini doğru yola sevk etmek ve insanlara Kuran'ı ve Peygamberimiz S.A.V'ı öğretmek olmuştur..

    Dediğim gibi yanılıyor da olabilirim, araştırıyorum işte sen de araştır... özellikle bu iki konuyu araştırmadan hüküm verme bence...

    Neyse sikkocum saygılar.. birgün senle karşılıklı oturup muhabbet dahi etmek isterim.. Tam benim kafasın amk :D

    YanıtlaSil
  84. Onu bunu bilmem de hemen hemen her müslümanın gözünde Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bektaşiler mübarek insan pozisyonunda yer alıyor. Peki kime göre mübarek, neye göre mübarek? Bunun bir ölçütü yok ki. Zaten sırf bu yüzden bu işte bir bit yeniği olduğu belliydi. Çok aydınlatıcı bir yazı olduğunu düşünüyorum.

    Illuminatiye dair farklı bir yazı... Beklerim

    http://fikirdak.blogspot.com.tr/2015/04/illuminati.html

    YanıtlaSil
  85. Kısaca; Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  86. Kısaca; Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  87. Aklına, mantığına ve emeğine sağlık sikkocum

    YanıtlaSil
  88. Bu yazının ülkemizdeki her insana ulaşması gerekir.Lakin ulaşsa bile bizim insanımızın bu kadar detaylı ve uzun bir yazıyı okuyacak ne bir isteği ne de sabrı vardır. Benim önerim burdaki bilgilerin ışığında 1-2 saatlik belgesel niteliğinde video hazırlayıp bunu youtube facebook ve bilimum sitelere koymak.böylece istediğimiz gerçekleri görmesini istediğimiz hedef kitleye ulaşırız.eminim etkili olacaktır.

    YanıtlaSil
  89. daha çok şey okuman lazım yiğen.

    1- said nursi (nurculuk) ve fethullah gülen (gülencilik) kesker alaka iki kişidir.
    http://www.risaleajans.com/nur-alemi/said-nursi-ve-fethullah-gulen-hareketi-arasindaki--fark

    2- said nursi kitaplarında bu meseleyi senden bin kat daha iyi anlatmış ve anlamıştır.

    http://www.bediuzzamansaidnursi.org/icerik/said-i-nurs%C3%AEnin-vahdet-i-v%C3%BCcuda-bak%C4%B1%C5%9F%C4%B1
    http://www.sorularlarisale.com/makale/1505/vahdetu8217l-vucud.html
    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13/vahdet-i-vucut-hakkinda-biraz-bilgi-verir-misiniz.html

    3- 1. maddeye ek bir karşılaştırma örneği olarak gülenciler said nursi nin kitaplarını sadeleştirme bahanesiyle değiştirmeye çalışmışlardır. burada sadece bazı örnekler var. http://www.timeturk.com/tr/2012/12/21/iste-risalei-nur-da-yapilan-tahrifatlar.html
    bilerek veye bilmeyerek panteist manalar eklemişler.

    4-ilham diye bir şey vardır. kalb diye bir şey vardır. bunlardan haberin yoktur.
    http://www.sorularlarisale.com/makale/9298/risaleler_ilhamla_mi_yazildi_ve_ilham_ile_vahiy_iliskisi.html

    5-
    nefsi öldürmek diye bir şeyi said nursi yazmamıştır.
    http://www.sorularlarisale.com/makale/21510/risale-i_nurda_nefis_nasil_tarif_edilir_risale-i_nura_gore_nefis_terbiyesi_nasil_yapilmalidir_ve_diger_mesleklerden_farki_nedir.html

    6-
    said nursinin tarikata bakışını hiç bilmiyorsun
    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1132
    zaten okur musun, nasıl okursun meçhul
    7-
    said nursi spiritualizm ve masonluğu bir düşman olarak çok defa zikreder kitaplarında. osmanlıcadaki adı ispirtizma dır.
    http://www.sorularlarisale.com/makale/17270/ispirtizma_ile_peygamber_veya_evliyanin_ruhunun_hakikatinin_bir_cilvesi_cagrilabilir_mi.html
    http://www.sorularlarisale.com//index.php?s=article&aid=13091
    8- imam-ı rabbani kimdir?
    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/11795/imam-i-rabbani-hazretlerinin-hayati-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html
    9-mevlana
    http://m.sorularlaislamiyet.com/index.php?oku=185191
    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/11927/mevlana-celaleddin-i-rumi-ve-sems-i-tebrizi-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html
    10-tasavvuf
    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13175/tasavvufta-ilerlemis-islam-alimleri-insanlar-ile-allah-in-ayri-varlik-sayilmasini-istememisler-midir-allah-insan-iliskisi-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html
    11-
    said nursiye göre tasavvuf ve ibni arabi
    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/8441/muhyiddin-arabi-nin-kitabini-okumak-caiz-midir.html
    12-ibni arabi
    http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/12009/muhyiddin-i-arabi-yi-nasil-tanimaliyiz-vahdet-i-vucud-inanci-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html

    Sen bunların hiç birisini okumaya dayanamadın. Tıpkı senin yazılarını başkalarının cahillikten okuyamacağını düşündüğün gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sorularlaislamiyet.com ve sorularlarisale.com üzerine kurulu bir hayat

      Sil
  90. Rand Corporation (Santa Monica) Binası
    http://hizliresim.com/g5Lpj5
    Dileyen internetten ufak bi baksın.

    YanıtlaSil
  91. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  92. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  93. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  94. Arkadaşım Said Nursi'nin spritualistliği düşman olarak görüp görmemesi önemli değildir... Önemli olan onu kendisinin yapıp yapmadığıdır... Örnek verecek olursak; Birçok kişi "ben şunlardan nefret ederim, dediği halde farkında olarak yada farkında olmayarak aynı boku kendi de yer, ama asla ve asla "bu boku ben de yedim" demez... Tıpkı "din.. din.." diye bağıran bir takım hacı-hocaların dini dejenere etmesi gibi... Mesela mevlanayı örnek alalım: Kimse bana "mesneviyi inkar eden kafir olur" cümlesini mantıklı olarak açıklayamaz... Şimdi Mevlana'ya soracak olsan sana derdi ki: "Ben şirki sevmem, şirke karşıyım, hatta en büyük düşmanım şirk koşmak..." Tutupta sana "ben hardcore şirk koşuyorum" diyecek hali yok.. Bir insan ne düşündüğüne göre değerlendirilmez bu yüzden.. Ben şirkten nefret edip etmediğine değil, kendisinin ne bok yediğine bakarım adamın... Gel gör ki "mesneviyi inkar eden kafir olur vs." gibi sözler söyleyerek kendi sözlerini içeren bir kitabı Allah'ın indirdiği Kuran'ı Kerim'e denk tutması zaten şirkin babasıdır... Hemde daha önsözde... Daha baştan kokuyor zaten balık... (ki öyle de kokar zaten)... Sen kimsin ki, doğru sözler içeren bir kitap da yazmış olsan, hele ki doğruluğundan emin de olsan, kendi yazdıkların için "bunu inkâr eden kâfir olur" dersin? Kuran'ı inkâr etmek başka, ancak Kuranı açıkladığını iddia eden kişinin yaptığı açıklamaları doğru bulmayıp yorumları inkâr etmek bambaşka birşey... Savunucuları da hemen Mevlana'nın doğru ve dürüst sözlerini bulur, Bak bunu bunu diyen adam nası ruhçu olabilir? Nasıl yanlış olabilir? gibi şeyleri yaftalamaya çalışırlar.. Arkadaşım.. ciğerini yediğim: Nietzsche'yi de araştır, adamın efsane sözleri de var ama aslına bakarsan tam bir GAVAT... Böyle düşün bu olayı!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ... ... ... neyse... ben ne diyorum???
      yapmıyor dememe gerek bile yok. sen yaptığını gösterebilir misin? mevlana mı dedim ben? ön yargı? beyin? türkçe?

      Sil
    2. Arkadaşım ben Risale-i Nur'u zamanında inceledim... Hatta negatif bir bakış açısıyla da değil, Said Nursi'nin gerçekten müceddid olduğuna inanarak ve hevesle başladım okumaya... Aynı şekilde Mevlana'nın Mesnevi'sini de... Onu sadece örnek olarak söyledim.. Kaldı ki ben inanma içgüdüsü ile okumama rağmen önce bazı sözler bana tuhaf geldi.. Neyse dedim devam ettim, herhalde ben yanlış anlıyorum, orda öyle demek istememiştir dedim kendime (sikko'nun anlattığı gibi)... Ancak okurken aynı zamanda sorgulayan bir yapım da var.. yok değil.. Okuduğum tek bir kitaba kesinlikle sorgulamadan ve doğruluğunu değil tartışmak, böyle birşeyi aklıma dahi getirmeden tam inançla okurum.. O da Kuran-ı Kerim'dir. Çünkü Kuran-ı Kerim bizzat Allah'ın sözüdür.. Bizzat Vahy'in ta kendisidir.. Ancak insanoğlunun yazdığı herhangi bir kitabı (Bu Said Nursi yada başkası olsun farketmez.. sonuçta onlar da insan), insan elinden çıkma her kitapta özgün fikirler bulunur.. Zirâ fikirler doğru çıkabileceği gibi yanlış ta çıkabilir ve gayet yorumlanabilir... Yorumlamakta sakınca da yoktur ayrıca.. Ama Risale-i Nur'u okurken öyle şeyler yazıyor ki daha başlarda (aynı mesnevi gibi) Said Nursi Risale'i Nur'un yorumlanmasının bile kâfirlik olduğunu söylüyor (!)... ve Risale-i Nur'u (kendi yazdığı kitabını) öve öve bitiremiyor... ve Mesnevi'de olduğu gibi Risale-i Nur'u Allah'tan aldığı ilhamlar (vahiy) ile yazdığını kendi de bizzat açıklamaktan çekinmiyor... Aç oku Risale-i Nur'u.. özellikle " “Sikke-i Tasdik-i Gaybi” Risalesini ama altını çiziyorum.. Ondan sonra elini vicdanına koy ve düşün... Adam Risale'i Nur'u resmen Kuran ile, kendini de Peygamber ile eşdeğer görüyor... Hatta ve hatta bazı noktalarda sanki daha üstünmüşcesine haddi iyice aştığı oluyor... Tabularınızı yıkın sizde, bazı şeyleri görün dostum... Koca 1-2 nesil bir adamı mübarek olarak biliyor diye sorgulamadan, okumadan, düşünmeden toplumun inandığına (koca toplum inanıyor ise doğrudur) mantığıyla düşünmeyi bırakın artık... Allah herkese, her insana özgü akıl ve fikir vermiş...

      Sil
  95. Brad bird'ün yakında çıkacak olan filmi Tomorrowland de kurguladıkları yeni dünya ile ilgili gibi görünüyor.
    Link: http://www.filminisecizle.com/tomorrowland-full-film-izle/

    YanıtlaSil
  96. Sikko ilgini çekebilecek konuyla alakalı taptaze bir haber ;http://www.habergazete.com/spor-detay/2/73423/O-Seksi-Modelden-sok-Paylasim-2015-04-23.html

    YanıtlaSil
  97. kardeşim selamlar öncelikle bütün yazılarını okumuş biri olarak yaptığın emekler ,araştırmalar,sorgulamalar en azından doğruyu arayışın ve bu yolculukta edindiğin bilgileri bizlerle paylaştığın için tüm kalbimle Allah senden razı olsun diyorum.senin gibilerin varlığı bence kuran ı anlamak -anlamaya çalışmak- ı sadece mektep medrese görmüş emsile bina maksut kelam fıkıh okumuş(ukumamak lazım demiyorum zira gereklidir) kişilerin yapabileceği ilmi olmayanların kurandan hiçbirşey anlayamayacağı ,anlasa da yanlış anlayacağı zannı nı kırdığın,evini yolunu bulabilcek zekaya sahip bir insanın Allah ın yolunu da aklederek bulabileceğini gösterdiğin için teşekkür ederim.hepimizin eksikleri olduğu gibi senin de olabilir bunu benim bildiğin gibi senin de bildiğini zihninin bi köşesinde ''acaba'' yı Allah ı sevmekle cezalandırıcı vaatlerinden korkmakla beslediğini ve yaptığımız yanlış ve eksik tespitleri doğruyu kuran da aramandaki amelince Allahın merhametiyle muameleye tabi tutulmasınındaki ümitvar hislerimi paylaşmak istedim.bu replitilianlar rainman ler bedenini şeytana satan ünlüler vs konulu yazılarını başka kaynakları okuduğum gibi ilgiyle okudum.ve senin gibi her kaynaktan süzmeye çalıştığım! doğruları biriktirdim.daha sonra yaptığım araştırmalarda internette sayik erol tangut adlı birine rastgeldim.yaptığı cin çıkarma-konuşturma seaslarını izledikçe senin gibi bu insan bedenini kontrol altına alan varlıkları anlattığın yazılarda ki kodamanların aslında bizim gibi işlediğimiz haramlar yüzünden şeytan ve cin musallatında olduğunu -belki daha büyük ve güçlüleriyle muhataptırlar-düşündüm araştırmanı ve sadece bu konuyla ilgili bir makale kaleme almanı isterim bence ahır zamanın en gizli tuzağıdır zira...tekrar tüm kalbimle Allah senden razı olsun

    YanıtlaSil
  98. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  99. eline sağlık güzel yazı olmuş.Senden iki isteğim var biri hadis diğeri kader konusu üzerine...Kader, kaza ve irade(bilinen adıyla özgür irade) ile ilgili yetmedi okuduklarım çünkü insanlar sadece zanna uyarlar ayetindeki gibi kader ve kaza konusu da dedikodularla ve yalanlarla çok çarpıtılmış.Kaderi, Allah verecek ben keyfime bakayım ehehhhe diye düşünen zaten tembel bahanelere sarılan kaderimde bu varmış ehehehe diyip çalışmayan üretmeyen insanlar islam aleminin bugün ne durumda olduğu ortada işte onlar bizlerdik hala bizleriz belki de.

    Kurana şüphesiz inanan ve hadislerin ise kıyasla kuranla çelişmeyen bölümünü kabul eden mezhep tarikat vs kabul etmeyen insanlardan biriyim.Hadis kitaplarının hepsini okumadım ama bazı hadisler akla mantığa hakaret mesela keçi recm ayetini yemiş, deve sidiği içmek şifadır vb abidik kubidik hadisler var.

    Hacı senden çok şey istedim karşılığındaysa yalnızca Allah razı olsun diyebilirim derken şimdi Allah aklıma getirdi babanın ruhuna fatiha okurum hadi eyvallah.

    YanıtlaSil

Bu blog'a yapılan her yorum, o yorumun sahibini bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.

3. şahsa hakaret olmadığı müddetçe asla yorum silmem. "Bu yorum yazar tarafından silindi" ibaresi, eğer o yorumu yazan kişi kendi yorumunu sildiyse çıkar.